New Scientist Dergisi‘nin bir kehanetine göre, 2012 yılının Eylül ayında bir güneş fırtınası meydana gelecek ve büyük bir felaket kopacakmış. Yani sadece 3 yıl kadar sonra. Dergi bu konuya bir sayı ayırmış deniyor. Ciddiye almalı mıyız?
NASA’nın yaptırdığı bir çalışmaya göre, güneşte yoğun bir patlama olacak ve ortaya çıkan enerji akımları dünyaya ulaşacakmış. 1859′da da benzer bir şeyler olmuş. Gece 2′de büyük bir aydınlık olmuş, etraf gündüz gibi ışıldamış ama teknoloji düzeyi düşük olduğu için sadece telgraf sistemi çökmüş. Dediklerine göre, bu sefer 48 saat boyunca enerji şebekeleri yanacakmış. Cep telefonu şebekeleri, internet, TV radyo yayınları çökecekmiş vs. Dolaylı olarak su ve kanalizasyon sitemi de çökecekmiş vs. Sadece 48 saat ise, idare edilebilir ama şebekeler 20 yılda onarılacak iddiaları da var.
2012′de büyük felaket olacağına dair bir sürü teori dolaşıyor ortalıkta. Matematik ve astrolojide ileri olan Maya uygarlığının takvimleri de 2012′de bitiyor. Tazolkin adı verilen takvim, 5 bin kusur yıl sürüyor sonra başa sarıyor. Ama 2012′den sonrasında başa sarma emareleri yok. Bu konuda bir film bile çekildi. 7 Temmuz 2009′da sinemalarda.
Bir iki ay önce Amsterdam’da düşen THY uçağını bir seferle ıskaladıktan sonra, bu tip felaket haberlerine pek itibar etmiyorum. Her an herşey oluyor zaten. Bekleyip göreceğiz. Paniğe mahal yok.
İmza D.
Radikal, bahar temalı bir dijital fotoğraf yarışması düzenliyor.
Cazip hediyeler var işin sonunda: CANON LEGRIA FS 200, sonra Fotoğrafevi tarafından basılan Ara Güler‘in siyah beyaz klasikleri, röportajlarını, portrelerini kapsayan bir fotoğraf albümü, bir de Sabit Kalfagil’in İstanbul albümü. Ayrıca, Fotoğrafevi tarafından basılan İz Dergisi‘ne 1 yıllık üyelik.
Yarışmaya katılmak ve hemen fotoğraf yüklemek için tıklayın. Dikkat son gün 31 Mayıs 2009 (Demin kendi kendime panik yaptım ama gereksizmiş, Nisan’ın 30 çektiğini fark edince jetonum düştü). Daha vakit var ama bir an önce tıklayalım, kazanalım.
P.S. Fotoğraf radikal.com.tr‘den
Bianet‘in haberine göre İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKS) Cohen’in 5-6 Ağustos Cemil Topuzlu Açık Hava sahnesinde konser vereceğinin müjdesini vermiş. Ben gerçi web sitelerinde bulamadım ama keşke doğru olsa. Rivayete göre biletler daha sonraki bir tarihte satışa çıkacak. Gerçi resmi web sitesinde de İstanbul görünmüyor ama biz bianet’in yalancısıyız.
Kanada’lı Cohen 70 küsür yaşlarında. 40 yıldan fazladır müzik yapıyor, şiir yazıyor. 1967 yılında çıkan ilk albümü “Songs of Leonard Cohen“, Suzanne, So Long Marianne, Sisters of Mercy gibi klasikleri de ihtiva ediyordu. Bildiğim kadarıyla bir takım ruhsal sorunları oldu; 1990′larda uzun bir süre ara verdi müziğe ama 2000′lerin sonunda verdiği Londra konseri albümü olarak yayınlandı. Tanıdıklarımın %85′inin düğünlerinde çaldırma sevdasında olduğu “Dance me to the end of love“ bu albümün açılış şarkısı.
Hakkında yüzlerce yazı kitap makale, inceleme var Cohen‘in. İlgililerini epey bir meşgul etmiş.
Everybody knows (Everybody knows that the plague is coming, everybody knows that its moving fast, Everybody knows that the naked man and woman is just a shining artifact of the past) ise benim en favori şarkılarımdan biri.
P.S. Resim ve bilgilerin bazılar leonardcohenfiles.com‘dan.
Dün imkansız aşklardan konuşuyorduk, aklımıza geldi..
Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ölümüm birden olacak seziyorum Hem kötüyüm karanlığım hem de biraz çirkinim Aysel git başımdan istemiyorum Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün Dağıtır gecelerim sarışınlığını Uykularımı uyusan nasıl korkarsın Hiçbir dakikamı yaşayamazsın Aysel git başımdan ben sana göre değilim Benim için kirletme aydınlığını Ben kötüyüm karanlığım çirkinim Islığımı denesen hemen düşürürsün Gözlerim hızlandırır tenhalığını Yanlış şehirlere götürür trenlerim Ya ölmek ustalığını kazanırsın Ya korku biriktirmek yetisini Acılarım iyice bol gelir sana Sevincim bir türlü tutmaz sevincini Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ümitsizliğimi olsun anlasana Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Sevindiğim anda sen üzülürsün Sonbahar uğultusu duymamışın ki İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş Uzak yalnızlık limanlarına Aykırı bir yolcuyum dünya geniş Büyük bir kulak çınlıyor İçimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş Sakın başka bir şey getirme aklına Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ölümüm birden olacak seziyorum Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Aysel git başımdan seni seviyorum
Atilla İlhan‘ın kendi sesinden dinlemek isteyenler, buradan alalım sizi.
P.S. Fotoğraf allposters.com‘dan.
Bizim ufaklığı geçen pazar anneannesinin yanında yazlığa yolladığımız için, hasretine dayanamayıp yollara düştük. 23 Nisan’ı fırsat bilip bücüre sürpriz yaptık. Denize girme, sezonu açma hayallerim de vardı. Ancak ne rüzgar, ne de kendini okyanus sanan deniz izin verdi. Ama şikayetim yok. Dalgalı denizin de ayrı bir güzelliği oluyor.
Ortalık da yeşillenmişti. Çilek mevsimi tabii, bütün yol kenarındaki tezgahlar kıpkırmızı (Marketlerden pahalı bu arada). Bizimkiler, baba kız zil takıp oynadılar, ikisi de çilek manyağı.
İki gün kalıp geldik. Ama güzel oldu. Tatilin kısası, uzunu olmuyor. Fırsat varsa ipi koparacaksın. Bir de başıma süper bir şey geldi: Onlarca leyleği havada görmekle kalmadım, leylek sürüleri gördüm.
Yırttım bu sene
Son zamanlarda Dizimax’te Medium dizisine sardık.
Sağolsunlar program akışını düzenleyen arkadaşlar, bana gıcıklık olsun diye saat 24:00 civarına peşpeşe iki bölüm koyuyorlar. Benim denk geldiğim bölümlerde hikaye iki bölüme yayılıyor. Ay dur şu bölümü de bitireyim derken perişan haldeyim. Gün saat 06:30′da başladığından, bünye geç yatmayı kaldırmıyor.
Genelde doğaüstü olaylarla ilgili dizilerin kısa sürede saçmaladıkları konusunda kanaatim sabit olsa da, (Bkz. Heroes, Ghost Whisperer, Buffy vs.) Medium şimdilik gayet iyi gidiyor. Hatta konulu film gibi. Bir yerlerde dizinin konusuyla ilgili şöyle bir şeyler okudum:
“Üç çocuk annesi ve iyi bir eş olan Allison, görünüşte sıradan bir genç kadındır. Bir yandan hukuk fakultesinde öğrencidir ancak onun kimse tarafından bilinmeyen gizli güçleri vardır. O, ölüleri görebilir, duyabilir, hatta konuşabilir. Ayrıca geleceğe ait olayları da rüyasında görebilir. Roket Bilim Adamı olan kocası Joe, ilk başlarda karısının stresten dolayı düş gördüğünü zanneder. Allison da bu durumdan son derece rahatsızdır. Ancak bir gün ölmüş olan babası, yatağının ayak ucunda beliriverir aniden. Allison ile konuşarak bu yeteneğinin ona tanrının bir armağanı olduğunu ve kullanmasını söyler. Böylece Allison altıncı hissini insanların yararına kullanmaya başlar. Joe, bölge başsavcısı olan Miguel Sandoval’a karısının bu yeteneğinden bahseder ve kullanmalarını önerir.”
Neyse özetle Allison medyum ve başsavcıyla çalışıyor. Yukardaki özette bir şey dikkatinizi çekti mi? “Roket Bilim Adamı olan kocası Joe“. Halihazırda dizinin en fazla 10 bölümünü seyretmiş olduğumdan kadının kocasının mesleği dikkatimi çekmemişti, çünkü ona bir vurgu yok. Ya da ben görmemişim. Yani 50 soruluk bir test olsa Joe ne iş yapar diye ben 50. şıkda bile işaretlemezdim “Roket Bilim Adamı” şıkkını.
Emmy ödüllü Patricia Arquette‘in başrolünü oynadığı dizi cidden bir medyumun, Allison DuBois‘nın gerçek hayat hikayesine dayanıyor.
Biraz da Hollywood dedikodusu: Patricia Arquette’in tüm sülalesi sinemayla ilgili. Dedesi, Cliff Arquette, babası Lewis ArQuette, kardeşleri (ablaları, abileri, kızkardeşleri falan demeyeceğim çünkü bu durum karışık) Rosanna, David ve Alexis de sinemacı. Alexis, Robert Arquette olarak doğmuş sonra bir cinsiyet değiştirme olayı olmuş. İlginç bir hayatı var. Hikayesi bir belgeselde anlatılıyor: “Alexis Arquette; She is my brother”.
Patricia Arquette, Nicholas Cage ile evli. Kardeşi David ile evli Friends dizi oyuncusu Courtney Cox ise yengesi vs.
Yine yağışlı bir Pazartesi’ye uyanınca tepemin tası attı artık. Ya tamam; kuraklık falan hoş şeyler değil, keşke küresel ısınma olmasa, yağışlar da fena mı oluyor, bunların hep farkındayım. Ama insan arada sıcaktan bunalmayı özlüyor, öff pöff demek istiyor.
Hava kötü olunca iş yerinde verim de düşüyor haliyle. İnternette ordan oraya savrulurken buluyorsun kendini. Bu savrulmalar esnasında karşıma Kristin Cavallari‘nin kumsalda bir resmi çıktı iyice sinirlendim. İçerledim hava durumuna. Sonra kendime 1 Mayıs’ın tatil olduğunu hatırlattım, keyfime bir ayar çektim.
Bu arada kim ya bu Kristin Cavallari diyenler çıkacaktır. Kendisi 20′li yaşlarında Amerikalı bir genç oyuncu. Henüz pek akıllarda kalan başarısı yok. Laguna Beach, The Real Orange County isimli bir gençlik dizisinde bir rolü var. Bir iki de klipte oynamış sanırım. Doğrusu Kristin ile ilgili bizi cezbeden tek şey karşımıza çıkan bu pozuyla bize yazı ve sıcak kumları hatırlatması. İlgilenenler, vakit öldürecem kardeşim sana ne diyenler web sitesini ziyaret edebilir. Biz sizi tutmayalım.
Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar, Atilla Durak‘ın 7 yıllık çalışmalarının ürünü. Sergi, New York Soho Photo Gallery de dahil olmak üzere sayısız yerde sergilendi. Sergideki fotoğraflar Türkiye’de daha önce yapılmış insan portrelerinin konu edildiği fotoğraf projelerinden çok farklı.
Laz, Çamlıhemşin
Her karesi bugüne kadar dinlediklerimizden çok farklı hikayeler anlatıyor. Türkiye’nin yitirilmekte olan renklerini, insanların değişik kültürel kimliklerinden kaynaklanan farklarını o kadar güzel yansıtıyor ki. Öte yandan insan olmamızdan gelen bir bağı da hatırlatmaktan geri durmuyor.
Sarıkeçili, Tahtalı
Sergiyi gezdiğimizde çok etkilendik. Kitabı da varmış, yanında da bir müzik CD’si, hemen edindik, çocuklar gibi sevindik. Kitap da sergi gibi tam bir şölen. İnsan saatlerce elinden bırakamıyor. Üstelik hikaye ve yorumlarla daha da bir festival havasına bürünmüş. Doğrusu bana bir sürü pencere açtı. Mesela ben Ovakent’te Özbekler, Salpazarı’nda Çepniler, Kırklareli’nde Gacal’lar olduğunu bilmezdim.
Özbek, Ovakent
Atilla Durak’la bir röportaj okumak isterseniz burdan buyrunuz.
P.S: Fotoğrafları teminimiz fotoritm sayesinde mümkün oldu. Teşekkürler.
Onu belki de pek çoğumuz Aşk-ı Memnu dizisinden sonra tanıdık. Dizide, çocuklara bakan Matmazel Deniz hanımı oynuyor. Konservatuvar mezunu bir tiyatrocu olan Zerrin Tekindor, onlarca tiyatro oyununda oynamış ve 2004 yılında Afife Jale Tiyatro Ödülü’ne layık görülmüş.
Ben ise kendisini çok farklı bir yönüyle tanıyıp, sonrada tiyatrocu olduğunu öğrendim. Kendisi çok güzel bir kadın olmasının yanında, aynı zamanda harika resimleri olan bir ressam. Tiyatro kariyerini sürdürürken, Bilkent Üniversitesi’nde Resim bölümüne de devam etmiş. Bildiğim kadarıyla büyük tiyatrocu Çetin Tekindor ile bir süre evli kalıp, boşanmış.
Resim sanatına yakın bir ilgim olmamasına rağmen, Zerrin Tekindor’un resimlerinden çok etkileniyorum; koca kirpikli kadınlarına bayılıyorum. Kendine ait web sitesinde, daha ayrıntılı bilgiler ve resimlerinden örnekler bulabilirsiniz.
İmza G.
Pulitzer ödüllerinde en ilgimizi çeken kategori haber fotoğrafları. Obama’nın seçim kampanyalarını izleyen Damon Winter‘ın fotoğrafları haber fotoğrafları dalında ödülü kaptı.
Flaş haber fotoğrafı ödülüne ise Miami Herald Gazetesinden Patrick Farrell layık görüldü. Haber fotoğrafları kategorileri fotoğrafa ilgisi olanlar için bence eşsiz bir kaynak. Pultizer’in web sitesinde geçmiş yılların adaylarına ve kazanan eserlere de ulaşmak mümkün.