11 Nisan’da “Britain’s Got Talent“e çıktıktan sonra ana haber bültenlerine dahi konu olan Susan Boyle’ı duymuş olduğunuzu tahmin ediyorum. Ben son zamanlarda bir kaç kere seyrettim. O kadar olağanüstü bir performans ki özellikle salonda olsa insan, ayaklarda alkışlamamak zor.

Gösterişsiz tipi, minik bir İskoç kasabasından gelmesi, kaba aksanı, yıllardır işsiz olması ve 47 yaşında olması, jürinin oraya buraya göz devirmelerine sebep olsa da, Les Miserables’den I Dreamed a Dream’i söylerken Susan’ın sesi bir tokat gibi iniyor surata.
Susan geçmişte irili ufaklı ses eğitimleri almış, bir iki müzikal için de hamleler yapmış ama genelde tipten kaybetmiş sanıyorum zira sesden kaybetmesi olası görünmüyor. Daha önce Cry Me a River‘ı CD olarak çıkarmış ama nedense hak ettiği sıçramayı yapamamış. 8 kardeşten biri. Hepsi evi terk etmişler, annesi 91 yaşında ölene kadar ona bakmış. Hala da sanırım aynı evde 10 yaşındaki kedisi Peebles ile yaşıyor. Hüzünlendirdi beni.
Hakkındaki ön yargılara da dokundurmuş arada. Kendi sözlerinden, çevirmeden aktarıyorum.
“Modern society is too quick to judge people on their appereances. ..There is not much you can do about it, it is the way they are. But maybe this could teach them a lesson, set an example.”
Nick Barron‘dan güzel de bir yorum okudum hakkında. Onu da orjinal bırakacağım.
“In her success, we see a phoenix rising from the ashes of dissappointment, sadness and hearth break. We see prosperity after recession. We see good trumping evil, and we see a restoration, albeit ever so slightly, to the belief that dedication and perseverance can pay off in the end.”
Bu yarışmada benim oyum olsaydı, kesin Susan’a giderdi. .. Fan club’ı için tıklayın.
İmza D.