Lambdaİstanbul‘un 5. kez dağıttığı Hormonlu Domates Anti Homofobi Ödüllerinin bu yıl yapılacak olan beşincisi için oylama Lambda’nın web sitesinde başladı. 8 dalda 42 aday yarışıyor.
Öduller 21 -27 Haziran LGBTT Haftasının açılış gecesinde sahiplerini bulacak. Tören XLarge adlı klüpte açıklanacak, ödülleri Esmeray ve Sanem Öge verecek.
Lezbiyen, gey, travesti ve transseksüellere yönelik ayrımcı açıklama ve uygulamalarda bulunanlara verilen ödüller için yarışanlar arasında eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, oyuncu Fikret Kuşkan, Radikal yazarı Nur Çintay, Zaman yazarı Ali Bulaç ve isim babası Erman Toroğlu var.
Geçmişte ödül alanlara ve neler dediklerine buradan bakabilirsiniz. Ödüle ilham kaynağı olan Erman Toroğlu, zamanında hormonlu gıdalarla ilgili konusurken halkı uyarmış ve “hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz” demişti. O gün bügündür millet ödülleri topluyor.
İmza D.
Fotoğraf sanatçısı Kerim Bora’nın ismini Devinim isimli projesi ile duydum. Türkiye’nin dört bir yanından insan fotoğraflarından ve sohbetlerden oluşan proje, 1 Haziran’dan beri internetten www.devinim.tv‘den izlenebiliyor.
Kerim Bora daha önce Küba’dan Afrika’ya insanoğlunu fotoğraflamış. 5 sene kadar önce, Türkiye’nin dört bir tarafından insan fotoğrafları çekmeye başlamış. 20 ilden yüzlerce insanla muhtelif konularda konuşmuş. “Türkiye’li olmak ne demek?”, buna cevap aramışlar. Yakın siyasi tarih, genç olmak, kimlik ve ötekileştirme, alevi olmak, eğitim sorunu vs.
Web sitesi biraz yavaş çalışıyor, belki şansıma bugün boyle ama pes etmeyin, çok güzel sohbetler var. Kerim Bora’nın diğer çalışmalarına ait galeriyi gezmek de çok zevkli. Benim sevdiğim türde fotoğraflar.
Fotoritm‘de güzel bir söyleşisi var.
Ankara’da Meclis Parkı’nın arkasındaki sokakların birinde, bodrum katında bir tiyatro var. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu Serhat Erekinci binbir güçlükle üç yıldır bu tiyatronun çarkını döndürmeye çalışıyor. Önce Yeraltı Tiyatro Topluluğu ile paylaştığı bu mekanda, şimdi müzisyen Ali Erel ile Domus Sanat Çiftliği (DSÇ) adı altında faaliyet yürütüyorlar. Domus Latince ev demek.
Bu mekan bildiğimiz yıkık dökük bodrumlardan. Erekinci ve Erel, konseptini birlikte hazırladıları “Az önce” isimli projelerini, “perfomans ve ses enstalasyonları” olarak adlandırıyorlar. Herhangi bir metin yok. Ben bir arkadaşımdan duydum. Değişik geldi, bir ara izleyeceğim.
Onlarla ilgili Radikal’de uzun bir yazı var. Bir yazı da birgün‘de.
Güvenlik Caddesi 17/A A.Ayrancı Ankara 0 533 811 12 55, 0 535 400 35 52
Ben 3 cücenin gezgin ayağı:) Geçen hafta New York’taydım. Çok istedim oradan bir post atmayı (kart atma misali), ama internet problemim oldu. New York’la ilgili postlar gelecek yavaş yavaş. Önce kültürel tarafından başlayalım dedim, sonra jazz barlara falan da yöneleceğiz elbet:)
New York, bir çok konuda olduğu gibi uçsuz bucaksız olmasa bile, müze konusunda da zengin sayılabilir. Kısa vakitteki tek müze hakkımızı Metropolitan Museum of Modern Art‘tan yana kullandık.
53. cadde üzerinde yer alan 5 katlı bu müze, fotoğraf, resim, heykel, tasarımlar, kolajlar, ilginç tasarımlar içeriyor. Eserleri bulunan ünlü sanatçılardan hatırladıklarım: Matisse, Picasso, Cézanne, Miro, Gauguin, Dali, Andy Warhol, Roy Lichtenstein… Sanata ilginiz az olsa bile, bu müzenin ilginizi çekeceğini, ufkunuzu genişletebileceğini düşünüyorum.
Müze biletlerini kapıdan alabilirsiniz. Tek giriş 20 $. Ancak, Rockefeller Plaza’nın tepesinden, tüm NY’u seyredebileceğiniz Top of the Rock bileti ile birlikte alırsanız, ikisi 30 $’a geliyor (40$ yerine). Yok ben para mara vermem derseniz, Cuma akşamları 16.00-20.00 arası müzeyi ücretsiz gezebilirsiniz. O saatte önünden geçtiğimizde, hatrı sayılır bir kuyruk vardı, tahmin edilebileceği gibi.
İçeride resim çekmeye izin veriyorlar; o yüzden mutlaka fotoğraf makinenizle gidin. Kolaj sevenler için, harika örnekler var. Hangi birinin resmini koyacağımı şaşırdığımdan, en renklisini koyuyorum.
İmza G.
Kırmızı Baykuş’taki diğer New York gezi notları:
New York’a gitmeden önce yapılması gerekenler Metropolitan Museum of Modern Art (MoMA) New York Gezi Notları – 1. gün New York Gezi Notları – 2. gün New York Gezi Notları – Long Island New York Gezi Notları – 5. gün New York Gezi Notları – 6. gün New York Gezi Notları – 7. gün New York Gezi Notları – 8. gün New York’ta alışveriş
Bizim ufaklığın bugün yaşgünü ama kendisinin haberi yok. Çünkü biz ana-baba olarak bu aralar kutlama havamızda olmadığımızdan erteledik. Zaten başından beri hiç tam gününde kutlamadık. Zaten deliye hergün bayram; dolayısıyla herkes mutlu:)
Bir yaşgününde yeni taşınmıştık, bir tanesinde millet tatile gitmişti. O sene Ekim başı kutladık – evet biraz geç oldu, doğru- bu sene de havamızda değiliz, bakalım ne zaman kutlanacak? Gerçi Ekim’de kutladığımız sene tam sonbahar manzarası vardı. Tablo gibiydi etraf. Ben de bunun üzerine neden devamlı farklı mevsimlerde kutlamayalım diye düşündüm, mesela bir sene kış tatilinde, bir sene ilkbaharda. Sürpriz. Keyfin olana kadar bu bahaneyle sallayabilirsin.
Bizimki bugün sağdan soldan öğrense bile kafada bağdaştıramaz. “Yaşgünüyse neden telaş yok” gibi. Neyse ben bugün iş çıkışı kendisiyle ilgileneceğim, belki çekirdek aile palyaçolu bir pasta üfleriz (palyaço takıntısı var da).
Kart eggnogg‘dan, resim buradan. Palyaçolu pasta moral bozucu değil mi biraz Palyaçolar, emekli veya huzur evinden çağırılmış gibiler.
Desperate Housewives‘da dünyanın en itici kadınlarından birini oynayan Marcia Cross, gerçek hayatta o kadar spor bir tipmiş ki bunu kamuoyuyla paylaşıp, itibarını kurtarmayı borç bildim. Bizim bildiğimiz Marcia alttaki gibi fettan, soğuk bir kadın değil mi?
Aslında gayet mütevazı, sevimli, normal bir kadın görüntüsü veren bir insan:
Bir de ikizleri var, hep onlarla haşır neşir resimleri var etrafta:
Gıcık değilim artık kendisine, tahammül edebilirim Yolu açık olsun.
Tam bir road trip planlıyorum. Ayrıntılar yakında veya dönünce:)
Resim the dreamygiraffe‘dan
Adana’da SBS’ye girmesine izin vermedi diye annesini öldüren 11 yaşındaki kızı okumuşunuzdur. Çok kafamı meşgul etti bu benim, katil göremedim kendisini. Bir kız daha vardı Ankara’dan Başak diye. Bir süre öncesi öğretim üyesi annesini öldürmüştü. Bu nasıl bir hınç ya, bas git terk et evi kurtarmıyor mu? Başak Aydıntuğ’nun katil olduğunu düşünmek göreceli olarak bana daha kolay geliyor, daha tuzu kuru bir tip gibi ama R.A.’nın durumu beni perişan etti. Aile bireyleri açısından da. Başak’ın babası, gerçi yeniden evlenmiş ama kızının eski karısını öldürdüğü gerçeğiyle yaşamak zorunda. Üstelik çocuğun uzun süre -müebbet mi yedi bilmiyorum - hapis yatacak, bununla yaşamak zorundasın; o hayat bir daha toparlanır mı?
TCK’ya göre 11 yaşında bir çocuğun cezai ehliyeti yok, dolayısıyla R.A’nın ceza alması falan sözkonusu değil. Ben kendi 10 yaş halimi düşünüyorum da, 150 cm boyunda bebektim ben ya. Benzer bir şey tasarlayacak zekam veya motivasyonum yoktu. R.A’nın ev şartları da çok trajikmiş. 5 kişilik ev halkından iki abi daha gencecikken evlenmişler, eşler çarşaflı. Son zamanlarda da ağabeylerden birinin yalınayak, uzun cüppeli ve başı sarıklı olarak görüldüğünden adının Aczimendi’ye çıktığını yazıyor bazı gazeteler. R.A önce çocuğu olmayan teyzesinin yanında, nispeten rahat bir ortamda kalıyormuş. Ama son pedagog raporlarına göre bu dönemi de işine sindirememiş.
Yedinci sınıfta ve okumak istiyor. Öğretmenlerine “SBS’ye girip Anadolu Lisesi’ni kazanacağım” diye dert yanıyormuş. Tanıyanların anlattığına göre çok da zeki bir çocuk, teşekkür getirmiş ilk dönem. Nisan’da beri okula göndermiyorlarmış. Biraz protest bir tip o da belli, munis bir çocuk değil. Bir yerlerde okumuştum: babası, karımı öldürdü ama peşini bırakmam sahip çıkarım çocuğuma demiş. Ama bugün Radikal’de okudum; yaşı 12 altı olduğu için kovuşturulmasına yer olmadığına karar verilecek ve savcı, idari olarak çocuk mahkemesinden bir ay süreyle koruma tedbiri kararı alınan R.A’nın ailesine teslim edilmesini düşünmediklerini söylemiş. Ve şunları söylemiş: “Cumhuriyet savcılığı olarak R.A’nın mahkeme kararı ile koruma tedbiri istenecek, böylece kız çocuğu, reşit olacağı 18 yaşını doldurana kadar çocuk yuvasında kalacak ve bu sürede eğitimini ve yaşamını sürdürmesi konusunda destek olunacak.” Karar, mahkeme heyetinde, ancak çocuğun ailesinden birini öldürdüğü iddia edildiği için durum oldukça hassas. Bu nedenle hakimin aileye verme olasılığı hemen hiç yok”. Bir de polis kontrolünde SBS’ye de girmiş. Ya kazansa ne olacak, yuva da olmak daha mı iyi? Ne bileyim belki daha iyi. Off ya off. Foto buradan.
Bizim ufaklık bu aralar el kuklalarına merak saldı. Genelde ellerine bir çift çorap geçirmiş vaziyette dolaşıyor zaten. Kışın eldiven takmaktan nefret ederdi. Bu sene olmazsa kışın ellerine çorap geçirip, dışarı öyle çıkalım diye aklımın bir köşesine not aldım. Bizim evdeki çoraplı eller devamlı dialog halindeler Henüz endişelenmiyorum, biraz bekleyeceğim.
Endişelenmeyi ertelediğim için, aklıma evde çeşit çeşit el kuklası yapmak geldi. Çünkü kolay birşey, kırmızı çoraba düğmelerden göz dikiyorsun oluveriyor. Herkes yapabilir. Ev yapımı oyuncakları çok seviyorum, çocuk hazırlanış sürecini gözlüyor, emeğe tanık oluyor, markası falan olmuyor; dolayısıyla sadece kendisinde olduğunu biliyor. Bir hikayesi oluyor oyuncağın. Üç kollu ve yeşil olsun tipinde istek de alınabiliyor. Bu çerçevede, el kuklaları açısından kendim ve sizler için araştırma yapmaktan geri kalmadım.
Yukardaki ve aşağıdaki 2 örnek candicewestberg‘den;
Bu da ecotrinkets‘den. Kafası karışık kedi Rufus.
Ama doğrusu bu benim için çok karışık. Kendi kafa karışıklığım yetiyor, Rufus’la uğraşamayacağım.
Bu da blacksrock‘dan bir kukla, ama bana çocukluğumun TRT çocuk programlarını hatırlattı, içim bir tuhaf oldu, ben almayayım sağolun.
Sanırım şimdilik kendi tasarımlarımla idare edeceğim. Bir tane yapıp fotoğrafını da koyacağım diyeyim de motivasyon olsun, sallama şansım kalmasın.