SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
What about Bob? :)
Jul 31st, 2009 by D.

what-about-bob8Bu film taaa 1991 yapımı, ben kimbilir ilk ne zaman/kaç kere seyrettim? En favori filmlerimden biri. Diğer en favori filmlerimden  biri gene bir Bill Murray filmi; The Groundhog Day (hep aynı güne uyanmak ile ilgili birşey). What about Bob? bence o kadar sevimli ki yüzlerce kere seyredilebilir. Richard Dreyfuss filmde bir hastasıyla (highly manipulative obsessive compulsive) başı dertte bir psikiyatrı oynuyor. Tatile çıkıyor, Bob da peşinde; aileye nüfuz ediyor, herkese kendini sevidiriyor  ama bu arada usul usul doktor deliriyor, gerçi herşey çok güzel oluyor sonunda. Digitürk’te seyrettim bir kere daha, aklıma geldi, güzel oldu.


Dr. Leo Marvin: You think he’s gone? He’s not gone. That’s the whole point! He’s never gone!
[Leo opens the door; there's Bob]
Bob Wiley: Is this some radical new therapy?
Dr. Leo Marvin: YOU SEE?

Notumuzu alalım, şiddetle tavsiye edilenler kategorisine ekleyelim…

İmza D.

Kötü bir film hakkında bir iki laf
Jul 31st, 2009 by D.

Geçenlerde benzincide ödeme için bekleyip, DVD, VCD vesaire rafı önünde oyalanırken gözüme Jon Bon Jovi’nin başrolünde oynadığı  ”The Leading Man” isimli film ilişti. Adam gibi DVD fiyatında olsa hayatta almazdım, ama 4.95 YTL gibi bir şeydi. (Bu arada hepsiburada.com‘da 2 lira falanmış.) Yahu dedim, en kötü ihtimalle alıp, bir göz gezdirip bir daha yüzüne bile bakmadığım dergi muamelesi çekerim. Aldım. Bir sürü DVD’nin başına geldiği üzere, bir süre evde yattı.  Sonra, eşimin eve bir sürü arkadaşını toplayıp mangalın teorisi ve pratiğini masaya yatırdıkları bir gece, baktım TV bana kalmış, hatta baktım ufaklık da göreceli olarak erken bir saatte uyumuş, üşenmedim seyrettim.

bonjoviÖncelikle şunu açıklayayım, Bon Jovi‘ye “Amerika’nın Coşkun Sabah’ı” muamelesi yapan kuşaktan değilim ben. Geçmişte epey severdim. Bir sürü albümlerini almışımdır, hala durur, ara ara dinlerim. Ama bu demek değil ki oyunculuğunu da seveceğim. Zaten bugüne kadar müzik piyasasında iyi olup, oyunculuğu da iyi çıkana rastlamadım.  Film tahmin ettiğim üzere vasat çıktı. Ama tüm tahminlerimin aksine Jon Bon Jovi korkunç kötü değildi. Arada insanı uyuz eden surat ifadeleri vardı, fakat cidden korkunç değildi. Adamın  tahmin ettiğimden  çok oyunculuk denemesi varmış; bir aralar Ally McBeal’de, bir de Sex and the City’de de oynamıştı yanlış hatırlamıyorsam, 8-10 tane de filmi varmış. Bu arada zaten çelimsiz olduğunu biliyorduk, ancak kendisi Prince (bunun en son adı neydi? Bir ara “The Artist Formerly Known As Prince” idi, sonra ne oldu en son bilemedim) kadar minik bir tip nerdeyse. Sahnedeki görüntü yanıltıcı olabiliyor, teyit oldu. Her neyse.

Filmde Jon Bon Jovi, milletin önce sevgilisine, sonra karısına sulanıyor. Zorlasa ikisini de elde edebilecek durumda.  Sonunda kendi çıkarlarına en fazla hizmet edecek formülü buluyor. Gerçi ben sonunu pek anlamadım. Olur da filmi seyretmek isteyen olur diye  anladığım kadarını da hissettirmek istemiyorum. Seyreden birileri olsa da beni bir nebze aydınlatsa. Mesela Bon Jovi’nin oynadığı karakter numaradan tavladığı ikinci esas kadını sonradan cidden sevdi mi ki sağa sola taşıdı? Filmin sonunu hissettirmemeye çalışarak ancak bu kadar konuşulabiliyor hakkında. Neyse seyreden olursa bize bir mesaj atsın bir zahmet, bir iki şey soracağım.. Özetle; vakit öldüreceğim, ne seyredeyim? diyorsanız izleyin. Bir de eski günlerin hatırına bir parçasını ekleyeceğim (bunun sözlerini çok severdim), kendime engel olamadım mazur görün, yaşıma verin.

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin