SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Çoktan seçmeli cevaplar
Jul 22nd, 2009 by D.

cok-cocuk1

Resim tummymountain‘dan.

Kağıttan Gemiler‘de gezerken baktım, kaç çocuğunuz olmalı konulu bir testten bahsediyor. Hiçbir testi çözmem bunu çözesim geldi. Şöyle bir şey çıktı; “Çok çocuk; Hiç büyümeyeceksiniz siz, o yüzden bir sürü çocuğunuz olmalı. Tabii bunu söylerken finansal koşullarınızı hesaba katmıyoruz. Siz mutlaka işin bu yönünü de dikkate alın. Mutlaka biyolojik çocuklarınıza bakacaksınız diye bir kaide de yok. Malum dünyada milyonlarca kimsesiz ve bakıma ihtiyacı olan çocuk var. Sahip olduğunuz enerjiyi onlara da paylaştırabilirsiniz. Hem hiçbir zaman bitecek gibi görünmüyor o enerji. Çocukla çocuk, büyükle büyük olabilen doğanız; daha ilk bakışta bir çocuğun neye ihtiyacı olduğunu kavrayıveren kapasiteniz ve içinizdeki o engin merhamet sizi bulunmaz bir ebeveyn yapıyor. Bir kere çocuğu büyütenin ekmek, su kadar sevgi ve anlayış olduğunu biliyorsunuz. Ne diyelim, şu dünyaya sizin çocuğunuz olarak gelmek varmış…”

Keyfim çok yerine geldi :) :):).Bu arada bizim ufaklık dün Fatsa’yla ilgili yazımızın resimlerine bakınıyordu (mouse’un ortasında tekerleği itiyor, çekiyor, resimlerde gezmeyi bir şekilde beceriyor). Köfte tabağının resmini görünce “şuna baksanaaa, ne güzel yemek” dedi, içim cızz etti. Çünkü biz gezmekten fırsat bulup eve ancak saat üç gibi dönebilmiştik. Çocuk daha öğlen yemeğini yememişti -gerçi öğlen arabada sızdığı için yiyememişti, bizim kusurumuz az-. Yemek daha yeni pişiyor, bizimki arada açıktım diyordu falan filan. Ama sonrasında kallavi bir yemek yedirdik kendisine. Böyle arada aksamalar oluyor tabii, test sonuçlarından bağımsız değerlendirmek lazım.

İmza D.

40′ından sonra spora başlamak
Jul 22nd, 2009 by D.

fitness

Kendini yaşlı sanan bir arkadaşım spora başladı. Sonra da bunu bulmuş, çok güldük..

İmza D.

Hulahupum ve ben
Jul 21st, 2009 by gia

hulahop-girl

Çocukken hayal meyal hatırlıyorum birkaç kez çevirdiğimi. Periyodik olarak aklıma gelirdi, keşke bir hulahupum olsa derdim. Haftasonu D’.nin bücüre kıymızı top aldığımız oyuncakçıda görünce kaptım bir tane. Pek bir hevesliydim… Sandım ki, koyacağım belime, döndüreceğim de döndüreceğim. Hiç de öyle olmadı, bir kez bile döndürmeyi beceremedim. Yılmadım, youtube’da yeni başlayanlar için hulahup dersleri buldum. Yarın çalışmalara başlıyorum…

İmza G.

Full House bebeleri
Jul 21st, 2009 by D.

Bugün magazin ağırlıklıyız. Kelly Ripa postu için sağa sola bakınırken, karşıma Olsen kardeşler çıktı. Eskiden TV’lerde çeşitli kanallarda döne döne gösterilen Full House dizisindeki ikizleri hatırlarsınız belki. fullhouse8Bu  kardeşler dizi esnasında büyüdü tabii, sonra daha da büyüdüler ve son birkaç yıldır fink atıyorlar ortalıkta.  Şöhretten dolayı bir erozyon gözleniyor yüzlerinde. Ama deli gibi zenginler, hiç bir iş yapmalarına gerek yok. Çünkü Full House hala bir sürü ülkede gösterimdeymiş. Ne güzel gelsin paracıklar, gitsin paracıklar.

olsen-twins-twisted-sisters_ İmza D.

Kelly Ripa’nın olayı nedir?
Jul 21st, 2009 by D.

hope_and_faith-showAyıptır söylemesi, son birkaç aydır bir iki kişi birleşip Amerika’dan bir celebrity dergisine abone olduk. Utanıyoruz itiraf etmeye, ama bayıla bayıla takip ediyoruz. Gecikince endişeleniyoruz vs. Sade, çok profesyonel bir zarf içinde postalanıyor ofis adresine. Millet, birileri kontrat falan yolladı sanıyor, kapak hiç bir detayı ele vermiyor…

Neyse, Türkiye’de sadece Hope and Faith isimli, sevimli ama sıkıcı mı sıkıcı bir diziden aşina olduğumuz Kelly Ripa bu dergide her sayıda bir kaç kere görülüyor. Ve bir seviliyor,bir seviliyor o kadar olur. Yaşı da var gibi. Sevimli ama dünyanın en güzel kadını değil. 13 yıldır aynı adamla evli (Mark Consuelos- tek eşliler daha az haber oluyor kaçınılmaz olarak ama burada durum bu değil anlaşılan), bir ekstra heyecan da yok  gibi hayatında, yani açıklayamıyoruz popülaritesini.

kellymark0701

Anladığım kadarıyla bir sabah programı (Live with Kelly and Regis) sunmuş bir ara. Şu aralar da kocasıyla canlı bir programı var galiba. Ama hala popülaritenin sebebini anlamış değilim. Merak edip internet sitelerini de gezdim. Kadıncağız her yerde. İlginç cidden. Son foto buradan.

30101pcn_Ripa İmza D.

Vakit doldu :):):):)
Jul 19th, 2009 by D.

no-smoking-sign

 

33 soruda dumansız hayatın ilkeleri için buradan buyrun.

İmza D.

Boyumdan büyük filmler…
Jul 17th, 2009 by D.

1994 doğumlu Dakota Fanning’i hatırlarsınız. Minik sarışın bir kızcağızdı. Ama boyundan büyük filmleri vardı.

hide-and-seek1

Mesela Denzel Washington’la Man on Fire, Sean Penn ile I am Sam,  Robert De Niro ile Hide and Seek (if the child star [Fanning] challenged the master [De Niro] to a game of stare-down, the legend might very well blink first), Tom Cruise ile War of the Worlds.  2007′de Hounddog‘da  tecavüze uğrayan bir kızı oynadı ve çok konuşuldu. Ama Dakota olaydan zarar görmüş gibi değildi; “ya rol yapıyoruz burada ciddiye almayın” gibi laflar etti.

war-of-the-worlds12006′da 12 yaşındayken Academy of Motion Pictures, Arts and Sciences’a üye olarak davet edildi, en genç üye oldu. Özgeçmişi burada. Buradan da bir röportajına göz atın. Seviyorum Dakota’yı. İyi bir oyuncu bence. Ne zaman 10 küsur yaşlarında iyi bir oyuncu gerekse, onun kapısını çalıyorlar gibi bir durum var. Büyük çoğunluğu rol yapma özürlüsü Türk dizileri çocuk yıldızlarımız, keşke boş zamanlarında biraz onun filmlerini seyretseler.

Gerçi artık büyüdü. O da kırmızı halılarda, o objektif senin, bu objektif benim, yaratıklar gibi poz vermeye başlar artık (Dakota kaç kurtar kendini).

dakota-fanning2 İmza D.

Gezi Yazıları – Fatsa’dan doğuya doğru
Jul 16th, 2009 by D.

Son Karadeniz yazımda Fatsa’yla ilgili bir şeyler yazdığımı hatırlıyorum. Fatsa’da Vonalı’nın yerinde öğlen yemeğini afiyetle hallettikten sonra, Ordu‘ya doğru devam ettik (Samsun- Ordu arası 165 km).  Daha önce Ordu’ya gelişlerimden birinde Boztepe‘ye çıkmıştık, şehre 6 km uzaklıkta dar bir yoldan kıvrıla kıvrıla çıkıyorsun. Denizden 450 metre yükseklikte ve manzarası çok güzel, bütün şehri  uzaktan incelemek mümkün. İhmal etmedik, yeniden  çıktık.

ordu-boztepe

Bu kadar yüksekten, şehrin yeşil alanları yutarak nasıl ilerlediği net olarak görülebiliyor. Ordu il merkezi yakınlarında, kitaplardan öğrendiğim kadarıyla Turnasuyu Vadisi diye bir yer varmış. Keşif gezileri yapmak açısından ideal. Vasıtası da bol merak etmeyin. 60 km uzunluğunda yürüyüş rotalarına sahip olan Turnasuyu Vadisi’ne geçmeden evvel, Saraycık beldesine bağlı Yoroz kent ormanı da gezilebilir diye okudum, kısa bir zirve tırmanışı mesela. Biz gezemedik, inşallah bir dahaki sefere. Gezilecek yerler için buradan lütfen.

Ordu’dan 46 km sonra Giresun var tabii sırada. Fındık deyince akla Giresun geliyor. Eşim taze fındığı çok sever, ama henüz fındık toplanmadığı için (Ağustos sonu toplanıyor galiba) millet uyanıklık edip geçen senenin mamulünü satıyordu. Onun için taze fındık yiyemedik.  Giresun’un ısırgan püresi, mısır dolması, karalahana diblesi, hamsi böreği gibi envai çeşit yemeği var. Giresun’da öğlen vakitlerinde olursanız, ihmal etmeyin.

Giresun şehri 3000 yıl önce kurulmuş. Romalılar Pontus Krallığı‘nı ele geçirdikten sonra bir de bakmışlar, yerli halk kırmızı küçük yemişleri olan bir ağaç  yetiştiriyor. Bir teoriye göre kentin antik adı olan Cerasus, bir çok dilde kirazın adına esin kaynağı olmuş (cherry, cersie vs). Ben fındık, fındıklı çikolata, bol kiraz yiyip bel çevremi genişletmeyeyim, gezeyim diyenlerdenseniz, Giresun’a 60 km uzaklıktaki Karagöller dağ sinsilesi sizin için  ideal. Atlas Dergisi‘nin  çıkardığı, Türkiye Tatil Atlası’na göre, en tavsiye edilen parkurlar; Eğribel Çoban Bağırtan, Turna ovası – Kümbet, Eğribel – Avşar Obası – Sağrak Gölü, Kırklar tepesi, Karagöl Tepesi, Aygır Gölü – Elmalı Obası.

yayla_sis(resim buradan)

Biz trek falan yapamadık, bünyeyi zorlamaya gerek yok. Trabzonda konaklamayı düşündüğümüz için, Giresun’dan oraya ilerledik. Merkezde bir yere, Büyük İmaret Camii’nin yanında bir yere arabayı park ettik, ama bu kosmopolit şehir üzerimize üzerimize geldi.  Nedense şehir merkezinde elini sallasan yirmi tanesine çarpan, gruplar halinde gezmeyi sevdikleri her hallerinden anlaşılan yağız delikanlıların, aydınlık yüzlü, munis Karadeniz insanıyla pek bir ortak özelliğini göremedik. Denizden bu kadar içeride konaklamayı da içimize sindiremedik, kendimiz yine sahil yoluna vurduk. Konaklayamadığımız için de ertesi sabah Maçka’ya gidip  Sümela çıkışını yapamadık, dönüşe ertelemek zorunda kaldık.

Belki duymuşunuzdur;  Rose Macaulay’ın The Towers of Trebizond isimli bir romanı varmış.

productBen bu vesileyle duydum. Bir grup farklı insanın İstanbul’dan Trabzon’a yolculuğunu anlatıyormuş.  Daha okumadığım için ahkam kesemeyeceğim, ama hazır Trabzon’da çok vakit geçiremedik, bari bu kitabı okuyayım diye aklıma not düştüm. Trabzon’a daha önceki bir gidişimde Atatürk’ün tepelerdeki villasını gezmiştim. Villa bazı kaynaklara göre 1890-1903 yılları arasında Trabzon’un zengin bir ailesi olan Karayannidis‘ler için inşa edilmiş ve 1924′de ziyareti esnasından Atatürk’e armağan edilmiş. Sonra Aya Sofya’yı atlamamalısınız. Eski şehri de gezin.

Dediğim gibi Trabzon’da gecelemedik, doğuya doğru hareket ettik. Bu arada da nerede konaklayacağız sıkıntısı baş gösterdi. Bastık Rize‘ye gittik, daha şehre gelmeden Rize Dedeman‘da yerimizi ayırtmıştık. Ama yolda Rize istikametinde giderken, sağ kolda ormanının içine kıvrılan bir küçük yolda Zümrüdüanka Otel‘in tabelasını gördük. Keyifli bir otel varsa kaçırmayalım kaygısıyla, daldık ara yola. Cidden otel, hemen yolun kenarında, deniz ayaklar altında, bir yarın üzerinde minik bir butik otel çıktı. Herşey mantıklı görülüyordu, ama Dedeman’dan pahalıydı (Dedeman150 iken bunlar 170 TL double oda, kahvaltı dahil dediler). Ona içerledik, bir de aşağı katı biraz şark köşesi gibiydi, kahvaltıyı orada yapacağız sandım, biraz üzerime geldi. Bir de Dedeman’a bakalım, siz fiyatı düşünüp bizi arayın dedik ve Dedeman’a yollandık. Dedeman zaten sadece 500 metre ötedeydi. Bir şekilde ben, kablosuz internete tav oldum (Zümrüdüanka’da yok sanıyordum ama varmış, gerçi  2 saat içinde 20 kere kesildi geldi vs) ve oteldeki düğünden göz gözü görmezken, odaya yerleştik. Butik oteldeki adamcağız sonra bizi aradı, 150 TL teklif etti, ama biz yerleşmiştik. Gerçi dönüşte burada kaldık, sonra anlatacağım.

Amma velakin yemek işi hallolmamıştı ve aşağıda düğün sürdükçe otelde yemek yemek hiç cazip değildi. Son Karadeniz’e geldiğimizde Türkiye’nin her yerini biliyor imajı yaratan yol gurusu arkadaşı aradım, nerede ne yiyeceğiz üstad? dedim. Ama sanırım uyuyordu bize pek net olmayan bir tarif verdi. Allah kerim deyip yola koyulduk. Amaçsızca Çayeli‘ne kadar sürdük. Orada, artık ya noluyor birilerine soralım diye durduk ki, Hüsrev gerilerde kalmış. Döndük Hüsrev‘i bulduk.

Hüsrev’i bilmeyen yoktur herhalde, milli kurufasülyecimiz. Bütün duvarları gelen gidenin resimleriyle dolu. Hatta ben eski patronumun nispeten bir gençlik resmini buldum. Eşi ve bir gazeteciyle yemek yiyordu. Ben cinslik yapıp, Hüsrev’de fasülye yemedim. Harika bir köfte yedim. Hatta yanındaki pilav -tereyağından herhalde- safranlı pilav rengindeydi, buram buram tereyağı da kokmuyordu, çok iyiydi. Şöyle görünüyordu:husrevde-kofte1

Hüsrev’de pişen fasülyeler İspir‘den geliyor. Hüsrev kendi tanıtımını çok iyi yapmış. Ankara’da (Balgat’ta) da şubesi var, ama Fatsa’daki Vonalı Celal’daki arkadaştan aldığımız tüyo’ya göre, Çayeli’ndeki Lale restoranın da kurufasülyesi çok meşhurmuş. Adresini bilmiyorum artık, sora sora.

Neyse fasülye ertesi otele döndük, ben otoparktaki keşmekeş içinde 23 Haziran’da post ettiğim mavi minibüs gelin arabasını görüntülemeyi başardım. Odaya attım kendimi(zi). Düğün tam gaz sürüyordu.

Rize’den hareket edince, Ayder civarına gitmek allahın emri. Biz genelde yol kaçıran tipler olduğumuzdan, koskoca Çayeli sapağını  kaçırmayı başardık. Ancak Fındıklı civarı jetonumuz düştü (allah allah neden çöp arabaları üzerinde Fındıklı belediyesi yazıyor?), geri dönmek zorunda kaldık.

Rize Çamlıhemşin yolu Çamlıhemşin’i geçince ikiye ayrılıyor. Biri Ayder’e, diğeri Çat üzerinden Vernecik yaylasına gidiyor. Ayder, Çamlıhemşin’e 17 km uzaklıkta, Doğu Karadeniz’in en meşhur yaylası. 1990′ların sonunda Kaçkar zirve yapmıştım, oradan hatırlıyorum. Kaçkar zirvesinde kuzey çıkışı için son hazırlık noktasıydı.

O zamanlar dijital makine ortamı yoktu. Evde buna bir çözüm bulup, manuel dijital yaptım kendime. Uçan daire gibi parlayan şey  benim flaş. Ama maalesef etrafta, ortada neler döndüğünü merak eden ve devamlı surette fotoğraf makinesinin peşinde olan 3-4 yaşlarında bir vatandaş varken ancak bu kadar oluyor. Resimler de yıllar içinde yıpranmış zaten:). İlk resim Deniz Gölü‘ne ait.

kackardenizgolu

Ağustos sonuydu (hatta şimdi hatırlıyorum, Lady Di’nin öldüğü yıldı -1997 sanırım- Garibim biz dağdayken ölmüştü, dönüşte ilk  gördüğüm gazetede “gelinliği kefeni oldu” diye başlık vardı, hayırdır dediydim ilkten, sonra anlaşıldı. Tam Dodi’yle eşleşmek üzereydi, İngiliz derin devleti affetmedi dediler sonra), zirveye yakın yerlerde ciddi kar vardı. Sıkı giyinmek lazım.

Bir de minik zirve resmi koyup o günleri yadedeyim, çünkü  artık zirveleri bir tek uçaktan görürüm gibime geliyor. (Gene resmin çeşitli yerlerinde  flaş lekeleri  var mazur görün.)

kackarzirve

Ayder’e geri dönersek, çeşitli kaplıca ortamları mevcut. Biz Kaçkar’da zirve telaşında bir hafta-on gün kadar kampta kaldığımızdan,  dönüşte Ayder’de kaplıcaya gitmiştik. Hamam sevdam oradan başlar.

Ben son gittiğimden beri geçen on senede, Ayder’i o kadar farklı gördüm ki. Betona yenik düşmüş resmen. Pansiyon, incik boncuk satan sürüyle minik büfe, dolmuş taşmış. Benim için cazibesini yitirmiş doğrusu. ayder2

1800 metre yüksekliğindeki Elevit yaylası, Pokut yaylası, Palovit yaylaları çok güzel. Yolları her zaman süper iyi durumda değil, özellikle 4 X 4 bir arabanız yoksa. Köylünün ben benim taksiyle gidiyorum abi, sen bunla rahat gidersin demesine aldanmayın, olayı sorgulayın yoksa bırakırsınız aracı.

Çamlıhemşin bir yol üzerinde ince uzun bir kasaba, nedense ben çok daha büyük bir yer hayal etmişim. Bu arada aralarda,  tepelerde, eski köşkler göze çarpıyor, çok sevimli. camlihemsin

Çamlıhemşin civarından acıktık gene. Yol Fırtına Deresi kenarından akıyordu ve kenarlarda birtakım restoranlar vardı. Bir tanesini gözümüze kestirdik. (Cümle içinde dört kere dere diyeceğim hazırlanın) Dere demeye bin şahit isteyen gürül gürül akan Fırtına deresi dibine kurulu  Dere Restoran’da balık çok iyiydi (0464-656 66 22, Fırtına Deresi 14 km. Dikkaya Köyü, Çamlıhemşin). Normalde deniz balığı dışından balığa bayılmasak da, buna bayıldık. Patates de vardı, bira da vardı, daha ne olsundu. Ben gene tabağımın resmini çektim. Ama balığın mı resmi olsun, fırtına deresi+ bira bardağının mı yarışmasını bardak kazandı.

dere-restoranda-bira

Rize civarlarına gidip sınırı sobelemeden dönmek olmaz diye düşündük. Rize – Hopa 90 km. Çok şeritli yoldan rahat rahat  gidiyorsun, Batum’a kadar devam edebilirsin. Bu arada bir şey öğrendim, THY’nin Gürcistan ile yaptığı anlaşma sonucunda Batum iç hat ağına dahil edilmiş. Yani Hopa’ya gidecekseniz, önce uçakla İstanbul – Hopa sonra otobüsle Batum-Hopa.

Sınırı sobeledikten sonra, tekrar Hopa’ya döndük ve Artvin’e ulaşmak üzere Borçka yoluna döndük. Hopa-Morgul- Borçka arası yol çok güzel. Sağda baraj göleti var, biz  yoldayken güneş batmak üzereydi. Her renk vardı ortamda.

Bu sefer gidemedik ama 2005  civarı bir Macahel maceram olmuştu. Bir iş gezisinde Karadeniz turu yaparken bir gece de Macahel’de kalalım dedik. Borçka’ya bağlı, doğal güzelliği korunmuş altı köyden (Camili, Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral, Uğur) oluşan yöre Macahel olarak biliniyor. Borçka’ya 45 km. Borçka’dan Camili’ye köy minibüsleri çalışıyormuş. Biz zamanında (köyün bir cipiydi herhalde) Willis cip benzeri bir şeyle gitmiştik.  Şöför bu güne kadar tanıdığım en geveze adamdı ve nasıl sert kullandı arabayı anlatamam. Hiç de susmadı sağolsun. Araba o kadar sallıyordu ki, arkada iki kişi tuzluk gibiydik. Bizim patron öndeki arabayla (Nissan Patrol gibi birşeydi) konforlu bir şekilde gitti, onun da kulakları çınlasın. Arada çukur geçeceğiz diye arabadan indik bindik, indik bindik, ama sağ salim ulaştık.

camili-yolu Macahel’de iki ahşap camii var. En ünlüsü 1885 yılında yapılmış olan merkezdeki camii. İşlemeleri, oymaları mimarisiyle  ve iç tasarımıyla eşi olmayan muhteşem bir yapı.

camili-camii

Camili’de TEMA’nın Nihat Gökyiğit Konukevinde konakladık. Ama duyduğuma göre son yıllarda bir kaç pansiyon da hizmete girmiş. TEMA için yer ayırttırmak şart (biyotematur 212-283 78 16). Konukevi ile aynı mekandaki TEMA’nın laboratuarında kafkas arısı  ve bal üzerinde türlü türlü çalışmalar yapıyorlar. Tesis çok temiz, modern.Yanlız tek hatırladığım, akşam o kadar soğuk olmuştu ki, bavulumdaki herşeyi üstüste giyerek yatmıştım. Duş almayı aklımdan bile geçirmedim.

macaheltema1Camili köyü tam sınırda, taş atsanız sınır ihlali yapabilir. Bu arada resimdeki telefonum, kimsenin telefonunun çekmediği  ortamda çekiyordu, çok sükse yapmıştı.macaheltelefon

Bu sefer ki  gezimizde Camili’ye dönmediğimiz için Artvin’e  devam ettik. Vardığımızda akşam olmak üzereydi. Artvin enteresan. Onu  bir dahaki post’da anlatacağım.

Kırmızı Baykuş’taki diğer Karadeniz seyahati yazıları:

Gezi yazıları – Samsun’dan doğuya doğru
Gezi yazıları – Samsun
Gezi Yazıları – Fatsa’dan doğuya doğru
Gezi yazıları – Amasra
Gezi yazıları – Artvin

İmza D.

Afrodizyak bir yiyecek: Bal
Jul 16th, 2009 by gia

ari

İran’da eskiden çiftler evlendikten sonraki bir ay boyunca, motive olmak için her gün bal likörü içermiş. Balayı da buradan geliyormuş.

Balda testesteron üretiminde etkin olan B vitamini bol miktarda bulunuyormuş. Ayrıca baldaki fruktoz kişiye güç vermesinin dışında, istikrarlı bir enerji arttırımının sağlanmasında da etkiliymiş. Bilginize…

İmza G.

Reiki ile iyileşme – 1. aşama
Jul 15th, 2009 by gia

r1Yıllardır ilgimi çeker Reiki, Reiki ile tedavi; bir türlü harekete geçip öğrenememiştim. En sonunda bir Reiki master (Reiki ustası) ile tanıştım ve onun yakın takibi sayesinde bütün bahanelerden kurtulup öğrendim.

Reiki, 1922′de Japonya’da Mikao Usui tarafından geliştirilmiş bir ruhani alışkanlık. Rivayete göre Usui’ye bir öğrencisi Hz. İsa’nın insanları nasıl dokunarak iyileştirdiğini sormuş. Buna cevap aramaya başlayan Usui bir dağa çıkmış, oruç ve meditasyon döneminin ardından aydınlanmış. Usui’nin öğretisi doğu felfesine çok uygun.  Aldığı temel, bilimsel olarak varlığı ispatlanamayan ancak doğu felsefelerinde yaygın olarak inanılan vücut enerjisi ki (chi). Dünyada herşey enerji olduğuna göre, siz iyi enerjiyi vücudunuza akıtıp kendinizi iyileştirebilirsiniz. Reiki’yi batı dünyası ile tanıştıran Japon asıllı Hawaii’li Hawayo Takata olmuş. Hawayo sindirim sistemindeki ve akciğerindeki ciddi hastlıkları reiki sayesinde yenmiş. Kalp cerrahı Mehmet Öz‘ün eşi Lisa Öz de bir reiki master ve her ikisi de zararsız alternatif tedavilere inanıyorlarmış. Reiki uygulanan hastalarda ameliyat sonrası çok daha az komplikasyon oluyormuş.

r-yuzReiki, bir ustanın size el verip alıştırması (initiate) ile başlıyor. Bu sayede enerji kanallarınız açılıyor ve reikiyi nasıl kullanacağınızı öğreniyorsunuz. 2. aşamada duygusal güçlükleri yenip uzaktaki birine de enerji yollayabiliyorsunuz. Son aşamada ise siz de bir usta olup başka birinin kanallarını açmayı öğreniyorsunuz. Reiki uygulaması çok kolay, vücudun çeşitli yerlerinde elinizi birkaç dakika tutuyorsunuz. Öğrenirken uygulama yapmanızda fayda var. Benim hissettiğim ilk değişiklik ellerimin artık buz gibi olmaması ve elimi koyduğum yerde sıcaklık hissetmem. Bazısı serinlik hissediyormuş. Küçük ağrılarda çok faydalı olduğunu söyleyebilirim, bacaklarımdaki romatizmal zonklamaları hemen geçirdim bu yöntemle. Şimdi herkes soracaktır, “neden o zaman bütün hastalıklar bu şekilde iyileşmiyor” diye. Bence çok ciddi rahatsızlıklar da iyileşir. Ancak yaşadığınız ağrı, sıkıntı çok şiddetliyse eğer, sinirlenmeden, bıkmadan, usanmadan, büyük bir sabırla Reiki öğrenmek, inanmak ve uygulamak hem zor, hem de zaman alır.

Reiki’yi sürekli uygulayıp kendinizi zinde tutmanızda fayda var. Özellikle konsantre olup bir şeylere odaklanmanız şart değil, öyle yaparsanız daha güçlü olur ama odaklanamasanız bile enerji akışı olur. Son olarak doğu felsefesine göre vücudun başına gelenlerin zihinden kaynaklandığını belirtmek isterim. Reiki’nin beş temel şartını (five principles) her sabah gözlerimizi kapatıp tekrar etmek faydalı olacaktır.

Sadece bugün:

– sinirlenmeyeğim
- endişelenmeyceğim
– şükredeceğim
düzgün çalışacağım
– herkese nazik olacağım

İmza B.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin