SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Gene tadilat, gene tadilat
Sep 13th, 2009 by D.

housepaintingGeçen hafta başı bizde gene tadilat başladı.Kış geceleri burnumuzun ucunun donduğu yatak odamıza yalıtım yaptık. Bu sefer kısa sürecek diye, bir nebze rahattık. Öyle olmadı. Aklımızca her türlü önlemi aldık. Eşyaların falan üstünü örteceğimiz naylonların bini bir paraydı. Para etmedi. Etraf battı.

Zulalara sakladığım, üstünü örttüğüm dizüstü bilgisayarın her tuşundan ayrı bir gıcırtı vıcırtı sesi geliyor. Toz ve inşaat  pisliği  bizim evi terk etmek istemiyor. (Banur fotoğraf makinası tertemiz merak etme, onu gözüm gibi saklıyorum.)

Bu arada tadilatın ortasında bir gün, bir duvarda iki renk kullanacağımız için boya almak gerekti. Kırık beyaz rengi alırken, beğendiğim ton ile makinanın yaptığı karışım -yemin ediyorum- birbirini tutmadı. Bizim elimize verilen sarı tonu bir beyaz oldu. Benim şafak attı. Çünkü evlendiğimizden beri badana seçimlerinde genel bir  çuvallama durumu sözkonusu. Adamın kağıda sürüp elime tutuşturduğu rengi bütün beyazların (beyaz duvar, beyaz tahta, beyaz perde, beyaz halı) yanına tutup Bauhaus’ta sağa sola bakınmaya başladım. Normal olmadığının farkındaydım, ama elimde değil. Resmen sarı kalıyor bize verilen. Dokunsan ağlayacam. Sonra kocam  elimden kağıdı kaptı. Ben cebine soktu sandım. Neyse dedim, şimdi olayı büyütmeyeyim, eve gidince yok ahşabın, üzerine, yok beyazın üzerine koyup  kendimi bir daraltmaya/bir rahatlatmaya devam ederim. Eve geldik, istedim vermedi. İddiasına göre kağıdı atmış. Yemedim tabii ama ses etmedim. Benim sıyırma potansiyelimi önceden fark edebiliyor, tecrübeli  kendisi. Zaten eve gelince tüm stresim geçmişti. Aman ya dedim, beyaz boya en fazla ne kadar farkeder.  Gerçekten de duvara vurunca tam istediğimiz ton oldu.

Cuma sabahı tadilat resmen bitti. Akşam eve o kadar motive geldim ki. Bu akşam kaçta yatmam gerekirse gereksin evi temizlemeden yatmak yok gibi, dev gibi laflar ettim. Kocam  güldü, yetiştiği kadar artık falan diyerek aklınca beni hakir (hakir miydi o laf?) gördü. İş bitsin senin de ifadeni alacam, diye aklıma not düştüm. Ona da kızı oyalama görevi verdim. Saat 23:30′da herkes (kız dahil) duşunu almış yatmaya hazırdı. Millet bunun için eve temizlik şirketi çağırıyor diye kendimle gurur duydum. Pazartesi sabahı da yardımcımız gelecek. O da artık yalar yutar evi. Bir daha bir kaç sene bana tadilat diyeni buradan Yeni Zelanda’ya kadar kovalarım (Dış ses: Kadının aklında dünyanın dört tarafını bir vesileyle gezmek vardı).

İmza D.

Aynı şehirde miyiz???
Sep 9th, 2009 by gia

semsiye

Yine aynı şey oluyor… 1 Mayıs’ta Harbiye’de, yerlerde akan kırmızı suyu bir anda kan zannettiğimde, ciddi bir iç savaş yaşadığımızı düşünmüştüm. Gözlerim yana yana, kendimi kalabalıktan kurtarabilmiştim. Yarım saat sonra Bebek’ten geçerken, insanlar sakin sakin gazetelerini okuyup kahvelerini yudumluyorlardı cafelerde. 1 Mayıs sadece Harbiye’de 1 Mayıs’tı adeta.

Bugün de aynı şey. Camdan dışarı bakıyorum; kapalı, arada yağmur yağan bir hava. En fazla “Bugün hava serin, yağmur yağabilir, şemsiyeni al!” dedirtecek cinsten. Sokakta yürüyenlerin ruh halinde, yüzlerinde bir değişiklik yok. Ama televizyonu açıyorum, internette gazetelere bakıyorum; “Depremden sonraki en büyük afet! Servis minibüsündeki 7 kadın boğuldu! Yağmacılar tutuklandı!

Biz aynı şehirde mi yaşıyoruz???

Hep söyleyip duruyorum; bu şehride en az 4-5 ülke bir arada yaşıyor: Fas/Cezayir, Paris/Milano, Suudi Arabistan, birazcık Türkiye, …. Ama artık algılayamamaya başladım:

Bu şehir gereğinden fazla mı büyük? Her anlamda idare edilebilmesi için daha ufak parçalara mı bölünmeli?Artık kontrol iyice mi elden gitti? Ben aynı şehirde yaşadığım bir insanla, hiç mi ortak özelliklere sahip olamayacağım? Son yılların en büyük afetini yaşadığı söylenen şehrin tam ortasında yaşarken, hiçbir değişiklik hissetmemem olabilir mi?

İmza G.

So many candles… so little cake.
Sep 4th, 2009 by D.

happy_birthday_new1Bugün  çekirdek aileden birinin yaşgünü:)

Kutlama istemiyor ama  ister istemez olacak çünkü  çok yakın arkadaşlarımız haftasonu için bize geliyor.  Üstelik ufaklığı  örgütledim -çiyekyi pasta mı dedin?-,  çenesini tutması mümkün değil.

Üzgünüm dostum bir kaç mum üfleyeceksin..

İmza D.

Örtmenim
Sep 4th, 2009 by D.

 

selcuk-erdem

 

İmza D.

Süte devam..
Sep 1st, 2009 by D.

sut

Eve süte susamış olarak dönen biriyim. Bu nedenle Women’s Health Eylül sayısında süt tüketimi ile ilgili güzel haberi duyunca hoşuma gitti doğal olarak. Çünkü o kadar fazla tüketiyorum ki, evde mütemadiyen muhtemel zararlarına karşı nutuklar dinlemek zorunda kalıyorum. Artık bu çilenin sonu gelir herhalde.

British Journal of Nutrition‘ın bir araştırmasına göre, kalsiyumu yeteri kadar alıyorsan, aldığın kalorileri kısıtlamana gerek kalmadan kilo vermene yardımcı olabilirmiş. 15 hafta boyunca tombul teyzeler üzerinde bir araştırma yapmışlar. Günlük kalsiyum tüketimini 600 miligramdan 1200′e çıkaranlarda kilo düşüşü gözlenmiş. Beyin kalsiyum az kanaatini edindiğinde, yeteri miktara getirmek için ye emri veriyormuş, ki biliyorsunuz çok tehlikeli bir emirdir kendisi. İyi.. Yırttık gene. Süte yoğurta devam.

Bir haberim daha var: Üç ay boyunca her gün siyah çay yerine yeşil çay tüketenler diğerlerine oranla bir kilo daha fazla veriyormuş. Yeşil çaydaki antioksidan ve kateşin vücudun kalori yakmasını ve yağ oranını düşürmesini  sağlıyormuş. Bu gidişle oturduğum yerde kilo kaybı tavan yapacak :)

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin