SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Konut kredisi yeniden yapılandırma maceraları
Oct 8th, 2009 by D.

01__what_is_a_home_loan1Kağıttan Gemiler‘in mortgage kredisiyle ilgili yazdıklarını okuyunca, benim de yazasım geldi. Bizim  de daha bir kaç yıl sürecek olan bir konut kredimiz var başımızda. Birlikte yaşamayı öğrendik gerçi, ama bayramdan önce bir ara baktım, herkes bilmem kimin kredisi dokuz ay kısaldı, bilmem kimin kredisi 1500 YTL düştü şeklinde bir muhabete dalmış. Yahu ne diyorsunuz, neden bize geç söylüyorsunuz? gibisinden  milleti haşladım. Sonra da  banka şubesi müdürü bir arkadaştan aldığım tüyoyla, çalıştığım çeşitli bankalara pazarlığı kızdırmak saikiyle saldırdım.

Sonuç başarılı oldu. Düşen konut kredisi faizleri neticesinde herkes bir şekilde kredisini yeniden yapılandırmak peşinde olduğundan, müşterilerin bankalar karşısında ciddi bir pazarlık şansı var (ki bu genelde olmaz).  Çeşitli poker taktikleriyle şu anda zaten borçlu olduğumuz İş Bankası’nı bize mantıklı bir şey teklif etmeye razı ettik. Tamam dedik, biz banka değiştirmeyeceğiz, ipotek/ tapu vs ile de uğraşmayalım, krediyi sizden yeniden yapılandıralım. Genelde herşey iyiydi aslında, sağolsun bizle ilgilenen hanım da kibar biriydi, şubeyi zaten seviyoruz. Çok da mühim değil belki, ama gene de ciddiyetsiz şeyler oluyor;

Açıkcası bankalarla deli gibi sık ilişkim olmuyor çok şükür. Belki bu tip şeyler çok olağandır, ama bana ciddiyetsiz gelen şu: Bankanın yeniden yapılandırma işlemlerini başlatması için biz onlara bomboş bir kredi sözleşmesi imzalayıp sunuyoruz. İşlem nedense bir dilekçeyle başlayamıyor. Halbuki mantıklısı: Banka çalışmasını yapsın, kredi sözleşmemizde rakamları doldursun,  çağırsınlar paşa paşa imzalayalım. Kefil de imzalasın.

Öyle olmuyor: Banka işlemleri başlatabilsin diye size ve kefile, tüm kredi sözleşmesinin evrakının her sayfasına paraf, sonra imza şeklinde eksiksiz doldurtuyor. Tek eksik kredi miktarı, kredi oranı vs. Onları doldurmaya gerek görmüyorlar, bomboş evraka imza atıyorsunuz,  sorgulayınca da onlara inanmanız bekleniyor. Bir şey yanlış olursa, biz soruşturma geçiririz vs diyorlar. Kredi miktarı hanesine veya puana vs. gerçek rakamın 10 katı bir şey yazarlarsa muhtemelen soruşturma da geçirirler, kabul ediyorum. Çok olası değil ama ben neden boş kredi sözleşmesine imza (Hukukta beyaza imza atmak diye bir kavram vardır.) atayım? Neden olası sonuçlarıyla kafam şişsin? Ola ki bir şey olursa, anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ispat etmek zorunda kalayım? Neden uğraşayım? Kırk yılda bir kaçırılmaması gereken müşteri rolünü kapmışım kardeşim, bir sürü bankadan teklifler almışım. Ben neden uykusuz kalıyorum da bana 100 tane evrak imzalatan banka minicik riske girmiyor (risk de, işlemi başlatıp bir daha ortada görünmemem herhalde)?

Bir de yeniden yapılandırılmak üzere bomboş rakamlarla kredi sözleşmesini imzalayıp, bankaya bırakıp, bankayı terk etmek zorunda bırakılırken, banka size yeniden yapılandırma işlemini başlattık gibi bir kağıt da vermiyor. Böyle bir şey isteyince de; ne alakası var hanımefendi, sizinki de iş mi? gibi bir surat takınıyorlar. Yani siz halihazırda bankayla imzaladığınız orjinal kredi sözleşmesine ek olarak bir de üzerine rakam bile yazmadan imzaladığınız ikinci kredi sözleşmesini bankanın ellerine teslim ederek oradan ayrılıyorsunuz.

Böyle işte. Kızdım ciddiyetsizliğe. Sinirimden gelip Garanti Bankası’nın yolladığı Gold, Platin, Master, American Express bir sürü kartın hepsini iptal ettim. Olan onlara oldu. Sadeleştim, sakinleştim mutluyum. Sinirim geçti. Yapılandırma da başarıyla gerçekleşti. Ticaretle uğraşsam, devamlı bankalarla işim olsa kesin arada sırada şube önünde kendimi yakmaya kalkardım ben. Asabi bir insanım, İş Bankası’nda da bir terslik olursa, şube önünde kendimi yakmakla tehdit ettim:) Ciddiye alınmadı.

İmza D.

Uyyy anam..
Oct 7th, 2009 by D.

omilife

Geçen Cuma (25 Eylül) sabah garip bir diz ağrısıyla uyandım. Oflaya puflaya işe gittim. Bu tip açıklanamayan, sonra bıçak gibi kesilen eklem ağrılarım sık olur, onun için pek sallamadım. Ağrı hafta sonu şiddetlendi, Pazar günü korkunç sıkıntılı geçti. Hafta içi doktora gideyim diye aklıma koydum, çünkü ağrının geçeceği yok gibi duruyordu. Pazartesi, Salı bir sürü iş vardı hiç fırsat olmadı, geçer diye bekledim.Perşembe ufaklık anaokuluna başladı, onun stresi ayrı tabi, dolayısıyla ağrıyı unuttur gibi oldum, hatta tamamen unuttum. Haftasonu ağrı tamamen tavan yaptı,tüm bacağa yayıldı. Uzanmak, ayakta dolanmak, reiki, cart curt hiç biri para etmiyor. Pazar gecesi korkunç geçti. Anneannem son zamanlarda hep bacak ağrısından şikayet ediyor. Buna yakın birşey ise, valla helal olsun gene iyi dayanıyormuş garibim.

Neyse ben dayanamayıp Pazartesi ilk iş doktorun yolunu tuttum. Hatta geceyi korkunç geçirdiğimden, ağrı da geçecek gibi durmadığından, doktorun yanına girer girmez bir ağlama krizine girdim. Kadıncağız da gençten biriydi, durumu pek iyi idare edemedi doğrusu:) Belli ağrınız çok olmuş gibi bir şeyler geveledi. Bu arada bana garip garip baktı, biraz garip oldu :) Sinir boşalması dediğimiz olay yaşandı:).

Neyse, bir takım testler yapıldı, iki gündür raporlu evdeyim. Testlerde de bir şey çıkmadı. Kas ağrısı olabilir, bekleyin geçecektir diye tesellilerle eve yollandım. Hafifleme de var gerçi. Geçecek bekliyorum. İşte son on günü sessizliğin biraz açıklaması bu. İnsanın bazen  gerçekten yazası/ hiç birşey yapası olmuyor. (Resim buradan)

İmza D.

Anaokulunda ilk günler
Oct 6th, 2009 by D.

okul1

Bizimki anaokuluna başladı. Haftada bir kaç kez yarım gün gidecek. Fikir olarak hazırdı, aylardır beynini yıkıyordum. İlk gün, okula vardığımızda da gayet iyidi. Arabadan inince  kıvırmaya başladı. “Önce dışayda oynayayım isteysen?” Yok falan dedim girdik içeri. Öğretmeni ile tanıştık. Hiç ilgilenmedi. Sonra ben “hoşcakal öğlen görüşürüz” diyince  minik minik ağlamaya başladı; “allahım bu da geldi başıma” gibisinden. Ağlarken terk ettim ortamı. Ofise geldim. Neyse ki deli gibi işim vardı öğlen çabucak oldu. Atladım gittim, bizimki yemekhanede somurtuyor, ama makarnayı da çatallıyor. Yanında bir oğlan oturmuş, onu pis pis kesiyor. Bu arada bir kızcağız zırıl zırıl ağlıyor, onu da süzüyor. Beni  görünce kapıda delirdi tabi, öpüş koklaş, sonra hemen ayakkabılarının peşine düştü; “hadi gideyim hemen”. Kendi çok metanetli imiş gibi dönüşte bütün yol bana ağlayan kızı  çekiştirdi. Ağyayanyaya öğyetmen şışş dedi, onyayı bebek okuyuna göndeyecekyer”.

İkinci sabah daha zordu, arabadan hafif ağlayarak indi, parmağıma yapıştı ve sessiz ama yoğun ağlayarak terk ettim gene onu. Öğlen aldığımda okulu anlatmaya daha hevesli gördüm kendisini, bana sağda solda bir kaç oyuncak gösterdi.

Üçüncü gün, yeni pantalonun hevesine daha metanetli gittik. Bugün de benim doktor randevum olduğundan, eşimle birlikte bıraktık ufaklığı. Daha da metanetliydi;  “Babajım öğyetmene soyup izin ayayım ben sana okuyu gezdiyeyim” Gezdik, ama fazla havaya girmesin diye hemen toz olduk, biraz büzüştü suratı ama ağlamadı teslim oldu oyun hamuruna. Bugün dördüncü gün, artık nispeten alıştı bence :) Ben anaokulundan nefret ederdim, o daha mutlu olsun istiyorum, bakalım göreceğiz.

İmza D.

The Burning Plain
Oct 6th, 2009 by D.

the-burning-plain

Sonunda seyrettim. 2008 yapımı The Burning Plain herhalde bir altı ay kadar önce sinemalarda oynamıştı. Biz kaçırmıştık ve içimize dert olmuştu. Çok da kısa oynamıştı gerçi, bizim kabahatimiz yok. Yana yakıla peşine düştük, çünkü 21 Gram ve Babili yazan Guillermo Arriaga yazmış ve yönetmiş, görmemek olmaz.

burningplainkimbasinger

Hem 21 Gram, hem de Babil (bunlarda yönetmen Alejandro Gonzalez’di, bu sefer yazar kendi yönetmiş) bayıla bayıla seyrettiğim, anlata anlata bitiremediğim filmlerden. Anlaşılan Arriaga artık ne yazarsa atlamadan seyredeceğiz.

The Burning Plain ‘de yine bir sürü hikaye bir arada gidiyor. Charlize Theron’un karakteri var. Onun gençliği paralelinde annesinin  (Kim Basinger) de hikayesini seyrediyoruz. Kim Basinger’i severim falan, ama  iyi oyuncu olarak aklımda kalmamıştır hiç ( L.A. Confidential ile bir Oscar’ı varmış mesela şaşırttı beni). Onun için biraz silik kalmış bence. Bir de ne kadar örselenmiş bir tip de olsa, (kanser sonrası eşden destek görememe vs), çok da sempati yaratmadı bende. Asıl kızına üzüldüm, annenin aşkını kafamın arkasına attım.

the-burning-plaincharlizeTheron’un gençliğini oynayan Jennifer Lawrence ve sevgilisi rolündeki Jose Maria Jazpik çok başarılı. Çocuk oyuncu Tessa La da bence çok iyi.

Babil’de olayların oluş sırasını anlamak için çaba harcamak gerekiyordu. Burada ise kimin büyüyüp kim olduğunu anlamak zor. Konu biraz dikkat istiyor, ama çok güzel. İnsan gene dert ettiği şeylerin ne kadar fasülyeden olduğunun farkına varıyor. Ama zaten sinemanın olayı bu. Çok sevdim ben şiddetle tavsiye ediyorum.

İmza D.

New York’ta alışveriş
Oct 6th, 2009 by gia

New York gezi notlarımızı, şu haritayı vererek taçlandıralım:)

alisveris

İmza G.

Kırmızı Baykuş’taki diğer New York gezi notları:

New York’a gitmeden önce yapılması gerekenler
Metropolitan Museum of Modern Art (MoMA)
New York Gezi Notları – 1. gün
New York Gezi Notları – 2. gün
New York Gezi Notları – Long Island
New York Gezi Notları – 5. gün
New York Gezi Notları – 6. gün
New York Gezi Notları – 7. gün
New York Gezi Notları – 8. gün

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin