Bayramda kendimi çok kalabalık bir ortamın içinde buldum. Ama şansım vardı, etrafta ilgiden azmış haldeki kızımla ilgilenmeye dünden razı, bir sürü eli öpülesi insan olduğundan, kendi başıma kalıp bol bol kitap okuma fırsatı buldum. Önce Yaşar Kemal’in son kitabını okuyordum, sonra sıkıldım. Bayramdan hemen önce de Coelho‘nun son kitabını bulmuştum, mecburen ona sardım.
Simyacı‘dan beri çok sevdiğim, sadakatle okuduğum, ama Simyacı’nın tadını da sonra hiç bir kitabında bulamadığım Coelho, yine bana bir festival tadı yaşatmadı dogrusu. “Lüks, şafahat, başarıya olan düşkünlük” gibi klişeler yine ön planda. Kitap festival esnasında Cannes’da geçiyor. Hayalleri için herşeyi göze almış tipler var, ara ara yahu benim hayattan istediğim bu muydu gibisinden sorguluyorlar konumlarını, ama kimse de bu lüks ortamını terk etmeye yanaşmıyor. Böyle her yerde karşımıza çıkan muhabbetler dönüp duruyor kitap boyunca.
Şunu da itiraf etmeliyim: Her kitabı bana sanki bir öncekinden daha basit gelmeye başladı. Sinirimi bozmuyor değil doğrusu. Bence artık neyin sattığını da keşfetti, aynı telden çalıyor. Neyse okuyoruz işte karşımıza çıktıkça. Sonuç olarak şiddetle tavsiye edemiyoruz.
İmza D.