»
M
E
N
Ü
«
MUTLU YILLAR
31.Aralık.2009

harvey's let it snow

The Blind Side
29.Aralık.2009

Öncelikle söyleyeyim: Filmi dün izledim ve çok beğendim; şiddetle tavsiye ediyorum. Zaten film, Avatar’dan sonra en çok seyredilenler arasında ikinci sıradaymış.

the blind side poster

The Blind Side, Micheal Oher adlı bir Amerikan futbolu oyuncusunun hayatını anlatan, yani gerçek bir biyografiye dayanan bir 2009 filmi. Başrollerde, Sandra Bullock ve Quinton Aaron var:

blind_side 1

Filmin ayrıntılı hikayesinde, izlemenizi istediğim için hiç bahsetmek istemiyorum. Ama Michael Oher, gerçek ailesiyle çok problemler yaşamış, bayağı iri (1.98 cm – 145 kg) ve içine kapanık bir çocuk. Sonra, Sandra Bullock’un annesi olduğu bir aile sayesinde hayatı değişiveriyor. Aşağıda gerçek Michael Oher ve ailesi: (Zaten filmin sonunda birçok resim gösteriliyor.)

nOhur1.jpg

Bu hafta sonu Sandra Bullock’un toplamda iki filmini seyrettim, bir de The Proposal‘dı. Bu filmde de, Proposal’daki kadar iyi olduğunu düşünüyorum; hatta belki daha iyi. İki rolde de, sert mizaçlı ve güçlü kadın rollerinde. Gerçek anneye benzemek için olsa gerek, saçlarını sarıya boyatmış. Biz onu esmer sevsek de; güzel kadın, sarı saç da yakışmış. Ayrıca, ailenin küçük oğlu rolündeki SJ çok sevimli…

Kısacası; sıcak, insancıl, akıcı bir film…

İmza G.

Nimet Abla’nın önünde bekleyenler…
28.Aralık.2009

Nimet Abla Milli Piyango gişesi, 1928 yılında, Nimet Abla’nın eşi İsmail bey tarafından Eminönü Yeni Camii önünde açılmış. 1931 yılında, sattığı biletlerden birine 100.000 lira olan büyük ikramiye çıkmış ve yıldızı o anda parlamış. Olay, zamanın gazetelerinde büyük yer bulmuş:

nimet abla

İşleri deli gibi artmış. İşler arttıkça, sattığı biletlere vuran piyango sayısı da artmış (doğal olarak). Nimet abla defalarca haca gitmiş; ayrıca büyük bir Atatürk hayranıymış. 1978 yılında, geçirdiği felcin ardından, vefat etmiş.

Nimet ablayı, ilk Türk iş kadınlarından biri haline geldiği için, yürekten  kutluyorum. Ancak, haberlerde gişenin önünde saatlerce bekleyen, hatta üşenmeyip Türkiye’nin dört bir tarafından gelen insanları gördükçe, gözlerime inanamıyorum. Allah akıl fikir, biraz da olasılık bilgisi versin. Bugünkü dersimiz “Olasılık 1″ olsun:

Birsürü topumuz var ve bu toplardan bazıları özel. Bu topların yarısı tek bir çuvalda, geri kalan yarısı da 100 ayrı çuvalda bulunsun. Özel olan topların, hangi çuvalda olma ihtimali daha yüksektir?

Bu kuyruklar uzadıkça, Nimet ablanın uğur katsayısı da artacaktır, düz mantık. Amacım Nimet abla gişesinin işlerini bozmak değil de, garibim yurdumun insanını bu soğuklarda bir sırada bekletmemek. O kadar insan, Gebze’de bir seyyar bayiiden bilet alsa, yeni Nimet abla o olacak çünkü…

Aaaah, aaahhhh… Eğitim şart!!!

İmza G.

Yeni bebek şapkaları
28.Aralık.2009

Geçmişte de bir kere bebek şapkalarına dair Şapkalı Minicik İnsanlar diye bir post yazmıştım. Yenilerini buldum, o kadar tatlılar ki bizim blogda da şeker gibi dursunlar istiyorum, bir kaçını ekliyorum;

bebe1İlk bebenin linki burası. İkincisi ise bu:

bebe2

Linki de bu.

bebe3

Üçüncü bebeğin linki de bu.

bebe4

Son bebeğin linki. Tamamı MadAboutColour‘dan. Elinden iş gelenler, el altında bebek de varsa gereğini yapsın artık.

İmza D.

Derin ven trombozu tecrübesi
27.Aralık.2009

İkinci bebek daha doğmadan ailecek bizi biraz hırpaladı. Başından beri bir sağ kroşe, bir sol kroşe sallıyor kerata, kendimi toplayamadan yeniden yerde buluyorum. En son vukuatım bizi biraz korkuttu.

baby on way

Resim chenzi‘den

Geçen cuma akşamı saat 10.00 civarı, bir iki ay önce yaşadıklarıma benzer bir ağrı bacağımın arkasını mesken tuttu. Evde bir sürü arkadaşım vardı, epey bir süre de ayakta muhabbet etmiştim. Önce zorladığımı düşündüm. Gece 12.30 gibi ağrı ciddi boyutlara ulaştı. Bir de üşüme nöbeti geldi. Ertesi gün kendi doktoruma danıştım. Devamlı bir bacak ağrısı iddiasıyla karşısına dikildiğim için ağrıyı yeteri kadar ciddi almasını sağlayamadım. Kas spazmı falan gibi birşeyler dedi ve eve döndüm. Ağrı devam etti. Salı öğleden sonra doktorumla  test sonuçlarım ile ilgili yeni bir randevum vardı. Bu sefer adamcağız, bir anda ikna oldu gibi oldu. Baktı benim sağ bacak soldan daha tombik, ölçtük biçtik, bir panik ortamı oluştu. Damar tıkanıklığı olabilir, ciddiye alalım falan dendi. Bana hemen bir doppler randevusu ayarlandı. Aman ha bir gariplik olursa hemen beni arayın diye cep telefonları kontrol edildi. Bu arada bacak ağrısı tavan yaptı, gece uyutmuyor. Neyse, ertesi gün sabah ofise gittim, öğlen de doppler randevuma. Doppler sağ bacağımda bir damarın tıkalı olduğunu belgeledi. Benim moral çöktü. Olayı tahminimden ciddiye alan doktorum (hatta ilk duyduğunda eyvahlar olsun gibi bir tepki verip moral çöküntüme kısmen sebeptir kendisi) öğleden sonra beni ofise dönmekten men edip apar topar eve yolladı. Bu sefer işin şakası yok falan diyerekten. Gebeliğin başından beri yaşadığım diğer sıkıntıları ciddiye almadığımı ima etti gibi oldu, üzerinde durmadım.

Aynı gün bir de kalp damar cerrahına göründüm mecburen/acele tarafından. Tıkanıklığım teyit edildi. Yılbaşına kadar yeni bir rapor kaptım. Derin ven trombozu hamilelerde 1-2/200 oranı ile rastlanan bir durummuş. Bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşuyor. Bu bacakta, şişme ağrı ve yürüyememeye neden oluyor. Ama en korkulan, bacaktaki pıhtının kopup gidip akciğere yerleşmesi ve akciğer embolisine  sebep olması. Embolinin, öksürük, nefes darlığı gibi semptomları oluyor ve bazen hayati tehlike yaratabiliyor. İşin şakası yok yani. Gebelikte derin ven trombozu, kimlerde görülür, nasıl tedavi edilir diye merak edenle buraya bakabilirler.

2 aylık yatak istirahatim olayı tetiklemiş olabilirmiş, falan filan. Varis çoraplarıyla, kan sulandırıcı iğnelerle tanıştım. Bakalım sonumuz hayır ola. Bu arada bir de amniosentez randevumun zamanı gelmişti. O da aradan çıktı. Asıl endişelendiğim oydu, öncelikler değişti.

Özetle gebelikte bacak ağrıları çekiyorsak, ciddiye alacağız, doktorumuzu alarma geçireceğiz.

İmza D.

Kırmızı resimler
27.Aralık.2009

Evde sıkıntıdan patladığım bugün, Etsy‘de gene hoşuma giden resimlere rastladım. Aşağıda ekliyorum. Önce en sevdiğim kuş;

kırmızı kus

Kırmızı çiçekler,kırmızı çiçekler

En son da rengarenk su dalgaları;

kırmızı dalga

Hepsi ara133photography‘den.

İmza D.

Mavi adamların dünyası
27.Aralık.2009

avatar2Türlü endişelerle seyrettim Avatar’ı. “Fantastik sinemayla hiç arası olmayan seyirci Avatar‘a gitmek zorunda kalırsa ne yapar?”  sorusu kafamı meşgul ediyor idi. Ama sonuç gayet olumlu oldu, fantastik sinemanın uzağından geçmeyen biri olarak, ben bile sevdim filmi. Orada burada okuduğuma göre, deliler gibi paralar harcanmış, o kadar olsun.

Biz filmi, çeşitli vesilerle çamur attığım (Bkz: Funny People) Gordion Cinebonus‘da seyretmek zorunda kaldık. 25-30 dakika reklam vardı, tüm salon dolu ve ortalama ısı 35 derece gibiydi. Ama başka aksama olmadı. Film aradan sonra hemen başladı, daha önceki seferler gibi hoop bizi unuttunuz şeklinde gidip birilerini bulup, filmin ikinci yarısı için yalvarmak zorunda kalmadım. Zaten o kadar kalabalıkta sıkardı biraz.

avatar4Avatar, bir proje kapsamında Pandora gezegenine yerli halkın arasına karışmak için yollanan, deniz piyadesi Jack Sully’nin hikayesi. Jack iki alemin arasında gidiyor geliyor, sonra Pandora’da daha fazla evinde hissetmeye başlıyor kendini ve kurtarıcılığa soyunuyor. Hikaye dünyanın en orijinal hikayesi değil. Yine esas oğlan esas kıza aşık oluyor, vs. Nedense sonunda zorlama bir mutlu son olayı var. Başta insanlığa karşı savaşamayız, çok güçlüler muhabbeti geçen adam sonunda İskoç William Wallace gibi bir savaş nutuku atıyor, kabilelere gaz veriyor vs. Neticede hikaye sıradan demiştim zaten, fazla olumsuz duygu uyandırmayayım. Bir de çok uzun, 3 saat sürüyor.

avatar33D ortamı güzel. Yaratıkların pek azı sahte duruyor, gerçekten görsel bir şölen var. Uçuş sahneleri gibi çoğu sahne, gerçek gibi. Ama yerlilerin oklarından kurtulmak için koltukların arkasına saklanma refleksi falan uyandıracak kadar değil.

Ben sevdim. 3D olmasa değmez diyebilirdim, onu da söyleyeyim. (Bianet’de film ile ilgili bir yazı var. İlgilenenlere).

İmza D.

Vatandaşın hayreti
22.Aralık.2009

happy_employeeÖzel hastaneden aldığım heyet raporunu onaylatmak münasabetiyle, ikidir Ankara Ulucanlar Sosyal Güvenlik Merkezi isimli devlet dairesine taşınıyorum.

SSK/SGK’da halledilecek resmi işler sözkonusu olduğunda, başımdan aşağı kaynar sular dökülür, olay gözümde büyür de büyür. Mesela, hala TC kimlik numarası olmayan kimlikle dolaşan bir insanım ben. Tamam bu yüzden oy da veremedim son sefer. Ama o, daha çok adres değiştirdiğimizden kaynaklanan  bir sorundan ötürüydü.

Neyse Ulucanlar’a ilkinde raporum verildikten üç dört gün sonra gitmiştim. Eşimle herşeye hazırlıklıydık: 200 kişilik  kuyruklar, sıra kaptırmamak için gösterilecek gayretin yoğunluğu vs, ama o da ne? Gördüklerimize inanamadık; İnsan gibi sıra numarası alıyorsun. Saat 10.30′da gittiğimiz halde etraf bomboş, hemen sıra geliyor. Bankodaki bey, insan gibi döne döne anlatıyor, detaya giriyor üşenmeden, saygılı, güleryüzlü. Yazık herhalde diş ameliyatı gibi bir şey olmuştu, pek anlaşılır olmadığının farkında, usanmadan izah ediyor. Böyle sevimli bir ortam.

Geçen sefer sıradışı bir durumdur diye ürkerek, bugün sabah 07.50′de sıra numarası kapmak sevdasıyla kapıdaydım. Yoğunluk gene azdı. Numaramızı alıp oturarak bekledik. Saat 08.30 gibi memurlar işe başlayamadılar. 10 dakika kadar sonra bilgisayar sistemlerinde bir arıza olduğu ortaya çıktı. Ama bir memur devamlı bekleyenlerin olduğu bölüme gelip, sistem çalışmıyor, kusura bakmayın tipinde açıklamalar yapıp, özür diliyor. Neyse 09.00 gibi sistem çalıştı. Güleryüzlü memurlar tarafından bankoların önüne sıra numaralarıyla davet edildik, ilgilenildi, uzun uzun açıklamalar dinledik  ve işlemler halledildi. Benimki hallolmadı gerçi, çünkü raporumu özel hastane yollamamış henüz, ama umurumda değil, sırıtarak  çıktım ortamdan. Yahu diyorum kendi kendime, iyi huylu bir görevliye denk gelmişindir abartma, ama herkes öyle ya, garip bir yer. Belki bir sosyal proje falandır; “herkese iyi davranacağız, işler su gibi hallolacak,  bakalım vatandaş üzerindeki etkisi ne olacak?” tipinde bir çalışma olabilir. Neyse yani, böyle işte. Çıkışta personele büyük bir çiçek yollamak falan istedim, “bir vatandaş” imzalı. Raporu onaylatayım, belki yaparım :)

Resim buradan.

İmza D.

Laf olsun torba dolsun
21.Aralık.2009

hulyaavsarKırmızı Baykuş’ta eski postların arasında bir şeyler ararken, gözüme Hülya Avşar’ın demokratik açılımla ilgili atıp tuttukları çarptı. Sonra doğal olarak aklıma geçtiğimiz haftalarda Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panelde entelektüel  kadınlara dair söyledikleri geldi. Şunları söylemiş: “Entelektüel olmaktan korkuyorum, onlarla arkadaşlık bile edemiyorum, çünkü konuşurken sıkılıyorum.” Anlaşılabilir bir kaygı. Zor olsa gerek kendisi için.

Dahası da var: Sırf entelektüel olacağım diye ağzımda pipom, kıllı bacaklarıma giydiğim etekle dolaşamam, neymiş efendim, “ayda bir yaptırırım ağdamı, çünkü ben entellektüelim kafam çalışıyor”. Belki ben böyle takılanlardan daha entelektüel bir beyne sahibim, dış görünüşüm sebebiyle asla o gözle görülemem.”

Böyle biri işte kendisi. Lüzumu tartışılır.

İmza D.

Buzdan adamlar
21.Aralık.2009

Radikal gazetesinin web sitesinde LIFE dergisinde yılın fotoğrafı seçilen resimlerden bazıları vardı. Ya da hepsi bilemiyorum. Bir tanesi çok sevimliydi.

buzdan adamlar

İmza D.

Yazarlar: D. - G. - B.
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin