Kaç zamandır aklımdaydı artık seyredeyim diye, ama fırsat olmadı mı olmuyor. Sonbahar gibi bunu da Elif’in Günlüğü‘nde okuyunca gaza geldim ve dün seyrettim sonunda. O kadar sevimliydi ki. Herşeye sevimli deme eğilimim var farkındayım, ama bu cidden öyleydi. İçimi cız ettirdi. (var mı böyle bir kelime?) Dünden beri filmi düşünüyorum. Bir noktada nerdeyse 4 yaşında kızım da olaya dahil oldu ve yanımda sızana kadar yaşına göre anlamlı/sosyal içerikli sorular sordu. “Tırnakları neden pis çocukların? Neden evlerde koltuk yok? Nerede yatıyorlar? Neden yerde yazı yazıyor, masası yok mu?” gibi..
Filmi seyredince “Aman hangi anaokuluna gitsin, okul öncesi eğitim de önemli” vs. muhabbetleri falan birden anlamsız anlamsız kalıyor. O kadar uçurum var ki aralarında. Belki 100 kelimeyle konuşuyorlar, işin kötüsü kelime hazineleri ilkokulda oldukları için dar değil, anne babalarının da öyle. Kalem tutmadaki acemilikleri, kızımın kitapçıda beni rezil ederek aldırıp, sonra suratına bile bakmadığı boyama kitaplarını hatırlattı bana. İnsan garip şeylere takılıyor. Mesela meclis görmemiş, hayatı 20 kişi ile sınırlı 8 yaşındaki çocuğa, 23 Nisan’da TBMM kurulmasını nereye kadar öğretebilirsin? Onun için ne kadar önemlidir? Bir de çocuklarda özgüven yokluğu, ağızlarından kelimeyi kerpetenle alıyor olmak falan insanın aklına, fonda arada sırada gördüğümüz annelerini getiriyor. O kadıncağız veya okulda seyrettiğim Rojda, beş sene sonra aile içi şiddet mağduru olsa, nasıl karşı koyacak? Nereye diklenecek? Şaka mı yapıyorsun? derler adama. Doğrudan mağdur olacak, ahırın altındaki bir mezarda bulunacak belki.
Aslında bütün hayatlarını düşündüğünde, ilkokulda bile kendini parçalayan hevesli bir öğretmenin eline düşseler aslında, onlar için ne kadar büyük fark yaratacağının farkına varıyorsun. Sonra bir de tanıdığım bir iki kişinin üstüne başına harcadığı paralarla bile o köyü ne kadar kalkındırabileceğimiz düşüncesi. Çünkü her açıdan o kadar azıcık kaynaklar sözkonusu ki.. Minicik olumlu bir şeyin, dev gibi fark yaratması kaçınılmaz. Neyse en azından köyün terör mağduru olduğuna dair bir şeyler seyretmedik. Bir de ona üzülecektik.
Süper filmdi falan diyemeyeceğim, neticede biraz yavaştı; ama işte bu kadar düşündürdü. Onun için şiddetle tavsiye. Öğretmeni oynayan Emre Aydın da çok doğaldı. Senaryo var mıydı, doğaçlama mı oynadılar bilmiyorum; ama neyse işte ben çok sevdim.
İmza D.