SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
İsveç tenha bir yer
Sep 30th, 2010 by D.

Bugün ofiste inbox temizlerken karşıma bu fıkra çıktı. Zamanında okuduğumda gülmüştüm. Ekliyorum. Bu arada Gamze’ye de bize bir İsveç postu borcu olduğunu anımsatmak isterim:

“İsveç Çin’e savaş ilan etmiş.Bir sekilde Çin’e kadar gelmisler.Haber Çin devlet başkanına geç ulaşmış;

- Başkanım İsveç bize savaş ilan etti…
- İsveç de ne?
- Avrupa’da bir ülke
- Kaç kişi bunlar?
- 8 milyon efendim.
- Hangi otelde kalıyorlar?”

İmza D.

Wall-E ve Eva ♪♫♥´¯`·.¸¸.♥♫ ♪
Sep 24th, 2010 by D.

Animasyon hastası olan ben, geçen sene bizim 1 numara ile seyrederiz hevesi ile çıkar çıkmaz Wall-E‘yi almıştım. Bizimki o aralar (ve halen) her çeşit prenses, Disney karakterlerinin tamamı ve Winnie the Pooh tayfasının filmleriyle haşır neşir olmayı tercih ettiğinden, doğal olarak robot konulu bir filmle ilgilenmedi. Üstelik filmin daha kapağındaki resimdeki beyaz robottan (o zamanlar ismini bilmiyorduk) korktu. Wall-E (Waste Allocation Load Lifter – Earth Class) rafa kalktı.

Sonra ben geçenlerde yağmurlu bir Batum öğleden sonrası televizyonda Wall-E‘ye rastladım. Bir kere bir yerlerde,  Nil Karaibrahimgil’in filmi methettiğini de okumuştum. Başladım seyretmeye. Bilmem kaç yüzyıl geçmiş, dünya perişan olmuş, her taraf çöpe batmış, ortada insan yok vs. Wall- E çöp sıkıştırıp diziyor bir kenara, asıl işlevi o. Ama baştan beri çok sevimli bir eleman, o kadar sevimli ki insan tekerini falan ısırmak istiyor. Ufak bir buzluğu var, çanta gibi kullanıyor. Hergün çöpten bir takım eşyalar topluyor, evine getiriyor. Minik ama değer verdiği şeylerle dolu bir deposu var. 50′lerden kalma müzikaller seyrediyor (Hello Dolly), hasta onlara, dans ediyor beraberinde.

Sonra birgün Eva (Extraterrestrial Vegetation Evaluator) dünyaya geliyor. Başta çok saldırgan, ama sonunda yumuşuyor. Bunların ikisi eninde sonunda arkadaş oluyor. Wall-E buna definelerini falan gösteriyor (Mikser, sabır küpü, ampul, çakmak- Noel ışıkları vs), müzikallerini dinletiyor, hatta dans ediyor onun için.

Eva’nın görevi 700 yıldır dünyadan uzak yaşayan insanlara dünyada hayatın yeniden yeşerdiğini belgelemek. Onun için Wall-E’nin çöplerin içinde bulduğu ufak bitkiyi görünce görev aşkıyla onu içine alıp sistemini kapatıyor. Wall-E onu eski haline getirmek için, kendini perişan ediyor: Noel ışıklarına sarıp onu gezdiriyor, çok sevdiği çakmağı yakıp duruyor ilgisini çekmek için, ters kontak mı derler ondan yapıyor bir iki defa.  Tornavida ile kaportasını zorluyor vs. Ama o kadar sevimli ki, ben o noktada onu tüm animasyon karakterlerinin en romantiği ilan ediyorum. Filmin devamını anlatmıyorum, ilgilenen seyretsin.

Ben filmi seyrederken, animasyon filmlerinin uzağından yakınından geçmeyen eşim (Bir kere Prenses ve Kurbağa’ya ailecek gitmiştik, bkz ilgili post) bilgisayarda birşeylerle uğraşıyordu. İlk 40 dakika sonunda “yahu tek konuşma olmadı dedi” cidden öyle, filmin başları 5 yaşında çocuğun pek tek başına takip edebileceği gibi değil. Sonradan da, bence bir yetişkinin refakatinde seyredilirse daha rahat anlaşılabilir.

Film bitince yahu bu harikaymış falan diyerek ortada dolanmaya başladım. Sonra garibim, her türlü bir şey anlatayım da ne olursa olsun tavrımdan nasibini alan eşime filme anlatmaya başladım. İşte şöyle romantik, böyle sevimli vs.  Derhal bizim 1 numaranın antenler bizden tarafa döndü, zira kendisi şu aralar “evlenme, aşk, öpüşme” temalarıyla süper ilgili. Ekstra bilgi talebi başladı, Wall-E aşık mı oluyor, nasıl oluyor? öpüşüyorlar mı? o beyaz robotun  elini mi tutuyor?

Dolayısıyla Wall -E bir anda en fazla görmek istediği film haline geldi.

Batum’dan Ankara’ya döndükten sonra, benim işlerin yoğunluğundan henüz  TV bağlatmamıştık (hala o durumdayız, ama bu hafta sonu herşey değişecek:) olduğumuzdan devamlı DVD seyrediyoruz. Bu çerçevede hemen Wall-E’yi seyrettik birlikte. Gerçekten çok sevdi. Şu anda Wall-E ve Eva’ya hastayız.

Ertesi gün elime kopya bir Sex and  the City 2 DVD’si geçti. Ya uyuyacaktım ya onu seyredecektim, başladım seyretmeye. Başlarda bir gay  düğünü vardı, bizim eleman düğün lafını duyunca dibimde bitti. Kanepeye kuruldu, bu sefer gelin neden yok? diye başladı sorulara. Yavrucum  bazı insanların tercihleri farklıdır konuşması için henüz erken diye düşündüm, daha sığ sulardan girdim konuya; Bu şaka bir düğünmüş, birisine şaka yapıyorlar, baksana 2 tane damat var, iki damat olur mu? vs. Neyse  Sarah Jessica Parker’ı damat  gibi bir kılıkta görünce şaka olduğuna ikna oldu,  ilgisi dağıldı sonra da dibimde sızdı.

Bu arada Sarah Jessica Parker’ın gerçek hayattan bir resmini koyarak  Sex and the City’ye olan antipatime de vurgu yapmak istiyorum.

Özetle Wall-E bugüne kadar seyrettiğim tüm animasyon karakterlerinin en romantiği.

İmza D.

Shrek’le tatil
Sep 10th, 2010 by D.

Bizim ufaklık  Shrek 4‘ü seyretti geçen ay gibi. Sevdi doğal olarak. Sonra -sanıyorum Alman televizyonu idi- bir kanalda bir fast food firmasının reklamında çocuk menüsünde minik minik Shrek tayfasının oyuncaklarının  verildiğini duydu. Tutturdu tabii. Geçen gün bir yerde rastladı benzerlerine, affetmedi aldırdı. O gün bugündür devamlı ortalardalar. İnek de vardı, ama onun dün kafası koptu.

Bugün de nispeten serin bir havuz gününde, havuza girmekten yırtmanın bir yolunu bulmak zorundaydım. Hadi Shrek Fiona’yla havuza girsin diye bir şey uydurduk. İşe yaradı, biz yırttık.  Sonra da olayı fotoğrafladık.

Önce Shrek, Fiona ve kedi güneşleniyorlar. Devamlı dans eder gibi bir halleri var.

Sonra biraz yüzelim diyorlar, kedi girmiyor haliyle.

Sonra Shrek, havuz canavarı tarafından ele geçiriliyor,

Shrek’den sıkılan havuz canavarı diğerlerini de ele geçiriyor.

Saatlerce oynuyor, kimsede derman kalmıyor, parmak uçları sudan büzülüyor, ama canavar pes etmiyor. Ta ki gölgeler uzamaya başladığında kendimi parçalayarak savurduğum tehditler işe yarayana dek. Pes ediyor, bana eziyet ediyorsunuz falan diye benim laflarımı bana satarak oflaya puflaya havuzdan çıkıyor.

Zavallı üçlü kurumaya terk ediliyor.

Yarın hava bugunkü gibi serin olursa, yüzdürecek başka oyuncaklar bulmalıyız. Yoksa esir alınan ben oluyorum:) 4 saat suda kalmayı da bünyem pek kaldırmıyor.

İmza D.

Bizim iki numara büyüyor
Sep 8th, 2010 by D.

Lilypie Premature Baby tickers

Prematüre doğan bebek anne babası olmanın can sıkıcı yanlarından biri, bebeğin kaç aylık olduğunu soranlara fazladan detaylı bilgi verme ihtiyacı. Neredeyse beş aylık ama aslında normal doğsaydı 3 aylık olacaktı gibisinden.  Çünkü millet enteresan; çarşı pazarda canııımm diye üzerinize yürüyen teyzeler normal yaşını söyleyince aa çok minik ayol, bizim torun bu ayda 7 kiloydu gibisinden laflar edip içinizi cız ettirmekten hiç çekinmiyor. Dolayısıyla bu açıklama gerekli oluyor. Bazı tanıdıklarım sen normal doğum zamanına göre yaşını söyle, uğraşma diyorlar. Bazen öyle yapıyorum, ama o da bir tuhaf hissetiriyor. Böyle minik sıkıntılarım var. Ama ufaklık çok güleç, çok seviyoruz bücürü:)

İmza D.

Ertuğrul Özkök- Tuhaf
Sep 7th, 2010 by D.

Geçen gün Ertuğrul Özkök’ün Tuhaf isimli kitabını satın aldım.  Bir akşam saat  19:00  gibi başladım, ertesi gün  öğlen saatleri gibi  bitmişti. Özkök  okumaya bayıldığım gazetecilerden değildir. Hep hayatım boyunca süper müzikler dinledim, Paris’te okuduğum yıllar falan tarzında muhabbetleri vardır bana ara ara itici gelir.  Ama Tuhaf’a  resmen bayıldım. 15 hikaye var, hepsi enteresan. Kitabı benden sonra okuyacak olan eşime yalvar yakar ettim bir tanesini zorla kendisine anlattım. Bıraksa tamamını anlatabilirdim. Şiddetle tavsiye  ediyorum.

Ayşe Arman’ın  bu konuda Özkok’le yaptığı  söyleşiyi buradan okuyabilirsiniz. Murat Bardakçı da methetmiş.  Cidden ben de çok sevdim.  Özkök’ün şimdi de Artakalan Zaman isimli kitabını edinip okuyayım diyorum.

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin