Geçenlerde ben de Into the Wild‘i seyrettim. Bizim B.’nin 2009 Nisan’ında yazdığı post’dan beri (buradan lütfen) aklımdaydı. Buldum DVD’sini, kaptım. Filmi çok sevdim. Gerçi biraz uzundu kabul etmeliyim.

Neyse, eski postumuzda B. bahsetmişti; film McCandless diye bir gencin 1992 yılında Alaska’da Stampede Trail diye bir yerlerde, göreceli olarak az hazırlıkla kışı geçirme mücadelesini anlatıyor. Arka planı da var olayın, ama o detaylara girmeyeceğim. Yanında sadece bir miktar pirinç, bir tüfek, biraz mermi, bir fotoğraf makinesi ve okuyacak bir şeyler var. Bunlardan biri hangi ot yenir, hangisi yenmez tarzında bir kitap; Tana’ina Plantlore. Kış zor geçiyor tabii.
Filmin sonunu söylemiyorum. Ama öyle sahneler vardı ki içim gitti. Mesela vahşi atların (yılkı atı mı denir hepsine?) yakınlarına kadar gidebildiği, peşlerinde koşturduğu bir sahne var. O kadar belli ki o an dünyadaki en mutlu adam olduğu. Veya kanoyla nehirde giderken sessizliğe, manzaraya, insanın içi gidiyor (tabii suların durulduğu yerlerde). Bana böyle muhabbetler nasip olacak mı? falan diye sorgularken buluyorsunuz kendinizi.

Seyrederken, her sene en az iki tane süper istediğim bir şeyi yapma sözü veriyorum kendime. Ne olduğunu söylemem. Çıtam düşük şimdilik. Şimdi çıkar birileri, benim arkadaşım geçen yaz Katmandu’da bilmem nerede tırmanışa gitti falan der, sinirlenirim.

Filmi büyük insan, sinema adamı, düşünür, aktvist Sean Penn (biraz hayranım kendisine) çekmiş. Internet’de dolanırken gerçekten otobüsün bulunduğu yerlere trek yapmış Brandon‘un yazısı ile karşılaştım. Yazdığına göre geçenlerde iki genç, çok daha az hazırlıkla benzer bir yolculuğa niyetlenip sonrasında zar zor kurtarılabilmişler. Alaskalılar bu işe biraz bozuluyormuş.Doğal olarak Alaska doğasını ciddiye alıyorlar, almayanlara da bozuluyorlar.
Brandon, otobüsün yakınlarında bir kasabada birileri ile sohbet ederken, Sean Penn’in filmin çekimi sonrasında otobüsün içine “Ne olur içerdeki eşyaları Chris McCandless ‘ın anısına koruyun” diyen bir mektubunu görmüş. Başka bir gidişinde bakmış mektubu birileri yürütmüş tabii. Ben olsam ben de yürütebilirdim, itiraf edeyim. Alaska’nın doğası o kadar etkileyici ki sizi Brandon’un bloguna yönlendirmek istiyorum, çünkü birsürü resim var.
Pearl Jam sevenlere de bir güzel haberim var: Eddie Vedder, Sean Penn’in eski bazı filmlerinin soundtrack’lerine katkıda bulunduğundan dolayı bu filmin müzikleri için özel olarak seçilmiş ve Into the Wild da kendisinin ilk solo stüdyo albümü. Çook güzeldi. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Benden bu kadar:)
İmza D.