Javier Bardem’i hep birlikte seyrettiğim arkadaşım Avusturya’ya kayak yapmaya gidip beni bu alemlerde yalnız koyduğu için Biutiful darbesini tek başıma karşılamak zorunda kaldım. Alacağı olsun.
Biz Bardem’e, fazla tanınmadığı günlerden beri hayranız, hatta ben şahsen, şu aralar önüne gelen yerde hakkında yazılar çıkıyor diye biraz gıcığım duruma. Dolayısıyla filmi es geçecek halim yoktu, gene ufaklıklardan birini amcasının yanına, diğerini anneannesine sepetleme fırsatını bulduğum anda uçarak sinemaya koştum. Dram olduğunu biliyordum, bu kadarını beklemiyordum. Mahvoldum, bir daha toparlayamadım. Bardem, filmde Uxbal isimli bir Barselona’lıyı oynuyor, adam iki çocuğun kendisi bakıyor çünkü karısı manik depresif. Yeraltı dünyasına da (çakma çanta, kaçak Çinli işçi, vs.) bulaşık biri ama insan bir tip. Sonra ruhlarla teması var, spirituel aleme de aşina. Her şey var filmde. Özetle beni parçaladı, gerçi ben parçalanmaya son derece müsait bir tipim bunu da göz önünde bulundurmak lazım. Herkesin derdi dert bana. Ama gene de, Pazar öğlen seyrettim, Pazartesi akşamına kadar kendime gelemedim. Kızlarım babalarını ayda sadece birkaç gün görebiliyorlar diye de sanırım, bana ekstradan dokundu. Hemen unutup normal hayata dönülecek bir film değil ona göre gidin.
Alejandro González Iñárritu zaten Babel‘i de, 21 Gram‘ı de çekmişti ki, her ikisi de favori filmler listemin tepelerinde. Biutiful Oscar’a da aday zaten, inşallah da kazanır, öbür filmler umurumda bile değil, ben bunu çok sevdim. Bardem galiba ilk defa İspanyolca bir rolle En İyi Erkek Oyuncu‘ya da aday. İnşallah onu da toplar. Biraz kendimi toparlayayım Amores Perros‘u da seyredeceğim.

Çok sevdim ama işte, of ki of.
İmza D.