SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Körlük / José Saramago
May 24th, 2011 by D.

Geçen hafta  ilk defa Portekizli yazar Saramago’yu okudum. Körlük adlı kitabı eşime birisi  hediye etmiş,  beni depresyona soktu  deyince  ben okumaya hamle yaptım, biraz zaman aldı bitirmesi.

Bir websitesinden bulduğum  özeti şöyle:

“Arabasının içinde geçmesine izin verecek, ya da geçmek için kendini haklı göreceği yeşil ışığı beklerken kör olan bir adamın duyduğu korku ve çaresizlikle başlar, Saramago’ nun modern insan ve onun üretiği liberal demokrasiye eleştirilerini anlatır bu kitap…Körlük o denli hızlı yayılır ki, yayılma hızı Etna’ nın püskürmesiyle civarında ne kadar yerleşim varsa lavların altında kalmasına benzetilir. Saramago’ nun da yarattığı, yada zaten olan ama görmek için kafaların kumdan çıkması gerektiği bir çürüyüşün öyküsüdür körlük.Arabasında kör olan adamın yardımına giden hırsız, ve bu iki adamı tedavi etmeye çalışan doktor hepsi kör olurlar. İktidar derhal çözümü bulur! Bu insanları eski bir akıl hastanesine kapatır. “

Körlerin tusaklık günleri uzun uzadıya anlatılıyor kitapta. Aralarından sadece bir kişi görüyor o da başlarda kocası dışında kimseye söylemiyor korkusundan. Açlık baş gösteriyor, çeteler ortaya çıkıyor. İşler öyle bir noktaya geliyor ki doktorun karısı kendilerine baskı yapan çetenin başında bulunan adamın boynunu makasla parçalar. Ahlak, seçme özgürlüğü, ve insanın yapabileceklerinin sınırını bol bol tartışılmış. Günler geçiyor, körlük yayılıyor.…. Gerisini okursunuz artık..

Saramago, demokrasi ve liberalizme son derece ağır eleştirilerde bulunarak bir röpörtajında şunları söylemiş;

“Demokratik bir sistemle yönetilmiyoruz. Demokrasi halkın belli aralıklarla oy vermesiyse, o yapılıyor. Bence bu bir aldatmaca. Ötesi siyasetçilerin, büyük sermaye sahiplerinin, feodal beylerin ağaların elinde. Onların büyük başarısı insanları demokrasinin böyle bir şey olduğuna inandırmaları…

Mesela IMF, Dünya Bankası demokratik kurumlar değil. Bunları biz seçmedik ki. Onlar kendi aralarında oturuyorlar, bizim düşüncemizi almadan bizim için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veriyorlar.  İnsanoğlu özgürdür, ama ne zaman özgürdür, doğduktan sonraki birkaç ay boyunca özgürdür. Hiç kimse boynunda haçla doğmaz. Sonra da kendisi Hıristiyan olmaz,onu Hıristiyan yaparlar…”  

Bu  kitaptaki körlük metaforuna benzer bir başka metaforu da Patrick Süskind’ de okuruz. O kitapta da burun ve koku alma üstüne kurulu bir öykü çıkar karşımıza. Edebiyat için mecazlar, metaforlar, abartı ve diğer zenginliklerin kullanımı elbette kaçınılmaz bir güzellik. Ancak, hem körlük, hem de kokuda  insanın iç dünyasına dalışı ve bunu yaparken de zihni, görüngüsel gerçeklikten  olabildiğince, kopararak yapılmaya çalışılması ister istemez vardığımız bu noktada şunu sormamıza neden olur. Her şey göründüğü gibi midir, görünen her şey olduğu gibi midir?” ( bunlar  benim  değerlendirmelerim değil elbet :) :) bir yerlerden buldum)

Saramago’yu ilk defa okudum hoşuma gitti. Kitabın filmini  de yakınlarda televizyonda seyrettiğimi hatırladım. Başlarda  biraz sıktığını kabul etmeliyim (daha birikimli edebiyat okuru sıkmayabilir ama benim kapasite belli)  sonradan  cidden elimden bırakamadım. Diğer  kitaplarını da  deneyeceğim okumayı.

İmza D.

Dekorasyon ipuçları-6
May 17th, 2011 by D.

Gri duvarları methederken,

bayıldığım bir çocuk odası var onu da eklemeden geçmek istemiyorum.

Gri de kasvetlidir be napıcan? diyenlere cevaben…

İmza D.

Pazartesi
May 16th, 2011 by D.

İmza D.

Dekorasyon ipuçları-5
May 15th, 2011 by D.

Bu aralar  gri duvarlara hastayım.  Gerçi muhalefet eden çok oldu. Ama ben  yine de en beğendiklerimi  ortaya koymaya karar verdim.

Ve de bu:

Gri duvarlar bence her renkle yakışıyor özellikle ahşap ve varak çerçevelerle.

Bu da beğendiğim resimlerden  ama  duvarları  fazla kalabalık kabul ediyorum.

Bu da sevimli. Belki birilerine fikir verir.

İmza D.

Bizim cookie
May 13th, 2011 by D.

Hafif Tarif’te  Fındıklı Kurabiye tarifine bakarken bizim ufaklığın anneannemin evinde yaptığı  kurabiye aklıma geldi. Onun nesi eksik? diyerek  koymaya karar verdim. Ellerini yıkamadan işe giriştiği ve  yoğururken her türlü işle uğraştığı  için sonradan kimse yemek istememiş sadece fotoğrafı  çekilmişti. Biraz tipi de kayık ama olsun:)

İmza D.

Tek ortak nokta
May 13th, 2011 by D.

Ortalık toparlama ve temizlik yapma konusunda bir takım takıntılarım var kabul ediyorum. Şu yeni okuduğum  Kundakçı isimli  kitapda, kadın  bir sayfada sanki beni tarif ediyor. Gerçi onun bir noktada kafayı sıyırdığı kesin ama öncesinde de böyleymiş.  Tek ortak noktamızın bu kalmasını dileyerek kitaptan bir alıntı yapıyorum:

“ben öyle bir kadınımın Usame ( kadın kitapta Usame Bin Laden’a mektup yazıyor) bana her türlü karışıklığı verebilirsin senin için düzene sokarım. Bunu yapmaktan memnuniyet duyarım.  Diyelim ki bir parti verdin ve dairen çığırından çıktı.  Şey sabah uğrayabilir ve tüm glam rock CD’lerini doğru kutularına koyup saksıların diplerindeki izmaritleri toplayabilir ve klozeti ıskalamış kusmuğu temizleyebilirim.  Benim için sorun olmaz.  Ya da diyelim mutfağın küçük ve hiçbir şey koyacak bir yer bulamıyorsun. Diyelim ki tüm dolapların ağzına kadar dolu olduğu için kapılarını açtığında sos tencerelerinin kapakları düşüyor ve tüm tezgâhların bomba parçaları ve sakal briyantini tenekeleriyle kaplı olduğu için kirli tabakları koyacak yer yok. Şey ben gelebilir ve seninle birlikte onları düzene sokabilirim. Çekmeceleri elden geçirir ve tek tek her şeyi havaya kaldırıp onlara gerçekten ihtiyacın olup olmadığı sorarım. Ve yapacağım şu olur; hemen hiç kullanmadığın şeyleri bir kutuya koyar ve kutuyu yatağının altına koyarım böylece dolaplarında gerçekten kullandığın şeyleri kaldıracak yer açılır.  Anlıyor musun?”

Kitabın orijinalinde de, çevirisinde de özellikle noktalama işaretleri kullanılmamış.

İmza D.

Chris Cleave- Kundakçı
May 12th, 2011 by D.

Haftasonu Chris Cleave‘in Kundakçı isimli kitabını okudum. Adamın bir başka kitabı Küçük Arı’ya bayılmadığımı yazmıştım (son zamanlarda kitaplarla ilgili yazdığım postlar hep yazarın bir önceki kitabına çamur atar şekilde başlamaya başladı:) ) Bu kitabı, Küçük Arı’dan sonra yazdı sanmıştım ama 2005 tarihliymiş.

Hikayesi şöyle: Kadının kocası bomba imha ekibinde ve günün her saati işe çağrılma potansiyeli var. Bu da,  adamcağız her çağrıldığında tek parça dönmeyecek diye fazlasıyla stres yapıp başkalarıyla birlikte olan bir İngıliz kızcağız. Kadını yargılamamak elde değil  ama sonra da başına bir sürü şey geliyor diye hiç ilişmiyorum. Bir de 4 yaşında bir oğulları var. Bazen oğlanı evde tek başına uyurken bırakıp pub’a inip sabaha karşı geliyor mesela. Yani yatacak yeri yok…

Oğlu ve kocası maç seyretmeye gittikleri bir Cumartesi, açık tribunle birlikte havaya uçuyorlar. Onlarla birlikte 1000 kadar kişi daha havaya uçuyor. Bizim ki o esnada gene geçen gece pub’da tanıştığı herifle birlikte.

Sonrasında kadın kafayı üşütüyor. Oğlan hala yaşıyor gibi davranıyor vs. Kitabın gerisi hayli kasvetli ama sürükleyici de. Kadın’ın Osama Bin Laden’a yazdığı mektuplar şeklinde yazılmış. Adamın kaşının üzerinden vurulduğu haftanın ertesinde kitabı okumuş olmamı da ilginç buldum. Hayat fani işte.

Kitabın filmini de çekmişler hatta Ewan McGregor falan da oynamış ama hikayesine bakılırsa kitapla alakası yok.

 

Şöyle yorumlar almış:

“Büyüleyici ”

-The Economist

“Harikulade ”

-Daily Telegraph

“Hayran olmamak ve duygulanmamak imkânsız ”

-Guardian

“Çarpıcı”

-New York Times

“Chris Cleave dehşet verici bir zeminde, etkileyici ve güzel sahneler yaratma becerisine sahip Elimden bırakamadım, altüst edici, kışkırtıcı ve iyi yazılmış ”

-Observer

Ama bence hiç o kadar abartacak bir şey yok. İlginç olan bir şey var. 2005 yazında  Londra’ya yönelik  terör saldırıları, tam  kitabın çıktığı  gün gerçekleşmiş.  Ben yazarın  yerinde olsam  tüylerim diken diken olurdu…

İmza D.

Sunset Park -Paul Auster
May 11th, 2011 by D.

Uzun aradan sonra  bir kitap bitirmeyi başardım.

Paul Auster‘dan en son Görünmeyen‘i okuyup,  çok da beni sarmadığını yazmıştım.  Hâlbuki kitap süper eleştiriler almıştı. Bu defa çok sevdim. Bu, artık kitabın edebi değeri hakkında bir ipucu verir mi orasını bilemiyorum.

Kitap Miles Heler adında 20′li yaşlarının sonlarında ki bir arkadaşımızın kendini Florida’ya sürgün etmesi ile başlıyor. Miles  7 sene önce üniversiteyi terk ettiğinden beri  ailesi ile konuşmamış. Halen, kaza ile erkek kardeşinin ölümüne sebep olması olayının, kendisi, babası  ve üvey annesi üzerindeki etkisini tartışıp duruyor. Evi terk ettikten sonra oradan oraya göçüyor, garip işlerle uğraşıyor. Florida’da son işi, terk edilen evlerde insanların bıraktıkları eşyaları toparlamak. Miles, Florida’da iken kendine bir sevgili yapıyor ama ona babasının bir yayınevi sahibi annesinin de ünlü bir oyuncu olduğundan bahsetmiyor. Sonra bir şekilde New York’a dönmek zorunda kalıyor ve borçtan dolayı kredisi ödenememiş ve bankanın el koyduğu bir eve yerleşen bir arkadaşının yanına yerleşiyor. Bir sürü şey oluyor ( şu anda kitabı okumaya niyetlenenlerin hevesini kaçırmadan ne kadarını çıtlatabileceğimi kestirmeye çalışıyorum ama fazla anlatamayacağım sanırım).

Değişik karakterlerin ağzından dinliyoruz bir de hikâyeyi. Çok güzel kitap. Okuyun okutun. Hatta bir kısmını Auster’ın kendi sesiyle dinleyin  …

İmza D.

Açılamıyorum :):)
May 7th, 2011 by D.

Öpücüğün resmi
May 6th, 2011 by D.

Kraliyet  düğünü ile ilgili bir şey yazmaya hiç niyetim yok. Allah mesut etsin. Ama her kanalda öpüştükleri sahnenin peşinde olan ufak kızıma bir jest olarak öpücüğün resmi kayıtlarda dursun diye ekliyorum.

Bir de İngiliz düğünlerinde  şapkaların ve elbiselerin pastel tonlarındaki zırvalıklar konusunda daha fazlası yapılamaz dediğim bir noktada bu çıktı karşımıza.

Onu da, kayıtlara geçmesi için eklemek istiyorum. Bir de niye? diye sormak istiyorum.

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin