Geçen hafta ilk defa Portekizli yazar Saramago’yu okudum. Körlük adlı kitabı eşime birisi hediye etmiş, beni depresyona soktu deyince ben okumaya hamle yaptım, biraz zaman aldı bitirmesi.
Bir websitesinden bulduğum özeti şöyle:
“Arabasının içinde geçmesine izin verecek, ya da geçmek için kendini haklı göreceği yeşil ışığı beklerken kör olan bir adamın duyduğu korku ve çaresizlikle başlar, Saramago’ nun modern insan ve onun üretiği liberal demokrasiye eleştirilerini anlatır bu kitap…Körlük o denli hızlı yayılır ki, yayılma hızı Etna’ nın püskürmesiyle civarında ne kadar yerleşim varsa lavların altında kalmasına benzetilir. Saramago’ nun da yarattığı, yada zaten olan ama görmek için kafaların kumdan çıkması gerektiği bir çürüyüşün öyküsüdür körlük.Arabasında kör olan adamın yardımına giden hırsız, ve bu iki adamı tedavi etmeye çalışan doktor hepsi kör olurlar. İktidar derhal çözümü bulur! Bu insanları eski bir akıl hastanesine kapatır. “
Körlerin tusaklık günleri uzun uzadıya anlatılıyor kitapta. Aralarından sadece bir kişi görüyor o da başlarda kocası dışında kimseye söylemiyor korkusundan. Açlık baş gösteriyor, çeteler ortaya çıkıyor. İşler öyle bir noktaya geliyor ki doktorun karısı kendilerine baskı yapan çetenin başında bulunan adamın boynunu makasla parçalar. Ahlak, seçme özgürlüğü, ve insanın yapabileceklerinin sınırını bol bol tartışılmış. Günler geçiyor, körlük yayılıyor.…. Gerisini okursunuz artık..

Saramago, demokrasi ve liberalizme son derece ağır eleştirilerde bulunarak bir röpörtajında şunları söylemiş;
“Demokratik bir sistemle yönetilmiyoruz. Demokrasi halkın belli aralıklarla oy vermesiyse, o yapılıyor. Bence bu bir aldatmaca. Ötesi siyasetçilerin, büyük sermaye sahiplerinin, feodal beylerin ağaların elinde. Onların büyük başarısı insanları demokrasinin böyle bir şey olduğuna inandırmaları…
Mesela IMF, Dünya Bankası demokratik kurumlar değil. Bunları biz seçmedik ki. Onlar kendi aralarında oturuyorlar, bizim düşüncemizi almadan bizim için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veriyorlar. İnsanoğlu özgürdür, ama ne zaman özgürdür, doğduktan sonraki birkaç ay boyunca özgürdür. Hiç kimse boynunda haçla doğmaz. Sonra da kendisi Hıristiyan olmaz,onu Hıristiyan yaparlar…”
Bu kitaptaki körlük metaforuna benzer bir başka metaforu da Patrick Süskind’ de okuruz. O kitapta da burun ve koku alma üstüne kurulu bir öykü çıkar karşımıza. Edebiyat için mecazlar, metaforlar, abartı ve diğer zenginliklerin kullanımı elbette kaçınılmaz bir güzellik. Ancak, hem körlük, hem de kokuda insanın iç dünyasına dalışı ve bunu yaparken de zihni, görüngüsel gerçeklikten olabildiğince, kopararak yapılmaya çalışılması ister istemez vardığımız bu noktada şunu sormamıza neden olur. Her şey göründüğü gibi midir, görünen her şey olduğu gibi midir?” ( bunlar benim değerlendirmelerim değil elbet
:) bir yerlerden buldum)
Saramago’yu ilk defa okudum hoşuma gitti. Kitabın filmini de yakınlarda televizyonda seyrettiğimi hatırladım. Başlarda biraz sıktığını kabul etmeliyim (daha birikimli edebiyat okuru sıkmayabilir ama benim kapasite belli) sonradan cidden elimden bırakamadım. Diğer kitaplarını da deneyeceğim okumayı.
İmza D.