SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Gezi yazıları – İlk Gürcistan yazısı
Jul 27th, 2011 by D.

Geçen sene Temmuz ayında ilk gidişimden beri bir Gürcistan yazısı yazacağım diye hep aklımda, ama senenin çoğunu iki çocukla evde yalnız geçirdiğimden mi, yoksa eskisine göre daha yaşlı ve uyuz olduğumdan mı bilemiyorum elim değmedi. Ne zaman ki G. Avustralya-Hong Kong seyahatinden döndü, bir de Kanguru nasıl beslenir? temalı postu yazdı, allah dedim bunun arkası gelir, en azından bir kronolojiye sabit kalalım yazılarda.

Gürcistan’ı çok sevdim ben, Türkiye’den tabii ki daha geri ama öte yandan şıkşıkırdam tatil kalabalıklarından uzak, her taraf yemyeşil, üstüne bir de palmiyeler ve deniz var. Dağ desen, o da var. Tarih var. Özetle ben çok sevdiğim için abartabilirim bunu aklınızın bir kenarına yazın, öyle okuyun.

Hopa sınırından Gürcistan’a geçiş

Paraya kıyıp Tiflis’e uçmam ben diyen herkese, Karadeniz’e yolları düştüğü takdirde hemencecik Hopa sınır kapısından Batum’a geçmelerini öneriyorum. Sarp’da sınırı geçtikten sonra Batum şehir merkezi sınıra en fazla 15  kilometre herhalde, resmen  yürüme mesafesi. Geçen sene  pasaportunda 6 aylık  süresi olan TC vatandaşları vizesiz geçebiliyorlardı. Hatta  galiba sadece nufüs  kağıdıyla da geçilebilecek  diye bir karar  çıktı ama  uygulamaya geçildi mi bilemiyorum. 

Hopa ‘da sınırda insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir yolcu otobüsünün arkasına düşmek. O zaman biraz sıra bekliyorsunuz. Yoksa 20 dakikada herşey bitmiş oluyor. Hele ki sizin arabada çocuk varsa Gürcüler çok hassas, sizi azarlayarak sıranın önüne geçiriyorlar (allah belanı versin kadın öne geçsene ne duruyorsun sırada kucağında çocukla şeklinde tercüme edilebileceğini tahmin ettiğim birşeyler bağırıp duruyorlar) işlemler kolaylıkla hallediliyor.

Ben ilk gittiğimde bizim o zamanlar yaklaşık 2000 gr gelen 2 numaralı ufaklık sayesinde zaten fazlasıyla bir merhametle karşılanıyorduk. Sık geçişler sonrası sınırın her iki tarafında da gayet yakinen tanınıyorduk. Sıra bekletmediler sağolsunlar.

Sınırı geçince hemen ferah ferah yollarla karşılaşıyorsun. Biz ilk gittiğimizde (Temmuz 2010) yollar çok kötüydü. Hatta Tiflis’e ilk defa karayolu ile gittiğimizde 4 saat sonunda eşime, ya bu ne arabada mıyız deveye mi bindik belli değil diye çıkıştığımı hatırlıyorum. Devamlı biri seni dürtüyor gibi habire bir çukurdan çıkıp diğerine giriyorsun, kucağımda da bebek, diğeri de solumda devamlı konuşuyor, çıldıracak gibi olmuştum. Sonradan yollar yapıldı, durum toparlandı.

Bir sıkıntı var: Hayvancılık önemli tabii oralarda. Bu hayvanların büyük kısmı yollarda gezinmekte bir sakınca görmüyor. Trafik azami dikkat gerektiriyor.

Batum Gürcistan’ın en popüler turizm beldesi. Geçen sene yazın başında Sheraton açıldı, bu sene ise diğer 5 yıldızlı oteller açılıyor. Devam edecek..

İmza D.

Bir gün lazım olabilir…
Jul 20th, 2011 by gia

Doğru kanguru besleme yöntemleri:

kanguru nasıl beslenir? besleme yöntemleri

İmza G.

Perihan Mağden – Yaz Kitabı
Jul 19th, 2011 by D.

Perihan Mağden’in köşe yazılarından oluşan ve iki cilt olarak düşünülen kitabının ilki olan Yaz Kitabı raflardaki yerini aldı.
Yukardakini okudum bir yerde ve hemen kaptım kitabı. Bir çırpıda okudum. Köşe yazılarını nadiren takip ediyordum, onun  için festival oldu bana. Buralara bir ara göz atarsa kendisine minicik bir serzenişim var. Bazen -şu anda tam olarak söylemek istediğime güzel bir örnek de aklıma gelmedi ama:( -  bazı ifadelerini biraz (birazcıcık) okunması zor buluyorum. Mesela şu “1″ meselesi:
“Not: Ben yine 1 Edebi Gezi’ye çıktım. 98 Model Yazı bırakıyorum. Biraz ‘ayıp’ oluyorsa, affola.
Enseyi karatmayın!..”
Bir tek bu değil tabii ki:) benzer şeyler. Aslında ufacık şeyler.. Düşününce vazgeçtim bu serzenişten. Ama napalım, demek öyle yazmak istiyor.
Genelde kendisine hastayım. Kış kitabını bekliyorum. Daha önce hakkında yazdığım iki kitabını da buradan hatırlatmak isterim (Ali ile Ramazan ve Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?). Bu arada gezinirken Ali ile Ramazan hakkında bir yazıya rastladım. Ona da buradan ulaşabilirsiniz.
Biz  Kimden Kaçıyorduk Anne ara ara aklıma geldikçe beni derin bir  kedere boğan kitaplar listesinde üst sıralarındadır, alacağı olsun. Ama herşeye rağmen hepsini şiddetle tavsiye ediyorum.
İmza D.
Banu Güven
Jul 18th, 2011 by D.

Banu Güven, NTV’den ayrılması sonrasında kendi blogundan Başbakan’a hitaben bir mektup yazdı. Basının üzerindeki baskılardan dertlenenlere fazladan bulutlu gökyüzü manzarası.

“Sayın Başbakan,

Siz de duymuşsunuzdur belki. Ondört yıl emek verdiğim NTV’den geçtiğimiz günlerde ayrılmak durumunda kaldım. Bu haber duyulduğundan, hatta programı erken tatile sokmamı gerektiren malum sıkıntıları yaşadığım günden beri çevreme ‘neden böyle oldu’ sorusunun cevabını vermeye çalışıyorum. Yanlış anlamayın, anlattığım kişisel bir mağduriyet hikayesi değil. Ölçülebilir başarı kriterlerini karşılamış olan ve yayında olduğu dönem içinde kanal yönetiminin takdirini alan bir programın ve benzerlerinin gelecek yayın döneminde, en azından bugüne kadar bu yayınları götüren kişiler tarafından yapılmayacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Neden? Bu sadece bizim kurumumuzu ilgilendiren bir durum mu? Sizinle kısa vadede herhangi bir söyleşi yapmam pek muhtemel görünmediğinden yazma ihtiyacı hissettim.

Yaşananlar üzerine farklı kuruluşlarda çalışan meslektaşlarımla konuşuyorum. Onlara neler yaşadıklarını soruyorum. Herkes artık haberciliğin kendi süzgecinden başka bir süzgeçten geçtiğini söylüyor. ‘Şimdi o kişiyle konuşmasak’ ya da ‘Bu yazıyı birinci sayfadan görmesek’, ‘Haberi çok büyütmesek’, ‘Duyulmasından hoşlanılmayacak soruyu sormasak’. Bunlar herkesin son dönemde sık sık duyduğu cümleler. Bazı konular da üzerinde hiç yorum bile yapılmadan geçiştiriliyor zaten. Üstelik dinlediklerimin bir kısmı hiç de yeni hikayeler değil. Bugün yaşadıklarımızın bir devamlılığı olduğunu anlatıyor. Bir meslektaşım hatırlattı. 2004‘te Pamukova’daki hızlı tren kazasının ardından ‘Ulaştırma Bakanı istifa edecek mi?’ diye soran gazeteciye, ‘Sen hangi gazetedensin?’ diye sorup, sonra da had bildirerek konuşmaya devam etmiştiniz. Bence herkesin gözleri önünde yaşanan bu çıkışınız habercilerin özgüveni açısından bir kırılma noktasıdır. Çok kötü bir kazanın etkisinde ortaya çıkan bir tepki deseniz de buna, o zor ama göğüslenmesi gereken soruya verdiğiniz cevap da başka bir ‘kaza’ olmuştu. Tamam, bunun üzerinden yıllar geçti, ama zedelenen o özgüveni tamir edecek yaklaşımlarla karşılaşmadık. Bundan birkaç yıl önce yabancı bir yetkiliye sorulan sorudan nem kapan bir hükümet üyesinin, muhabiri çalıştığı kurumun sahibine doğrudan şikayet etmesinden mi söz edeyim, yoksa ana akım medyadan başka bir meslektaşımın telefonda ‘Bu iş artık katlanılır gibi değil’ derken sesinin titremesinden mi? Yoksa birçok meslektaşımın ‘Ama ayrıntıları telefonda konuşmayalım’ demesinden mi? Haber toplantılarında sizin duymaktan hoşlanmayacağınızın düşünüldüğü ya da bilindiği konuların gündemin alt sıralarına itilmesinden mi ya da bizim gazeteci tabirimizle, hiç görülmemesinden mi? Toplumsal olaylarda biber gazı ve cop devreye girdiğinde, ‘ağır kaçabilecek’ bazı görüntülerin ayıklanmasından mı? Yanlış anlaşılmasın, sadece eski kanalımda değil, yine duyduklarıma dayanarak söylüyorum, başka kanallarda da haber spotları yazılırken defalarca düşünülmesinden ya da bazı anahtar kelimelerin kullanım dışında tutulmasından mı? Biliyorsunuz, buna otosansür deniyor. Sansür canavarı haber merkezlerine gelip kuruluyor. Zaten siyasi kültüründe biat etkisi kuvvetli olan, mesela darbelere yıllarca ‘müdahale’ deme kibarlığında yaklaşmış bir toplumda ve medyasında, otosansürün kendisine yer açması hiç zor değil. Yani durum hiçbir yayın kuruluşunda pek farklı değil, ama belki farklı farklı idare ediliyor. Her yayın kuruluşunun ait olduğu grubun karnının yumuşaklık derecesine göre reaksiyon verdiğini görüyoruz. Başka alanlardaki yatırımların, girişimlerin ya da sermayenin kazaya uğrama riski sınırlarımızı belirliyor, zaman zaman iyice geriye çekiyor. Şunu da söylemek gerek. Türkiye’de medya benzer tecrübeleri daha önce de yaşamış ve tökezlemiş bulunuyor. Doksanlı yıllardan başlayarak çok sayıda örnek verilebilir.

Devamını merak edenler  buradan takip edebilirler.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin