SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Çok yaklaştık..
Aug 19th, 2011 by D.

 

(Selçuk Erdem’den)

İmza D.

The Next Three Days
Aug 18th, 2011 by D.

Akşam kızlardan biri anneannesinin evinde kalıp diğeri de saat sekiz gibi sızınca ortalık bir sakinleşti, bir güzelleşti. Biz de taşındığımızdan beri ilk defa başbaşa film seyredelim dedik. The Next Three Days’de karar kıldık. Russell Crowe’ın rehine kurtarma tipi operasyonlarda abartma potansiyeline aşina olduğumuz için fazla şaşırmadık. Çok da sıkılmadık hatta sonlara doğru cidden heyecanlandık. “Fena değil” olduğuna karar verdik.

Konusu çok kısaca şöyle: Russel’ın eşi patronunu öldürmekten apar topar tutuklanıyor, adamcağız ufak oğluyla başbaşa kalıyor. Anneyi cezaevinde ziyaretler vs. Temyizden sonuç alamayınca kadıncağızı kaçıracağım diye hırs yapıyor, pasaport buluyor, sosyal güvenlik numarası için dayak yiyor vs. Fazla detaya giremeyeceğim zira film bundan ibaret ama arada sıklıkla yok artık dedirten şeyler oluyor. Başarısız da değil, sonlara doğru epey heyecan yaptık doğrusu. Russell Crowe, zira ciddi bir adamdır, değişik değişik tipleri oynar,  severim kendisini. Kısacık bir rolde Liam Neeson da var. Tavsiye edebilirim.

İmza D.

İskender
Aug 17th, 2011 by D.

Kontrast isimli blog‘da dendiğine göre Elif Şafak’ın romanları birbirleriyle görünmez köprüler kurarmış. Ben çok sayıda kitabını okumadığım için bu değerlendirmeyi yapamıyorum ama doğruysa ( ki herhalde doğrudur) benim  çok hoşuma gider.  İskender, bol olaylı ve bol karakterli, dolu dolu bir kitap, beni epey meşgul etti. Kitap Güneydoğu Anadolu’da bir köyde, İstanbul’da, Londra’da ve Abu Dabi’de geçiyor.Bir kaç hikâye bir arada ilerliyor. Kitap bittikten sonra da günlerdir devamlı kitabı düşünürken buluyorum kendimi. İmkân olsaydı elimden bırakmadan bitirirdim ama iki çocukla tatil yapmaya çalıştığımızdan bitirmesi gereğinden fazla sürdü. Ondan önce de Firarperest’i okumuştum, bunun kadar olmasa da onu da beğenmiştim.

En favori karakterim İskender’in cezaevinde tanıdığı Zişan. Pakistanlı galiba emin değilim. Zişan saatlerce konuşsun, anlatsın ben de oralara bir yere kıvrılıp dinleye dinleye uykuya dalayım istiyor gönlüm. “Sen nasıl görürsen odur hakikat” diyor mesela Zişan veya ” İnsan yüreği soba gibi. Sıcaklık üretiyor, enerji yayıyoruz. Ama başkalarını suçlayınca, onları karalayınca, dedikodu yapıp kem konuşunca enerji kaybolur. Yüreğimiz soğur”… Bir de haksız yere hapse düşmüşün denince “hayır Zişan özgür, hapsedilemez” gibisinden bir laf ediyor ama onu not almamışım bir daha da bulamadım, tam ifadesini yazamadım.

Uzun lafın kısası, millet ne derse desin son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi.

Baba ve Piç kitabı ile ilgili  postumuz için tıklayın.

İmza D.

İki çocukla (1 yaş+ 6 yaş) tatil
Aug 15th, 2011 by D.

 

İmza D.

Larry Crowne
Aug 5th, 2011 by D.

Bizim 6 yaşındaki ufaklığın “ay ben yiycem bu kızı yaa” ayaklarıyla yakaladığı yerde 1 yaşındaki kardeşini taciz etme huyu sabit olduğundan, ikisini bir arada birilerine teslim edip gece dışarıları çıkmak artık çok sık rastlanan lüksler değil bizim için.

Geçen gün bir fırsat yakaladık, hemen bir kısa yemek ardından film yapalım dedik. Ben gözüme Hangover II‘yu kestirdim. Artık haftalardır oynamakta olduğu için sadece Ankara Kentpark Prestige’de buldum matinesini. Sallana sallana gittik. Bilet almak için terastan geçerken bir baktık bir duvara minik bir branda sermişler. Bu ne be dedik? Gişeye bir gittik ki sinema kafasına göre hiç internette falan ilan etme zorunluluğu gözetmeden 21:00 matinesini, 22:00 ve açık hava olarak değiştirmiş. Üstelik terasta rüzgârlar esmeye başlamış o sırada. Bilenler bilir Ankara’da açık hava sineması her zaman çok güzel bir tecrübe olarak anılmaz. Ben bir defasında insanların arkalardaki döner tezgahlarının etrafında kümelenip ısınmaya çalışarak film seyrettiğini hatırlarım. Ben tabii ( biraz abartarak) hayatta tek eğlencesi film seyretmek olan ve son bir yıldır da bebek ve eşimin yurtdışında olmasından hareketle kocasıyla film seyredememiş biri olarak hızla parladım, gişedeki kıza bir fırça çektim, yahu nasıl ilan etmezsiniz böyle birşeyi diye söylendim de söylendim. Kızın umru bile olmadı o da ayrı. Zaten Hangover II ertesi gün vizyondan kalktı, onu da kaçımış olduk. Öte yandan hızla parlayınca çabuk da söndüm, Larry Crowne‘a girmeye kadar verdik. Geçen gün David Letterman’da Julia Roberts ve Tom Hank’i seyretmiştik. Sevimli idiler.

Hikâyesi söyle: Larry, K –Mart kılıklı bir yerde işini severek çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor sonra sırf üniversite diploması yok diye aniden kovuluyor. Bir süre işsiz kalıyor ev kredisi zora giriyor. Sonrasında üniversitede dersler almaya başlıyor, arabasını bir kenara bırakıp tor tor giden bir scooter ediniyor vs. Giderek Larry daha parasız ama daha mutlu bir insan olmaya başlıyor. Üniversitede de Julia Robert’dan bir ders alıyor vs. vs.

Ben 60 yaşıma gelmeden kendime scooter kılıklı bir motor edinebilirsem asla üç motordan fazlasıyla birlikte gezmeyeceğim. Bunu da bir kenara yazıyorum.

Filmi de çok sıkıldığınız bir gün seyredebilirsiniz. Çok kötü de değil, sevimli ama o kadar işte.

İmza D.

Turuncu göz ve kulaklar
Aug 4th, 2011 by D.

B. yollamış sağolsun, kendisi üşenmiş koymaya ben üşenmedim  koydum, süper çünkü.  Bu vesileyle  aklıma, bizim evde yaşamadığımız  bir yılı  fırsat  bilip   bahçeyi  mesken tutmuş  puhu  kuşu geldi. Onun resimlerini  de koyacağım yakında.  Puhu, Baykuş’un bir alt modeli. Bizim ufaklığa aldığımız Meraklı Minik (Tübitak yayını, şiddetle tavsiye) sayesinde  turuncu  göz ve kitap ayracı gibi duran kulaklarından bu tespiti doğru yaptığımı umuyorum.  Evet kesinlikle bir puhu bizimki.

Bu  resimdekinin ise elindeki tek verilere  bakarak  (turuncu göz ve kulak) ne olduğunu tahmin edemiyorum  zira gözler turuncu ama kulaklar  kafaya yapışık. Bilmiyorum belki soğuktandır. Donanımımı geliştirmeliyim yoksa tasnif  esnasında tıkanılıyor.  Fotoğraf buradan.

İmza D.

 

Benim bebeğimden sadece 5 yaş büyük….
Aug 2nd, 2011 by D.

Benim kızımdan sadece 5 yaş büyük kız çocukları bu dehşeti yaşıyor. Daha da kötüsü onlarla aynı veya daha beter yazgılar paylaşan yüzlercesi var.

“ŞANLIURFA’da, son iki günde hastaneye başvuran yaşları 14 ile 17 arasında değişen 11 kızdan birisi doğum yaparken, 10’unun da hamile olduğu ortaya çıktı. Doktorların şikayeti üzerine güvenlik güçlerince yapılan incelemede, kızların çocuk yaşta nikahsız olarak evlendirildikleri ortaya çıktı. Tedavilerine başlanan kızların nikahsız olarak birlikte yaşadıkları saptanan ve gözaltına alınan kocaları ’reşit olmayanlarla cinsel ilişki kurmak’ suçundan adliyeye sevk edildi. Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alınan şüpheliler, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.”

Haber buradan. Resim ise buradan.

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin