Önerdiği kitap isimlerine kutsal muamelesi çektiğim bir arkadaşım var. Kendisi şu aralar bir Doğu Avrupa başkentine yerleşmekle meşgul, ama önerilerin devam edeceğine inancım sonsuz. Cehaletimle barışığım, onun için bunu anlatmakta sakınca görmüyorum: Beni Sabahattin Ali ile tanıştıran odur. Okuduktan sonra sağda solda satış yapayım diye niyetlenmiştim, ama özellikle evdeki erkek tarafının arkadaşları gayet aşina çıktılar Ali ile. Benim arkadaş grubunun profili daha değişik. Sadece bir tanesi tanıyor çıktı.
İlk Kuyucaklı Yusuf’u okudum. Galiba bu Sabahattin Ali’nin ilk başarılı bulunan kitabıymış. Kitap, 1930′lu yıllarda Anadolu’da geçiyor. Yusuf bir kaymakamın yanına evlatlık aldığı, gururlu, soğuk, duygusuz görünümlü ama aslında gariban ve içinde fırtınalar kopan biri. Sevgisi yüzünden bir sürü şeyi göze alıyor ama önleyemediği dış koşullar yüzünden kaybetmeye mahkum biri.
Gerçi bana ters gelen minik şeyler vardı; Yusuf deliler gibi romantik biri olarak resmediliyor halbuki geçmişini de bildiğimizden, kendisini daha ziyade tutunamayan bir karakter olarak düşlüyoruz. Bir de kitapdaki üvey kardeşi Muazzez’e olan aşkı emsalsiz gibi anlatılsa da genelinde romanın bir yerinde Muazezzez’in aradığı kişi olmadığını, sadece aradığına ulaşması için geçmesi gereken bir yol olduğunu, kendi kendine itiraf ediyor.
“Bu manasız ve yabancı hayatta ancak bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez’ınvarlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onu bu kadar sebebsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf’un hayatından kopartılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu fakat Muazzez olmadan bunu yamaya muktedir olmayacağını sanıyordu.”
Sabahattin Ali 1930′larda bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu ihbarı üzerine bir süre cezaevinde yatmış. Çıktıktan sonra tekrar öğretmenlik yapmak için Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurmuş. Dönemin bakanı “eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini istemiş. O da Varlık dergisinde “Benim Aşkım” diye bir şiir yazarak paçayı kurtamış.
1980′lerde Fevzi Tuna filmini de çekmiş Kuyucaklı Yusuf’un. Talat Bulut, Derya Arbaş falan oynamış. Görmedim ben, görsem de kitabı kadar etkilemeyeceği tecrübemle sabit. Filmin müziklerini Timur Selçuk yapmış, ama çok süper şeyler okumadım katkısı hakkında. Leylim Ley, Ben Yine Sana Vurgunum, Melankoli, Dağlardır Dağlar hep bestelenen şarkıları. Şaibeli bir ölümü var Sabahattin Ali’nin. Kendi de çok çekmiş…
Kürk Mantolu Madonna‘yı da okudum yeni. Bir ara yazacğım.
İmza D.