SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Kütüphane kedisi Dewey
Apr 14th, 2009 by gia

51vqjqdidrlKitapsız yola çıktığımda kendimi cüzdanı evde unutmuş gibi hissettiğimden kapıda beni bekleyen arkadaşı fazla mağdur etmemek için kasanın iki metre çapla çevresindeki kitaplardan birini kaptım çıktım; Dünyanın kalbine dokunan kütüphane kedisi Dewey-Vicki Myron (Pegasus Yayınları)

Kitap bir yavru kedinin Iowa’nın Spencer kentinde kütüphanenin kitap iade kutusuna atılması sonrasında kütüphanede görevli Vicki tarafından evlat edinilmesi ile başlıyor. Dewey herkesin ağzından girip burnundan çıkıyor. İlgiyi seviyor, egosu yüksek. Delikanlı, yakışıklı bir kedi. Her kameraya poz veriyor, çocuklara şovlar yapıyor. Bir de lastik yemeği çok seviyor.

Kitap baştan sona sevimliydi. Beni özellikle gülümseten bir iki nokta vardı. Engelli küçük bir kız var mesela. Dewey’i hırpalıyor doğal olarak ama Dewey o kadar anlayışlı ki hepsini tolere ediyor ve küçük kız ciddi ilerlemeler kaydediyor. Hatırımda kalan başka birşey de Dewey’in kütüphaneye gelenlerin James Bond çantalarının (eskiden James Bond çanta ne boldu değil mi?) içinde uyumaya bayılması. Ben, herhangi bir kediyle fazla vakit geçirmemiş biri olarak doğrusu çantamda kedi ister miyim bilmiyorum ama kütüphanede kimse şikayetçi değil.

Sonunu söylemek istemiyorum :) Hayatında hiç kedi beslememiş, beslemeyi de planlamamış birisi bir kedi hakkında en fazla ne hissedebilir? Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Çok dokunaklı oldu benim için.

Bir takım insanları ikna edebilirsem belki benim de bir kedim olur ilerde. Zor proje.

Belki bizim ufaklığı örgütlemeliyim :)

Tekrar et tatlım: “Baba bana kedi al. Lütten.”

İmza D.

Gazeteci Hızır Tüzel yaşamını kaybetti
Apr 8th, 2009 by gia

hizir-tuzelMutlaka bilirsiniz; Tüzel çok babacan okuması çok eğlenceli bir gazeteciydi. Kendisini çok sık takip edemesem de rast geldim mi mutlaka okurdum. O kadar çok insan, ondan o kadar sevgi ve hayranlıkla bahsetmiş ki…

Vefatı dolayısıyla öğrendim ki, söyleşileri bir kitapta toplanmış: “Dalga Gibi Geçiyorum“. Kitap Bileşim Yayınları‘ndan çıkmış ve önsöz yazısı onun kendi ağzından:

“Bu yaşamdan dalga gibi geçiyor olmamın baş sorumluları annem ve babamdır. Beni imal ettikleri için değil, daha altı aylıkken uzun bir gemi yolculuğuna çıkardıkları içindir bu.
Karaköy rıhtımından başlayan ve önce Baltık kıyılarına, daha sonra Amerika’ya uzanan bu yolculuktan bana kalanlar, beynimin karanlık kıvrımlarında hâlâ dolaşır durur. Sanki, sert bir fırtınada batıp gideceğim, mavi karanlıklarda yok olacağım hissiyle yaşarım hep.
Belki de bu yüzden, hayatın rüzgârına sırtımı verip, kendimi hep bir dalga gibi bırakır giderim.
Bazen kıyılara doğru gider, kayalara kafa atarım. Mendireklere çarpıp kırılırım.
Çok isterim bazen; diplerde gezinirim.
Yağmur olur ağlarım, tuz olur gözleri yakarım.
Bazen de, bir lodos katar beni önüne, darmadağın olurum.
Sonra ‘Marmara Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’ne sürüklenir, o sakin limanda biraz durulurum.
İnsan dalga gibi geçip giderken, rüzgârın gidişine doğru ummadığı, tasarlamadığı belki de hiç aklına getirmediği yerlerde buluyor kendini.
1983 yılında Nokta dergisinde işe başladığım zaman, yirmi yıl bu sularda çalkalanıp duracağımı hiç tahmin etmiyordum, kısaca geçip gidecektim. Fakat gazeteci milleti, dalga gibi geçtiğimi fark etmekte gecikmedi. Başta Yalçın Pekşen, Duygu Asena, Ercan Arıklı, Arda Uskan, Muhittin Sirer, sonra Mehmet Yılmaz, İsmet Berkan, Yeşim Denizel, Dürin Ababay ve Tansel Tüzel, geçip gitmeme izin vermediler. Bugün bu satırları okumak zorunda kaldıysanız sebebi onlardır, benim bir suçum yok.”

Kendisini sağlığında istediğim sıklıkla takip edemediğim için kitabı mutlaka edineceğim diye aklıma not düştüm.

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin