SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Sol elimle yazdığım yazılar-3, Wall-E artık başköşede
9.Aralık.2010

Wall-E ve Eva’nın şu anda en favori film karakterlerimden olduğunu daha önce yazmıştım.

Geçenlerde Trabzon’dan Ankara’ya uçarken, bizim bir numaraya oyuncak alırken bunların minnacık oyuncaklarını gördüm. Paraya kıyamadım, Ankara’da bulurum dedim almadım.  Ankara’ya dönünce bulamadım. Etrafta dört döndüm hiç bir oyuncakçıda yok.

Hırs yaptım, tekrar Batum’a gitmek üzere Trabzon’a  gittiğimiz bir sefer affetmedim, aldım.

Gerçi bizim bir numara kendisine alındı sandığı için bir süre bana teslim etmedi, ama sonra ilgisini kaybetti. Şu anda evde baş köşede bir yerlerde duruyor:)

İmza D.

Wall-E postu için buraya tıklayalım lütfen.

Wall-E ve Eva ♪♫♥´¯`·.¸¸.♥♫ ♪
24.Eylül.2010

Animasyon hastası olan ben, geçen sene bizim 1 numara ile seyrederiz hevesi ile çıkar çıkmaz Wall-E‘yi almıştım. Bizimki o aralar (ve halen) her çeşit prenses, Disney karakterlerinin tamamı ve Winnie the Pooh tayfasının filmleriyle haşır neşir olmayı tercih ettiğinden, doğal olarak robot konulu bir filmle ilgilenmedi. Üstelik filmin daha kapağındaki resimdeki beyaz robottan (o zamanlar ismini bilmiyorduk) korktu. Wall-E (Waste Allocation Load Lifter – Earth Class) rafa kalktı.

Sonra ben geçenlerde yağmurlu bir Batum öğleden sonrası televizyonda Wall-E‘ye rastladım. Bir kere bir yerlerde,  Nil Karaibrahimgil’in filmi methettiğini de okumuştum. Başladım seyretmeye. Bilmem kaç yüzyıl geçmiş, dünya perişan olmuş, her taraf çöpe batmış, ortada insan yok vs. Wall- E çöp sıkıştırıp diziyor bir kenara, asıl işlevi o. Ama baştan beri çok sevimli bir eleman, o kadar sevimli ki insan tekerini falan ısırmak istiyor. Ufak bir buzluğu var, çanta gibi kullanıyor. Hergün çöpten bir takım eşyalar topluyor, evine getiriyor. Minik ama değer verdiği şeylerle dolu bir deposu var. 50’lerden kalma müzikaller seyrediyor (Hello Dolly), hasta onlara, dans ediyor beraberinde.

Sonra birgün Eva (Extraterrestrial Vegetation Evaluator) dünyaya geliyor. Başta çok saldırgan, ama sonunda yumuşuyor. Bunların ikisi eninde sonunda arkadaş oluyor. Wall-E buna definelerini falan gösteriyor (Mikser, sabır küpü, ampul, çakmak- Noel ışıkları vs), müzikallerini dinletiyor, hatta dans ediyor onun için.

Eva’nın görevi 700 yıldır dünyadan uzak yaşayan insanlara dünyada hayatın yeniden yeşerdiğini belgelemek. Onun için Wall-E’nin çöplerin içinde bulduğu ufak bitkiyi görünce görev aşkıyla onu içine alıp sistemini kapatıyor. Wall-E onu eski haline getirmek için, kendini perişan ediyor: Noel ışıklarına sarıp onu gezdiriyor, çok sevdiği çakmağı yakıp duruyor ilgisini çekmek için, ters kontak mı derler ondan yapıyor bir iki defa.  Tornavida ile kaportasını zorluyor vs. Ama o kadar sevimli ki, ben o noktada onu tüm animasyon karakterlerinin en romantiği ilan ediyorum. Filmin devamını anlatmıyorum, ilgilenen seyretsin.

Ben filmi seyrederken, animasyon filmlerinin uzağından yakınından geçmeyen eşim (Bir kere Prenses ve Kurbağa’ya ailecek gitmiştik, bkz ilgili post) bilgisayarda birşeylerle uğraşıyordu. İlk 40 dakika sonunda “yahu tek konuşma olmadı dedi” cidden öyle, filmin başları 5 yaşında çocuğun pek tek başına takip edebileceği gibi değil. Sonradan da, bence bir yetişkinin refakatinde seyredilirse daha rahat anlaşılabilir.

Film bitince yahu bu harikaymış falan diyerek ortada dolanmaya başladım. Sonra garibim, her türlü bir şey anlatayım da ne olursa olsun tavrımdan nasibini alan eşime filme anlatmaya başladım. İşte şöyle romantik, böyle sevimli vs.  Derhal bizim 1 numaranın antenler bizden tarafa döndü, zira kendisi şu aralar “evlenme, aşk, öpüşme” temalarıyla süper ilgili. Ekstra bilgi talebi başladı, Wall-E aşık mı oluyor, nasıl oluyor? öpüşüyorlar mı? o beyaz robotun  elini mi tutuyor?

Dolayısıyla Wall -E bir anda en fazla görmek istediği film haline geldi.

Batum’dan Ankara’ya döndükten sonra, benim işlerin yoğunluğundan henüz  TV bağlatmamıştık (hala o durumdayız, ama bu hafta sonu herşey değişecek:) olduğumuzdan devamlı DVD seyrediyoruz. Bu çerçevede hemen Wall-E’yi seyrettik birlikte. Gerçekten çok sevdi. Şu anda Wall-E ve Eva’ya hastayız.

Ertesi gün elime kopya bir Sex and  the City 2 DVD’si geçti. Ya uyuyacaktım ya onu seyredecektim, başladım seyretmeye. Başlarda bir gay  düğünü vardı, bizim eleman düğün lafını duyunca dibimde bitti. Kanepeye kuruldu, bu sefer gelin neden yok? diye başladı sorulara. Yavrucum  bazı insanların tercihleri farklıdır konuşması için henüz erken diye düşündüm, daha sığ sulardan girdim konuya; Bu şaka bir düğünmüş, birisine şaka yapıyorlar, baksana 2 tane damat var, iki damat olur mu? vs. Neyse  Sarah Jessica Parker’ı damat  gibi bir kılıkta görünce şaka olduğuna ikna oldu,  ilgisi dağıldı sonra da dibimde sızdı.

Bu arada Sarah Jessica Parker’ın gerçek hayattan bir resmini koyarak  Sex and the City’ye olan antipatime de vurgu yapmak istiyorum.

Özetle Wall-E bugüne kadar seyrettiğim tüm animasyon karakterlerinin en romantiği.

İmza D.

Nil kıyısı
25.Mayıs.2009

nil11Nil Karaibrahimgil’in yeni albümü piyasaya çıkmış bir süre önce. Kendisini yakından takip ediyorum diyemem doğrusu.  Çok tarzım değil yaptığı müzikler.  Ama sevimli buluyorum  sound’unu. Çalmaya başlasa istasyon değiştirmem, hatta keyfim yerindeyse eşlik de edebilirim.  Şarkı sözlerini de genelde yaratıcı buluyorum, bazıları bana dokunuyor bile.Söyleşisini  görsem orada burada, kesin okurum, atlamam. Her zaman insanı  gülümseten bir şeyler çıkar. Radikal’de de Elif Türközmez’in  röportajını görünce kaçırmadım. Çizgi  film izlerken bile ağlama potansiyelim çok yüksek olduğundan, Simpsons seyrederken duygulanıp  şarkı yazma havasına girdiğini duyunca daha bir kanım kaynadı.  

“Ben çizgi romanlardan, çizgi filmlerden, okuduğum, gördüğüm her şeyden ilham alıyorum. O şarkıyı öğretmenlere yazdığım sanılmasın. Bir gün ‘Simpsonlar’ı izlerken yazdım. Bart’ın öğretmeni gazeteye ilan veriyordu, seveceği birini bulmak için. Bart ve arkadaşları da kadınla dalga geçmek için bunu kafelere falan çağırıyordu. Böyle yağmurlu havalarda saatlerce bekletip uzaktan bakıp gülüyorlardı. Ben bunu izlerken bir ağla, bir ağla… Mahvoldum, çok üzüldüm, bu şarkıyı yazdım. Demiştim ya, bazı insanların algısı başka türlü açık. Her şey size şarkı yazmak için ilham veriyor. Lisa Simpson benim idolüm mesela. Alice de öyle. Bazı karakterler çok etkiliyor beni. Mesela ‘Wall-Ediye bir film izledim en son. Oradaki robotu kendime benzettim. İçine aldığı şeyleri küp şeklinde dışarı çıkarıyor bu robot. Ben de öyleyim; gördüğüm, duyduğum şeyleri kendi içimde dönüştürüp şarkı olarak, yazı olarak dışarı çıkarıyorum.”

Bir de söyle demiş:

“Bugünlerde ‘Ağaçların Gizli Hayatı* diye bir kitap okuyorum. Kitap şöyle başlıyor: Ağaç olmak zordur! Ben bunu okuyunca dedim ki “O da mı?” (kahkaha patlatıyor) O da mı zor ya? Ağaç olmak da zorsa, ne kaldı? Ağaçlara bile huzur yokmuş, anladım. İnsana nasıl olsun?” 

Her şeyin ötesinde, Nil bence Türk pop camiasındaki en güzel kadınlardan  biri. Minik ama en güzel.

* Secret Life of Trees, Colin Tudge

İmza D.