SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
UP’ın yarısı
16.Ocak.2010

Bugün bizim ufaklığı ilk defa sinemaya götürdüm. Salonda durup durmayacağına emin olamadığım için, hep erken saatte bir seansa niyetlendim. Erken seansa da ayarlayıp yetişemedik bugüne kadar. Dolayısıyla olay bugüne kadar ertelendi. Babası da şehir dışında olduğundan, iki başımıza, kızımın bir yerde reklamını görüp, nedense unutmadığı UP‘a gittik.

UP

UP fazla ilgi görmediğinden olsa gerek, evimize yakın sinemalarda çok kısa oynadı. DVD’sini edinecek kadar da seveceğime emin olamadığımdan, illa da sinemada görelim istedim. Baktım, hiç bilmediğim bir semtte bir sinemada oynuyor, millete sordum adresi bilen de çıkmadı. Google’dan haritalar indirmek zorunda kaldım, o kadar uğraştım yani. Hatta bir gece evvel bir arkadaşımın tavsiyelerini bile gözardı ettim, Sincap filmini bile seyretmedik.

up-20090512041908297_640wNeticede bizimki sinemaya gidecek olmasının heyecanı içindeydi, ama film başladıktan bir süre sonra uykunun da bastırmasıyla sıkıldı. Koltukta kıpırdamadan oturdu oturmasına, ama ilk yarısının sonuna doğru sıkça görmeye başladığımız bir iki  köpeğin etkisiyle korkma emareleri göstermeye başladı. Babamı istiyorum demeler sıklaştı, neyse ki ara oldu çıktık. Hanımefendiye çikolata aldık, hemen yemesine de izin verdik, keyfi yerine geldi. Ama filmin devamı için geri döneceğimizi anlayınca, ip gibi gözyaşlarıyla ağlamaya başladı. Mecburen ikinci yarıyı terk ettik. Montları salonda bırakmak istememesinden anlamalıydım, o noktada kafada filmi bitirdi o.

Filme gelince önce beni -seyrettiğimin kadarıyla- biraz üzdü: Başlarda Carl’ın küçüklüğünü tanıyoruz. Sonra büyüyüp Elli ile evleniyor. Güney Amerika’da gitmeyi düşledikleri Cennet Şelalelerine gitmek için para biriktirmek adına devamlı içine para attıkları bir kavanoz var. Ara ara kırıp, başka ihtiyaçlar için kullanmak zorunda kalıyorlar (çatı onarımı, sağlık vs.) neticede  para hiç birikmiyor, ömür geçiyor, çocukluk düşleri heba oluyor. Elli ölüyor. Carl evinden  sepetlenmek üzereyken düşlerinin peşine düşüyor. Cennet Şelalelerine varıyorlar, ama ortaya bizim ufaklığın tırstığı vahşi köpeklerle dolu sahneler çıkıyor. Dolayısıyla o noktada biz sinemayı terk ediyoruz.

Eve geldiğimde, hem filmi yarım bırakmaktan, hem de havanın pis pis yağışlı ve soğuk olmasından tadım kaçmıştı. Ama UP‘ın ikinci kısmının hikayesini okuduğumda aslında depresif bir film olmadığını, seyretme şansım olsaydı  bayılacağımı fark ettim:) Özetle boşa geçmiş sandığın hayat aslında boşa geçmemiş gibi bir anafikri var anladığım kadarıyla, ki bu da bana gani gani yeter. DVD’sini almak farz oldu.

Bu filmle işim bitmedi. Kalanını seyredeyim daha çok şey yazacağım:) Bu arada ilgilenenler bir festival gibi olan, hastası olduğum  Pixar‘ın sitesinde oyalanabilirler.

İmza D.


3 yorum  
  • Elifin Günlüğü diyor ki:
    17.Ocak.2010 20:39

    Anne-çocuk sinemada çizgi film izlemek benim için de ne kadar keyifli olurDU.. O kadar gerilerde kaldı ki…

  • D. diyor ki:
    19.Ocak.2010 22:27

    Siz de başka türlü keyiflerin tadını çıkarıyorsunuz şimdi:) Ya da belki sınavdan sonra çıkarmaya devam edeceksiniz demeliyim..

  • yesim diyor ki:
    26.Ocak.2010 13:28

    çok eğlenceli


Bir Cevap Yazın

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>