2004 Eylül’ünde başlayan, 5 ay barınağın minicik kafesinde devam eden yaşamı, 2005′in Şubat’ında bizimle kesişmişti. Beraber geçirilecek çok uzun yıllar hayal etmiştik… Amansız bir hastalığa yakalanıp bizi bu kadar erken terkedip gideceği hiç gelmezdi aklımıza.
Elveda iyi yürekli Miço, ışıklar içinde uyu… Vakitsiz gidişin bizi kahretti, seni çok özleyeceğiz.
14 Mart 2011, babamın kaleminden: O çok sevdiği battaniyelere tertemiz bembeyaz pamuk elleri, bacakları, göbüşü, o güzelim yüzü, yanakları, sürmeli gözleri, burnusu sarılı olarak; arka bahçede iki selvi ağacının arasında yatıyor.
İmza B.
Biz yaptık, siz yapmayın. Geçen sene bir mektup almıştık. İsminin Koçgün Medya İletişim olduğunu iddia eden bir şirket, bir önceki aya ait dergileri çok daha uygun fiyata sattıklarını söylüyorlardı. Benim gibi dergi meraklısı biri için, fena bir teklif değildi ve kabul ettik. Parayı önceden yatırdık, PTT şubesine. 2-3 ay boyunca dergiler geldi. Sonraki ay gelmedi. Sürekli attığımız maillere, çok kibar bir üslubu olan ERCAN TURAN, uzun uzun cevaplar verdi. Ama ne cevaplarında gelmeyen dergilerin gelmeme sebebi vardı, ne de mailler sonucu bir sonuca varabildik. En sonunda, lanet olsun dedik, ne dergi istiyoruz ne mail. Bu mailimizden sonra, kibar ERCAN TURAN‘dan bir daha mail alamadık:)
Söyleyeceğim şu: Muhtemelen şu an ERCAN TURAN diye biri de yoktur, KOÇGÜN MEDYA İLETİŞİM diye bir şirket de yoktur. Şimdi başka kişi ve şirket isimleriyle piyasaya çıkıp, vurgun yapma peşindedirler. Aman dikkatli olun!
Asla ve asla, bu tip tekliflere inanmayın. Eski dergilerle ilgili kampanyalardan arkanızı dönüp kaçın! Şunu da unutmayın ki, cep telefonunuza, elektronik posta kutunuza veya posta kutunuza gelen hiçbir teklif, sizin için faydalı bir teklif olamaz:) Bu devirde, kimse kimsenin iyiliğini, faydasını düşünüp bir teklif vermez:)
İmza G.
Bugün baykuşun yaşgünü:)
Fotoyu buralardan bulduk+ hediye çekilişimizi de hatırlatmak isteriz.
İmza D.
Dünya Bankası Enstitüsü ve içerik ortakları, çocuklar ve gençler için bir online oyun geliştirmişler. On aşamalı ve on hafta süren oyun ile çocuklar ve gençlere değişik bilgi ve beceri kazandırmak amaçlanıyor. Oyunu oynayıp dünyada sıralamaya giren çocuk ve gençler, Washington DC’deki oyunun da adı olan EVOKE Zirvesi’e katılabilecekler ve dünyanın ileri gelen sosyal yatırımcılarıyla çalışabilecekler!
Evoke oyunu 3 Mart 2010′da başladı! Oynamak icin: www.urgentevoke.com
Angut kelimesini, gerizakalı veya moron kelimeleriyle eşdeğerli kullananlar, bu yazı size!
Angut aslında bir kuş türü, hem de ördek familyasından. Salaklıkla eşdeğer kullanılmasının tek sebebi şu olabilir: Angut kuşu havadan yere inerken, rüzgarı arkasına alıp indiği için, çok sağlıklı bir iniş gerçekleştiremezmiş. Peki biz neden angut kuşundan bahsediyoruz derseniz, çok duygusal bir özellikleri var. Normalde, çok ürkek olan bu kuşlar, eşleri öldüğünde yanlarında bekliyorlar ve ne yapsanız oradan ayrılmıyorlar. Ve hayatlarının sonuna kadar başka bir eş edinmiyorlar. Adeta sadakat abidesi gibiler…
İlgili fotoları, Reflection of Me‘de görebilirsiniz…
Bizim ufaklık için oyuncak mağazalarında gezerken %95 kendim için gezdiğimi, beni yakından tanıyanlar bilirler. Aşırı titiz bir ana babanın çocuğu olarak, küçüklüğümde oyuncakları tüketmeme/ parçalayana kadar oynamama pek izin verilmezdi. Buna bağlıyorum olayı. Hala bir sürü esaslı oyuncağım ilk günkü haliyle durur (bir robot, bir de siyah bebeğim var mesela en sevdiğim). Annem şu aralar, al götür bunları evden, dolaplarda yer yok havasında. Biraz daha büyüsün, bizim kızın eline vereceğim hepsini ve arkama yaslanıp seyredeceğim. Parçalayana kadar oynasın, ya da illa da parçalamasın tabii ama tepe tepe kullanabileceğini hissetsin.
Geçen gün GAP‘in websitesinde gezerken süper sevimli oyuncaklara rastladım. Bunlar Türkiye’deki mağazalarda var mı, bir ara bakacağım. Bir kısmı, yahu dur ben bunu evde yaparım hissiyatı uyandırıyor. Mesela bu muz:
Sonra bu fasülye kılıklı şey:
Bizimki bu aralar deniz kızları hastası bunları da sevebilir (hem de kendimizi Disney‘den de bir nebze kurtarıp, diğer üreticilere şans vermiş oluruz) – kendimizi parçalasak bunu evde yapamayız- :
Oyuncak tasarlayabilen ve bu işten ekmek yiyebilen biri olmak çok isterdim. Bunu ara ara konuşup, iki yıl sonra yapalım bu işi dediğim bir arkadaşım var, o bilir kendini. Şu aralar 5-6 aylık bebeğiyle meşgul, bunları bir kenara not almaya davet ediyorum kendisi:) Belki allah yüzümüze bakar, bir gün cidden açarız öyle bir dükkan, tıngırdarız:)
Europe
Airline
Rate
Events
No. Flights
Air France
1.19
7
5.90 Million
Alitalia
0.77
3
3.90 Million
Braathens SAFE
0.74
1
1.35 Million
British Airways
0.32
2
British Midland
0.97
1.03 Million
Iberia
0.89
4
KLM
1.25
2.40 Million
Lufthansa
0.41
7.30 Million
Olympic Airways
1.67
1.80 Million
Swissair
3.20 Million
Tap Air Portugal
1.18
0.85 Million
Turkish Airlines (THY)
7.30
8
1.10 Million
Artan oranda bir uçak korkusu geliştirmeye başladığıma ara ara değiniyorum. Sağolsun bir arkadaş uçak kazalarına ilişkin bir web sitesi bulmuş, beter oldum. İnşallah tabloyu yanlış anlıyorumdur…
Belki fark etmişinizdir; Nur Çintay’ı pek bir severim. Bugünkü yazısında Sezen Aksu’nun Başbakanlık’ı arayıp Kürt açılımını sonuna kadar desteklediğini ifade eden bir mesaj bırakması konusunda Hülya Avşar’ın www.guardianturk.com da yumurtladıklarına değinmiş. Ben sayfayı açmayı başardım gerçi ama yazıları açamadım. Onun için Çintay’ın yazısında verdiği kadarını okuyabildim. Yetti. Yazısından kopyalıyorum:
Şimdiii, Sezen Aksu’nun bu girişimi üstüne bazı sanat insanlarından da görüş alınmış ve en sakili Hülya Avşar’dan gelmiş gene geleneğe uygun olaraktan. “Ne biliyor ki açılım konuşuyor” diye başlık atmışlar, şöyle döküp saçıyor Avşar:
“Açılımın ne olduğunu bilmiyorlar, kimse bilmiyor. Sezen Aksu bununla ilgili yorum yapmış ama kendisi de içeriğini bilmiyor. Sezen’in böyle bir yükü üzerine almaması gerekirdi. Neden yorum yapıyor? Ne biliyor ki konuşuyor? Kürt açılımı konusunda Sezen Aksu en son yorum yapan arkadaşımız olmalıdır… Hülya Avşar’a kendi sözcükleriyle, tam da guardianturk sitesinde yayımlanan o başyapıtının ilk cümlesiyle seslenmeyi deneyelim: “Eeee yeter artık yahu, bu ülkede yirmi yıldır kavga gürültü var. Bıktık vallahi. Üstelik bütün şu olanlara yıllar sonraki jenerasyon ‘Vah vah tarihte ne saçmalıklar varmış yahu!’ diyecekler.”
Galiba en çok da gene aynı makalesinin son cümlesiyle seslenmeliyiz, zira unutmuş olabilir: “Şunu bilelim ki artık bu ülkede kömür değil barış dağıtan kazanacaktır.”
Akşam arkadaşlarla görüşeceğiz, diğer Avşar yazılarını da okuyup malzeme toparlamayı çok isterdim ama nasip değilmiş, sayfayı açmayı başaramadık. Bir de çok görülmemiş resmini ekleyeyim, tam olsun.
Arimaa, satranç ile aynı araçlarla oynanan iki kişilik bir oyun. Yapay zeka açısından bakıldığında, satrançtan daha zor olarak tanımlanıyor.
Arimaa, Omar Syed adlı Hint asıllı Amerikalı bir bilgisayar mühendisi tarafından yaratılmış. Syed, Deep Blue adlı bilgisayar oyununun, Garry Kasparov’u alt etmesinden etkilenmiş. Standart satranç taşlarıyla oynanan, bilgisayarlar için oynaması daha zor olan ama aynı zamanda 4 yaşındaki oğlu Aamir’in bile öğrenebileceği basit kuralları olan bir oyun kurmaya karar vermiş. (Zaten Arimaa, Aamir’in tersten okunuşuna bir a eklenmiş bir sözcük.)
2002 yılında Syed, Arimaa’nın kuralarını duyurup, en iyi oyuncuyu 6 veya daha fazla oyunda yenecek bir bilgisayar programı yapana 10.000$’lık bir ödül koymuş. Ödül 2020 yılına kadar geçerli. Bu oyunun patenti de yine kendisine verilmiş.
Şimdiye kadar 6 kere, The Arimaa Challenge yapılmış ve çeşitli bilgisayar programları yarıştırılmış. Ayrıntılı bilgiler burada.
Kurallarla ilgilenenler, başlangıç bilgisini burada bulabilirler.