SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Yerlisinin ağzından Kıbrıs Gezi Notları
17.September.2013

Ne zaman Kıbrıs’a birileri  gidecek olsa Kıbrıs’lı bir arkadaşımın başına ekşiyorduk  o da  garibim oturup birşeyler  yazıyordu. O da artık bu yükten kurtulsun diye  Baykuş’a koymaya karar verdik:

 

“Ulaşım: Kıbrıs’ta bir yerden bir yere gitmek için kesinlikle araba veya minibus kiralamanız gerek. Toplu taşıma küçük minibüslerle yapılıyor ama size bayağı vakit kaybettirir. Yerel kontağa ihtiyacınız olursa bize mesaj atın belki  yardımcı olabiliriz. 

4 ana şehir var:  Lefkoşa, Girne, Mağosa, Güzelyurt.  Genelde Girne’de kalınır ki en iyisi.  Ben olsam 4-5 gününüz var bu seyahat rotasını izlerdim:

ilk gün: Girne merkez turu /             Bellapais (köy + manastır)   /         St. Hillarion kalesi : Buradan dağ yolundan Kalkanlı-Geçit köy’e bağlantı var. Tüm yol boyunca adanın kuzey şeridinin neredeyse tamamını  görebilirsiniz. Sanırım bu yolu bisiklet kiralayabilirseniz bisikletle gitmek en iyisi. Doğası ve manzarası mükemmel.  Güneşli ve açık bir günde Türkiye dağlarını görebilirsiniz.Mutlaka yapın.  

Geçit köy-Karşıyaka-Lapta-Alsancak- Karaoğlanoğlu  köylerinin içinden geçerek Girne’ye dönüş (Lapta’da özellikle dağ eteklerinde kilise ve manastırlar var. Lapta belediyesi önünde aracınızı park ederseniz taş yaya  yolundan yamaçtaki St. Anthanasious manastırına çıkabilirsiniz. Burası şuan bir otel ama girip manzarayı seyretmenize izin verirler.

Karaoğlanoğlu’na geldiğinizde dağa doğru dönüp yüksekteki Karmi köyünü ziyaret edin. Mutlaka yapın bunu. Burası epeyi yüksekte İngiliz ve Almanların yaşadığı sokakların daracık ve deniz taşı-arnavut kaldırımı olduğu bir köy. Köyün 2 tane pub’ı var. Birşeyler içip manzarayı seyretmek çok hoş olabilir.       

Akşam Girne yat limanı/Girne kalesine gidebilirsiniz.  

Yemek için Girne-Ozanköy mevkindeki Archway lokantasını tavsiye ederim. Mezeleri ve yerel spesiyallerden Şeftali kebabını deneyebilirsiniz.

İkinci ve üçüncü gün:  Girne- Çatalköy-Esentepe sahil yolundan Karpaz’a : Bu vereceğiniz molalara bağlı olarak 3-4 saatlik bir yol olabilir. Fakat büyük bir kısmı sahil şeridi. Arada köylere girip gezebilirsiniz. Yolda Alagadi halk plajında durup yüzebilirsiniz. Burası Kıbrıs’taki Caretta-caretta’ların tek yumurtlama alanı.  Karpaz burnuna ulaşmadan Rum-Türk karışık olan bir köy var (Dip-karpaz köyü). Burada Rum-Türk kahveleri karşı karşıya. Hangisi sizi kabul ederse orada birşeyler içebilirsiniz.

Ben olsam en az 2 gün Karpaz burnunda geçirirdim. Çok güzel plajlar var (Bafra, Kumyalı ve Altın Kumsal  süperdir). Özellikle dalış için belki de en uygun bölge burası herhalde.

Kalacak yer:  Plajda çadır kurmak her zaman bir alternatif tabi.

 

Malibu Otel (bölgedeki en konforlu otel, küçük,  kendi koyu var): Telefon 0392 3744264 Cep: 0533 8600791

 

Hasan Balcı’nın yeri (Burası 100 dönümlük bir çiftlik. Kendi koyu var. Küçük bungalow’lar kiralayabilirsiniz. Restoranı da var ve her zaman taze balık bulunur). Koyunda bir dalış külübü var sanırım: Mephisto Diving (www.mephisto-diving.com)

4. gün:  Karpaz- Mağosa- dağ yolundan (yolda sorarsanız dağ yolu neresiymiş gösterirler) Girne’ye dönüş

Mağosa’da surlar içi tarihi bir kısım var, Lala Mustafa Paşa meydanı ve camisi var + Namık Kemal’in bir zamanlar sürgüne gönderildiği yer var (hepsi yan yana).

Maraş sınırını görmek isterseniz Palm Beach otelin yanında Maraşa bitişik bir plaj var. Deniz güzel + denizdeyken Maraş kapalı bölgeyi seyredebilirsiniz.

5.gün: Lefkoşa- Güzelyurt gezileri  (Tepebaşı mevkinden Girne’ye geri dönüş)

Lefkoşa’da surlar içi denen küçük tarihi bir kısım var. Hamamlar ve bandabulda (food market)’i gezebilir, Yeni Han içerisinde yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca burada yeşil hat sınırını görebileceğiniz noktalar var. Saray Otel’in tepesine çıkıp da Lefkoşa’nın güney (Rum)  kısmını seyredebilirsiniz.

Güzelyurt küçük bir kasaba, fakat narinciye tarlaları ile ünlü. Ayarlayabilirseniz bir portokal tarlasına gidip dalından portakal yiyin veya burada turunç macununu deneyin derim. Güzelyurt’tan Girne’ye dönüş yolu çok güzel. Yol üzerinde anayoldan sapıp Akdeniz köyünden girip sahil şeridinden epeyi uzun süren (yaklaşık 3 saat)  yolu seçmenizi tavsiye ederim. Bu yol Kayalar köyünden üzerinden ilk gün göreceğiniz Geçit köye bağlanır. Manzara yine muhteşem, denize girebileceğiniz bakir  yerler var.  Akdeniz köyünden hemen sonra eski Rum Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makaryos’un avukatı olan ünlü bir silah kaçakcısının evi var. Şuan müze.  Entrika dolu bir ev olduğu söyleniyor..

Yerel mutfak: Şeftali kebabı, fırın/küp kebabı (yolda geçtiğiniz köylerde yol üzerinde görebilirsiniz),  pirohu (peynirli ravioli gibi birşey), mangalda ızgara hellim, yerel mezeler, molehiya (ekşili bir sebze yemeği) denemenizi tavsiye ederim.

 

Girne konaklama:  Oteller genellikle pahalıdır, ama sezon dışı olursa uygun birsey bulunabilir.  Küçük tatil köylerini tavsiye ederim (mesela Riverside tatil köyü, Alsancak)

Küçük bütçeli birşeyler tercih ederseniz bir tanıdığın kiralık 4 tane küçük bungalow’dan oluşan bir yeri var. Self-catering. İçerisinde ihtiyacınız olabilecek birçok şey var (su ısıtıcısı, ocak, vs.). Klima ve televizyon da var.

Adres: Karaoğlanoğlu, Tempo market arkası Bölge: Karaoğlanoğlu Girne şehir merkezine araba ile 5 dakikada. Yer denize (kayalık) yürüyerek 5 dakika. Girne’nin en popular 4 restoranı (Address, Misina, Le Figaro, Ambians yürüyerek 5 dakika).  Fiyat: 25 Pound geceliği (2 kişi) veya 30 Pound geceliği (maximum 3 kişi)

 Tavsiye edebileceğim birkaç web-sites: http://www.cyprusparadise.com/

 Umarım gidince Kıbrıs’ı seversiniz. Son dönemde şehirler çok bozuldu, ama normal turistik çevrelerin dışına çıkınca bence halen bakır birçok güzelliği var.

 Huuuh! Ben evimi özelidim galiba :) “

Emrivaki şekilde konuk yazar oldu, kendisine teşekkürü borç  biliriz. 

İmza D.

Yeniden bir Gürcistan yazısı, yedi, sekiz ay gecikme ile
31.July.2013

Batum’a ilk  defa 2010 Temmuz’unda gitmiştik çoluk çocuk. 27 Temmuz 2011′de bir post yazıp gerisi gelecek demişim ama gerisini getirememişim,  tırı vırı şeyler yazmışım. Eşim benim ikinci kızımızı doğurmadan hemen önce orada bir pozisyon kabul etmişti. Hemen  akabinde de gitti. 2 ay sonra  ben de doğum iznini fırsat bilip yanına gittik. Upuzun kaldık. O zaman bizim ufaklık henüz 3 aylık idi ama erken doğmuştu (bakınız ilgili post), normal doğmuş olsaydı 1 aylık olacaktı. 2 kg civarında minicik bir şeydi.  Pasaport kontrolünde polisler bizimkinin pasaport resmine bakıp gülme krizine giriyorlardı. Çocuk kafasını dik tutamazken vesikalık çektirdi garibim ama sayesinde pasaport kuyruklarında birinci sınıf muamele gördük. Hatta millet bize fırça çekiyordu; “neden sıraya girdiniz öne geçseniz” diye. Gürcülerin böyle bir olayı vardır, turist  çocuklarına  süper bir ihtimam.

Çok sevmiştim ben Gürcistan’ı.  Gerçi Türkiye’ye kıyasla oldukça geri kalmış bir ülke.  Hizmet sektörü yerlerde geziyor. Buranın sıradan garsonu orada ödül alır (var mı öyle bir ödül?  Ayın personeli belki?). Hele tesisatçılar falan şaka gibi. Süper güler yüzlü de değiller ilk bakışta. Fazla çamur da atamıyorum artık bir sürü arkadaşımız var diye :) , cidden  doğal insanlar  diyelim. Ama tanıyınca iyi kalpli tipler, tamam biraz sert duruyorlar  ama dost olanları da kardeş gibi oluyor.

2010′da  ve 2011′de  Batum’da deliler gibi inşaatlar vardı. Sheraton 2010′da açılmıştı; havuzu  hayatımızı kurtardı bizim, o zaman 4 yaşında olan kızım resmen tüm Temmuz ayını orada geçirdi. Türkçe konuşmasalar da diğer çocuklara yanaşmayı öğrendi. Geliştirdi kendini çocuk mecburen. Gürcü garsonlarla uzun uzun muhabbete dalıyordu,  ne konuşuyordu, nece konuşuyordu  hala bilmiyoruz.

Batum’da hedef zaten dünyanın her tarafından tuhaf tuhaf binaların benzerlerini yapıp değişik bir mimari koleksiyon oluşturmakmış. Eski binaları da adam gibi restore ediyorlar. Bu yılbaşı gittiğimizde gördük ki bu inşaatların çoğu bitmiş. Bir çok kafe restoran açılmış. Her şeyden önemlisi arkadaşları çamura hazırlamak için  “eğer yağmur yağarsa bittik çünkü ortalık çamurdan geçilmiyor” konuşmaları yapmıştım. Şok oldum zira tüm yolları Arnavut kaldırımı yapmışlar, refüjlere palmiyeler  (evet Karadeniz kıyısı ama gene de palmiyeler var zira Adjara bölgesinde astro tropikal iklim diye bir olay  var,  Batum da Adjara’nın başkenti)  ekmişler, inanılmazdı,  çamurdan eser yoktu. Şansımıza yağmur da  sadece yarım gün sürdü.

2011 tarihli postumda yazdığımı tekrar ediyorum.  Karadeniz’e giden Batum’a da geçsin,   bir günde her yeri gezer zaten. Sınırda da işlemler kolaylaşmış. Biraz bekleyebilir ama anormal de beklemez.  Pasaporta da gerek yok nüfus cüzdanı ile geçilebiliyor. Biz parayı kasıp Trabzon’a iç hat uçup,  Batum’dan araba ayarlamıştık onunla geçtik Gürcistan tarafına. Bize mesaj atarsanız size kontak numaraları verebilirim.  HOpa uçusu var THY’nin . O da Batum’a indiriyor ama  Havaştan inmeden sizi Hopa’ya getiriyor. Ama o uçus da Trabzon uçuşuna kıyasla pahalı idi. Zaten Trabzon Batum arası 2 saat gibi. Hep deniz kenarı. Sağda balıkçılar var. Çok zevkli bir yol.  

Batum  dönüşü Trabzon uçuşuna doğru giderken  yoldan sapıp Ayder  yaylasına çıktık. Kar vardı tepelerde, bembeyazdı Ayder inanılmaz güzeldi ama dağda yiyecek bulamadık,  ekipaç kaldı.  Dönüşte Çayeli’nde Lale Restoran‘da yedik. Kavurması yediğim en güzel kavurmaydı (herkes aynı fikirdeydi)  üstelik ben et yiyemem, ona rağmen.  Sütlacı da inanılmazdı. Millet evde pişirmeye fasülye aldı,  benim o cephede kapasite çok sınırlı olduğundan hiç girişmedim o işlere. Giderken de Uzungöl’e gitmiştik.  Orada kar yoktu, gölün etrafında yemek yiyecek bir yer bulmuştuk ama başarılı değildi. Ama ekibin kalan kısmıyla buluştuktan sonra sınıra doğru giderken gene Çayeli’nde, Hüsrev‘de yemiştik, orada da sütlaç inanılmazdı. Geçenlerde Marmaris Söğüt’e gittik (eski söğüt yazıma  buyrun, değişen  hiç birşey yok herşey hala süper tek fark bu sefer bizde iki  çocuk olması), orada da gelsin sütlaç gitsin sütlaç  modundaydık hepimiz (2.5 kilo alınarak dönüldü:)). Sanırım bu aralar sütlaçlarla aşk yaşıyorum…

İmza D. 

Gezi yazıları -Edirne, Kırkalareli, İğneada
27.August.2012

Taa 2007′den kalan gezi yazısı gibi birşey: Ne zaman İstanbul civarında bir yere gitmeye niyetlensek eşimi hep Edirne’ye götürmeye çalışıyorum, o da olayı arada sırada sorguluyor;  “Neden hep Edirne-Trakya?” . Gerçi Edirne’ye de topu topu bir kere gittik ama sevmişim ben ne bileyim. Birkaç sebep var: İğneada süper gelişmiş değil tamam, ama tuhaf bir yer,  sanki insan çocukluğunda tatile gitmiş gibi. O kadar kalabalıklardan uzak ki, sevimli yani. Gerçi pansiyonlar konusunda ihtiyatlı davranmak lazım. Sonra Edirne’de badem ezmesi var, ciğer falan da var ama o benim ilgi alanım dışında. İstanbul-Edirne otobanın etrafı da günebakan tarlası dolu, arabada çitleyerek seyir mümkün. Sonra, Kırklareli’nde köfteciler meyhane gibi, bazen millet bar sandalyesine tüneyip bira da içiyor.  Herkes bir tuhaf aydınlık vs. Bu tip şeyler.

Deli olduğumu düşünmenizi istemediğimden aşağıda, 2007′de gittiğimiz Edirne seyahati için hazırladığım programı eklemek konusunda epey tereddüt ettim. Bu tip programlar yapmaya, ilk bu Edirne seyahati için,  bizim iş gezilerinin program formatından esinlenerek (biraz da dalga olsun diye) başlamıştım. Zira tüm seyahat hazırlığı bana ait olduğu için sorumluluk boyutu vardı olayın. “100 km demiştin 300 çıktı,  nasıl yani otel araştırmadın mıydı?” tipi  münakaşalar oluyordu. Bunları  asgariye indirmeye çalıştım, arada fark edeceğiniz üzere,  web’den yapıştırılmış  bir sürü bilgi de var.  Yolda bol bol vakit var okuruz diye. Dahası  arkadaşlardan gelen  mailleri de yapıştırmışım, atlamayalım  diye:). Bu programı hep kaybederim, sonra da yolladığım arkadaşlardan arayıp  bulmalarını isterim. Artık kaybolmaz herhalde,  fazladan birilerinin de işine yarayabilir. Ama 2007 tarihli olduğunu  unutmayalım. Teyit etmeden kullanmayın, karışmam:)

 

3-8  Ağustos  2007

“İĞNEADA –EDİRNE-TEKİRDAĞ”

 

Cuma 3 Ağustos

 08:30:  Ankara-İstanbul

11:30: Bir yerlerde yemek

14:00-16:30: İstanbul’dan İğneada’ya hareket

Afra Deniz Otel www.afradenizotel.com

(8′i suit 28 oda 110 yatak kapasitesi)

Tel: 0288 692 2885
afra_deniz_otel@hotmail.com

Oda kahvaltı  60 milyon (Ağustos 2012 tarihli not: 2007 fiyatı bu unutmayın – kahvaltısı iyidi bu otelin, onu hatırlıyorum. Ama banyoda tuhaf kahverengi plastik terlikler vardı, duş almayı aklıma bile getirmediydim, napayım doğruya doğru..)

(Ağustos 2012 tarihli not: İğneada ile ilgili genel bilgi. Web’den bir yerden araklamışım zamanında): Karadeniz kıyısında 20 km uzaklıkta geniş bir kumsala sahip olan İğneada koruma altındaki yedi gölü, zengin doğası oksijen çadırından farksız havası ve bünyesinde sakladığı sürprizlerle yatırımcılar için çok cazip bir belde. Evliya Çelebi ünlü Seyahatname’sinin 501. sayfasında Fatih’in akıncılarından İne Atlı Gazi’nin fethettiği bir belde harap, yıkılmış kalesi içinde odunculukla geçinen Rumlar yaşarmış diye yazmış. Yedigöller Milli Parkı ile rekabet edecek güzellikteki bölgede Erikli-Mert-Hamam-Pedina-Saka-Sülüklü ve Ramana isimleriyle anılan yedi göl bulunuyor. Sazan, kızılkanat, kefal, levrek, ilerya gibi balık çeşitlerinin yaşadığı göller koruma altında. 20 km. uzunluğundaki kumsalda yürüyüş yapmak, sezonda denize girmek ise bir başka keyif sayılıyor. MTA tarafından yapılan araştırmada içinde altın zerrecikleri bulunan kumsalda, ekonomik olmadığı gerekçesiyle üretimden vazgeçilmiş. Denizle orman havasını teneffüs ederek yürüyüşe çıkanlar stres atarken aynı kumsalda dalgaların taşıdığı deniz kabuklarını da topluyorlar. Haziran-Eylül ayları arasında çok sayıda ziyaretçinin yaz tatilini geçirdiği İğneada, kış aylarında da haftasonu kentten kaçanların huzur sığınağı olarak kabul ediliyor. Belediye sahilde 35 dönüm araziyi ağaçlandırıp çevre düzenlemesi yapmış. Pis sular oldukça gelişmiş bir kanalizasyon sistemiyle ormanın iç kesimlerine akıtılınca deniz içme suyu kadar temiz kalmış. Tipik Karadeniz sahillerinin aksine yaz aylarında sakin ve dalgasız deniz doğal liman olarak kuzey rüzgarlarına kapalı 150 metre sığ denizin yanısıra 3. ve 4. zamanın başlarında çevredeki dağlardan nehirler aracılığıyla gelen alüvyonların Rapana sırtı arası ile Limanköy Platosu’nun önündeki körfez doldurmasıyla bölge bu şekilde göller cennetine dönüşmüş. Yabani hayvanlar ve kuşlar için doğal barınak olan göllerin bir bölümü sazlıklarla kaplı. Özellikle Hamam ve Pedine gölleri Bulgaristan, Rusya, Tuna Nehri deltasından gelen kuğu, yabanördeği gibi göçmen kuşlara evsahipliği yapıyor. Bulgaristan tarafından gelen tekneleri ilk karşılayan deniz feneri, Liman Baba Türbesi’ni görebilirsiniz. Bulgar hududunu oluşturan üç metre enindeki Rezve Deresi kıyısına kurulu Beğendik Köyü, Atatürk Örnek Köyü olarak yapılmış. İğneada’ya 13 km. uzaklıktaki köyü gezebiliyorsunuz.

 Cumartesi  4 Ağustos

 16:30 -  17:30: İğneada – Kırklaraeli  (100-120 km)

“Doğal Yerler: Kırklareli’nde gezip görülebilecek doğal yerler arasında göl ve barajlar, mağara, tabiatı koruma alanları, orman içi dinlenme ve mesire yerleri ile plajlar bulunmaktadır.Göl ve Barajlar: Kırklareli’nde Hamam, Pedina, Mert, Erikli ve Saka gölleri ile Kırklareli, Armağan ve Kayalı barajları bulunmaktadır. Mağaralar: Merkezde Bedre, Demirköy’de Dupnisa Mağarası, Pınarhisar’da Pekmezdere, Vize’de Domuzdere, Kaptanın, Kıyıköy ve Yenesu mağaraları bulunmaktadır. Tabiatı Koruma Alanları:Demirköy ilçesinde Saka Gölü Longozu Tabiatı Koruma Alanı ve Vize İlçesinde Kastro Körfezi Tabiatı Koruma Alanı bulunmaktadır. Plajlar: Demirköy’de İğneada, Vize’de Kıyıköy ve Kastros plajları bulunmaktadır. Tarihi Yerler: Kırklareli tarihi yapıları bakımından Osmanlı kültür mirasına sahip zengin illerden biridir. Bu eserler arasında cami, hamam, şehitlik,çeşme, köprü ve türbeler yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethetmek için kullandığı topların döküldüğü Tophane’nin düzenleme çalışmaları devam ediyor. Demirköy ilçesinde bulunan ve İstanbul’un fethi sırasında kullanılan topların döküldüğü Tophane’nin çevresi teller ile koruma altına alınmış ve çevre temizliği yapılmıştır.  tophane’nin çevre düzenleme çalışmalarına devam edilmektedir. Dupnisa Mağarası’nın daha rahat ziyaret edilebilmesini sağlayacak tedbirler alınıyor. Kırklareli Valiliği tarafından hazırlanan “Dupnisa Mağarası Düzenleme Sistemi Projesi” uygulaması sürdürülmektedir. Proje ile mağaranın aydınlatması sağlanacak ve gezi yolları ve giriş bölümü çevre düzenlemesi yapılacaktır.”

17:30 – 18:30: Kırklaraeli – Edirne    (80 km)

Efe Hotel :

Maarif Caddesi  NO 13 KALEİÇİ Edirne

0284 213 61 66- 213 64 66

(Ağustos 2012 tarihli not: Güzel bir oteldi bu.) 

Aşağıda da bir arkadaşımın gitmeden  once bana gör diye hatırlattığı şeyler, aynen ekliyorum:

 

“Edirne de yapılacaklar:

1)      Selimiye’ye hayran kalınacak, içi dışı gezilecek, içeride ters lale var çini, bahçesinde lale olup izin vermeyen ters bir kadına atıfla lale ters yapılmış

2)      Selimiye’nin etrafındaki bahçelerde çay içilecek ve meydandaki lokantalardan PARK Köftecisi Osman Usta’dan bol bol köfte yenecek

3)      Keçecizade tatlıcısından bademli kurabiye yenecek

4)      Keçecizade Kervansaray’a restorasyon yapılıyor – merak edilirse bakılacak

5)      Osmanlı Yargıtay (kule gibi) binası nehirlerden birinin yanında

6)      Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı sahaya yakın güzel bir et lokantası var (Paşa Konağı gibi), bahçeleri filan da güzel (sivrisinek bolca her yerde!)

7)      Ayrıca ciğeri meşhur, bizimkiler yüzünden ben yiyemedim, ama ancak öğlenleri bulunuyormuş…

8)      London pub Saraçlar caddesinde

9)      Şu anda rektörlük binası olan eski Tren istasyonuna bakılacak, onun yakınında sevimsiz Lozan anıtı var, o da görülecek (bu eski istasyon/yeni rektörlük binası şehrin epey dışında ama)

10)  Türkiye’nin en büyük eski sinangogu olan yıkık bina görülecek, O da Saraçlar caddesi sonunda taksicilere sorulacak

11)  Bulgar SV George Kilisesi içerde kimse yoktu gezemedik…

12)  Merak ediliyorsa Bahailerin beyaz ev ve bahçesi görülecek

13)  Romanları en eski tarihi yerleşim yeri Kemikçiler mahallesi, biz gidemedik..

14)  Selimiye meydanına bakan eski bir güzel binanın önünde fayton var, ona binilecek

15)  Şehirde bol bol yürünecek, çok hoş

16)  İyi tatiller”

İmza D.

Gezi yazıları – İlk Gürcistan yazısı
27.July.2011

Geçen sene Temmuz ayında ilk gidişimden beri bir Gürcistan yazısı yazacağım diye hep aklımda, ama senenin çoğunu iki çocukla evde yalnız geçirdiğimden mi, yoksa eskisine göre daha yaşlı ve uyuz olduğumdan mı bilemiyorum elim değmedi. Ne zaman ki G. Avustralya-Hong Kong seyahatinden döndü, bir de Kanguru nasıl beslenir? temalı postu yazdı, allah dedim bunun arkası gelir, en azından bir kronolojiye sabit kalalım yazılarda.

Gürcistan’ı çok sevdim ben, Türkiye’den tabii ki daha geri ama öte yandan şıkşıkırdam tatil kalabalıklarından uzak, her taraf yemyeşil, üstüne bir de palmiyeler ve deniz var. Dağ desen, o da var. Tarih var. Özetle ben çok sevdiğim için abartabilirim bunu aklınızın bir kenarına yazın, öyle okuyun.

Hopa sınırından Gürcistan’a geçiş

Paraya kıyıp Tiflis’e uçmam ben diyen herkese, Karadeniz’e yolları düştüğü takdirde hemencecik Hopa sınır kapısından Batum’a geçmelerini öneriyorum. Sarp’da sınırı geçtikten sonra Batum şehir merkezi sınıra en fazla 15  kilometre herhalde, resmen  yürüme mesafesi. Geçen sene  pasaportunda 6 aylık  süresi olan TC vatandaşları vizesiz geçebiliyorlardı. Hatta  galiba sadece nufüs  kağıdıyla da geçilebilecek  diye bir karar  çıktı ama  uygulamaya geçildi mi bilemiyorum.

Hopa ‘da sınırda insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir yolcu otobüsünün arkasına düşmek. O zaman biraz sıra bekliyorsunuz. Yoksa 20 dakikada herşey bitmiş oluyor. Hele ki sizin arabada çocuk varsa Gürcüler çok hassas, sizi azarlayarak sıranın önüne geçiriyorlar (allah belanı versin kadın öne geçsene ne duruyorsun sırada kucağında çocukla şeklinde tercüme edilebileceğini tahmin ettiğim birşeyler bağırıp duruyorlar) işlemler kolaylıkla hallediliyor.

Ben ilk gittiğimde bizim o zamanlar yaklaşık 2000 gr gelen 2 numaralı ufaklık sayesinde zaten fazlasıyla bir merhametle karşılanıyorduk. Sık geçişler sonrası sınırın her iki tarafında da gayet yakinen tanınıyorduk. Sıra bekletmediler sağolsunlar.

Sınırı geçince hemen ferah ferah yollarla karşılaşıyorsun. Biz ilk gittiğimizde (Temmuz 2010) yollar çok kötüydü. Hatta Tiflis’e ilk defa karayolu ile gittiğimizde 4 saat sonunda eşime, ya bu ne arabada mıyız deveye mi bindik belli değil diye çıkıştığımı hatırlıyorum. Devamlı biri seni dürtüyor gibi habire bir çukurdan çıkıp diğerine giriyorsun, kucağımda da bebek, diğeri de solumda devamlı konuşuyor, çıldıracak gibi olmuştum. Sonradan yollar yapıldı, durum toparlandı.

Bir sıkıntı var: Hayvancılık önemli tabii oralarda. Bu hayvanların büyük kısmı yollarda gezinmekte bir sakınca görmüyor. Trafik azami dikkat gerektiriyor.

Batum Gürcistan’ın en popüler turizm beldesi. Geçen sene yazın başında Sheraton açıldı, bu sene ise diğer 5 yıldızlı oteller açılıyor. Devam edecek..

İmza D.

Bir gün lazım olabilir…
20.July.2011

Doğru kanguru besleme yöntemleri:

kanguru nasıl beslenir? besleme yöntemleri

İmza G.