SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Last Night in Twisted River ve diğerleri…
Nov 1st, 2011 by D.

 

Geçen hafta İstanbul’da iş seyahatinde iken beraber gittiğimiz bir arkadaş ile İstiklal’de kitapçı karıştırıyorduk. Ben o sıralar John Irving’in Twisted River isimli kitabını bitirmeye uğraşıyorum, elimden bırakamıyorum (hatta, o gün katıldığım sempozyumda arada kitabın son sayfalarını bitirmek amacıyla kendime dosyalardan barikat yaptığımı itiraf etmeliyim. Kimsenin fark etmediğini tahmin ediyorum. Özellikle televizyon kameraları salonu terk ettikten sonra kitabı çıkardım zira akşam haberlerinde basının ” bak nasıl sevimli bir şey yakaladık, kız sempozyumda kitap okuyor” diye gösterebilecekleri, uyuklayan sempozyum dinleyicisine benzer bir görüntü vermek istemiyordum.)

Neyse arkadaşım John Irving kimdi ya? dedi. The World According to Garp‘ın yazarı dedim, zira en bilinen kitabı o herhalde. Arkadaşım da hatırladı, ver onu bana bitirince dedi. Ama aynı akşam yemek yediğimiz kuzene kitabı bırakınca arkadaşa başka bir kitabını getirmem gerekti. Bu arada başka bir arkadaşa da John Irving’e giriş babında, onu  ürkütmeyecek başka bir kitap getirmeyi vaat etmiştim.Dün iki kitabı da sabah unutmayayım diye yatınca haliyle John Irving rüyama girdi.Rüya  şöyle;  Irving bir otelde konuşma yapıyormuş. Biz de eşimle oradayız. Ben kendisinin çıkan her kitabını edinip ( biri hariç) okuduğum için, hastasıyım, en önlerde saf tutmuşum. Bakıyorum adamın sol kolu normal bir kolun yarısı uzunluğunda. Allah diyorum adamın bin tane resmini gördüm yoktu böyle bir olayı, zira kendisi eski güreşci, sporcu vs. Neyse, o mevzu geri planda kalıyor, bir sohbet ortamı da oluyor. Ben tüm kitaplarınızı okudum, falan filan, şu kitapta da söyle yazmıştınız vs diyorum. Adam ayy canıımm gibi bana şefkat duyan, hiç ecnebi işi olmayan bir sesle onu da mı okudun diyor? Ben de yaaa hepsini okudum  diyorum diye cevap veriyorum. Biraz isyan ediyorum yahu biz beş saattir ne anlatıyoruz gibisinden, detaylıca açıklıyorum: Bir tek diyorum Son of the Circus’u bitiremedim ingilizcesi çok ağır geldi bir de diyorum Until I find You ‘yu daha piyasaya çıkmadan 6 ay önce sipariş edip okuyamadım onu da okuyacağım en yakın zamanda. Bir de çok gençken okuduğum için konusunu hiç hatırlamadım bu vesileyle benim açımdan sıfır kilometre kitap gibi tekrar okuyabileceğim 1-2 kitap var demiyorum. Rüyayla ilgili hatırladığım başka bir şey yok. Meşhur görmek iyidir, hayırdır inşallah diyorum. Bana bir yerden para gelecek, super seyahatlere çıkacağım, şeklinde yorumluyorum ki öyle çıksın. Rüyaları neye yorarsanız ona çıkar, kulağınıza küpe olsun, onun için şom ağızlılara rüya anlatırsanız kendi kendinizi yakarsınız.

Durum bu. Özetle ilk arkadaşıma The Fourth Hand, Diğerine ise Trying to Save Piggy Sneed isimli hikaye derlemesini getirdim.

 

Wickipedia‘da Irving’i okurken şunu fark ettim,  sevindim; herkese döne döne Irving anlatırken sıklıkça adamın hep aynı temaları kullandığından bahsederim. Hakikaten böyle bir şey varmış, sağolsunlar tablosunu bile yapmışlar. Bu arada adamın 2012 de bir kitabı daha çıkacağını tespit ettim:) In One Person.

 

Title

New England

Prostitutes

Wrestling

Vienna

Bears

Deadly accident

Absent Parent

Film-making / Screen Writing

Writers

 

Setting Free the Bears

 

 

 

Y

Y

Y

Y

 

Y

 

The Water-Method Man

Y

Y

Y

Y

 

 

 

Y

Y

 

The 158-Pound Marriage

Y

 

Y

Y

 

 

 

 

Y

 

The World According to Garp

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

 

Y

 

The Hotel New Hampshire

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

 

The Cider House Rules

Y

Y

Y

 

Y

Y

Y

 

Y

 

A Prayer for Owen Meany

Y

Y

 

 

 

Y

Y

Y

Y

 

A Son of the Circus

 

Y

 

Y

 

Y

Y

Y

Y

 

A Widow for One Year

Y

Y

 

 

 

Y

Y

 

Y

 

The Fourth Hand

Y

 

 

 

 

Y

Y

 

Y

 

Until I Find You

Y

Y

Y

Y

 

Y

Y

Y

Y

 

Last Night in Twisted River

Y

         

Şiddetle tavsiye. Hem de hepsi:):):)

İmza sadık okuyucu D.

 

 

İskender
Aug 17th, 2011 by D.

Kontrast isimli blog‘da dendiğine göre Elif Şafak’ın romanları birbirleriyle görünmez köprüler kurarmış. Ben çok sayıda kitabını okumadığım için bu değerlendirmeyi yapamıyorum ama doğruysa ( ki herhalde doğrudur) benim  çok hoşuma gider.  İskender, bol olaylı ve bol karakterli, dolu dolu bir kitap, beni epey meşgul etti. Kitap Güneydoğu Anadolu’da bir köyde, İstanbul’da, Londra’da ve Abu Dabi’de geçiyor.Bir kaç hikâye bir arada ilerliyor. Kitap bittikten sonra da günlerdir devamlı kitabı düşünürken buluyorum kendimi. İmkân olsaydı elimden bırakmadan bitirirdim ama iki çocukla tatil yapmaya çalıştığımızdan bitirmesi gereğinden fazla sürdü. Ondan önce de Firarperest’i okumuştum, bunun kadar olmasa da onu da beğenmiştim.

En favori karakterim İskender’in cezaevinde tanıdığı Zişan. Pakistanlı galiba emin değilim. Zişan saatlerce konuşsun, anlatsın ben de oralara bir yere kıvrılıp dinleye dinleye uykuya dalayım istiyor gönlüm. “Sen nasıl görürsen odur hakikat” diyor mesela Zişan veya ” İnsan yüreği soba gibi. Sıcaklık üretiyor, enerji yayıyoruz. Ama başkalarını suçlayınca, onları karalayınca, dedikodu yapıp kem konuşunca enerji kaybolur. Yüreğimiz soğur”… Bir de haksız yere hapse düşmüşün denince “hayır Zişan özgür, hapsedilemez” gibisinden bir laf ediyor ama onu not almamışım bir daha da bulamadım, tam ifadesini yazamadım.

Uzun lafın kısası, millet ne derse desin son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi.

Baba ve Piç kitabı ile ilgili  postumuz için tıklayın.

İmza D.

Perihan Mağden – Yaz Kitabı
Jul 19th, 2011 by D.

Perihan Mağden’in köşe yazılarından oluşan ve iki cilt olarak düşünülen kitabının ilki olan Yaz Kitabı raflardaki yerini aldı.
Yukardakini okudum bir yerde ve hemen kaptım kitabı. Bir çırpıda okudum. Köşe yazılarını nadiren takip ediyordum, onun  için festival oldu bana. Buralara bir ara göz atarsa kendisine minicik bir serzenişim var. Bazen -şu anda tam olarak söylemek istediğime güzel bir örnek de aklıma gelmedi ama:( -  bazı ifadelerini biraz (birazcıcık) okunması zor buluyorum. Mesela şu “1″ meselesi:
“Not: Ben yine 1 Edebi Gezi’ye çıktım. 98 Model Yazı bırakıyorum. Biraz ‘ayıp’ oluyorsa, affola.
Enseyi karatmayın!..”
Bir tek bu değil tabii ki:) benzer şeyler. Aslında ufacık şeyler.. Düşününce vazgeçtim bu serzenişten. Ama napalım, demek öyle yazmak istiyor.
Genelde kendisine hastayım. Kış kitabını bekliyorum. Daha önce hakkında yazdığım iki kitabını da buradan hatırlatmak isterim (Ali ile Ramazan ve Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?). Bu arada gezinirken Ali ile Ramazan hakkında bir yazıya rastladım. Ona da buradan ulaşabilirsiniz.
Biz  Kimden Kaçıyorduk Anne ara ara aklıma geldikçe beni derin bir  kedere boğan kitaplar listesinde üst sıralarındadır, alacağı olsun. Ama herşeye rağmen hepsini şiddetle tavsiye ediyorum.
İmza D.
Körlük / José Saramago
May 24th, 2011 by D.

Geçen hafta  ilk defa Portekizli yazar Saramago’yu okudum. Körlük adlı kitabı eşime birisi  hediye etmiş,  beni depresyona soktu  deyince  ben okumaya hamle yaptım, biraz zaman aldı bitirmesi.

Bir websitesinden bulduğum  özeti şöyle:

“Arabasının içinde geçmesine izin verecek, ya da geçmek için kendini haklı göreceği yeşil ışığı beklerken kör olan bir adamın duyduğu korku ve çaresizlikle başlar, Saramago’ nun modern insan ve onun üretiği liberal demokrasiye eleştirilerini anlatır bu kitap…Körlük o denli hızlı yayılır ki, yayılma hızı Etna’ nın püskürmesiyle civarında ne kadar yerleşim varsa lavların altında kalmasına benzetilir. Saramago’ nun da yarattığı, yada zaten olan ama görmek için kafaların kumdan çıkması gerektiği bir çürüyüşün öyküsüdür körlük.Arabasında kör olan adamın yardımına giden hırsız, ve bu iki adamı tedavi etmeye çalışan doktor hepsi kör olurlar. İktidar derhal çözümü bulur! Bu insanları eski bir akıl hastanesine kapatır. “

Körlerin tusaklık günleri uzun uzadıya anlatılıyor kitapta. Aralarından sadece bir kişi görüyor o da başlarda kocası dışında kimseye söylemiyor korkusundan. Açlık baş gösteriyor, çeteler ortaya çıkıyor. İşler öyle bir noktaya geliyor ki doktorun karısı kendilerine baskı yapan çetenin başında bulunan adamın boynunu makasla parçalar. Ahlak, seçme özgürlüğü, ve insanın yapabileceklerinin sınırını bol bol tartışılmış. Günler geçiyor, körlük yayılıyor.…. Gerisini okursunuz artık..

Saramago, demokrasi ve liberalizme son derece ağır eleştirilerde bulunarak bir röpörtajında şunları söylemiş;

“Demokratik bir sistemle yönetilmiyoruz. Demokrasi halkın belli aralıklarla oy vermesiyse, o yapılıyor. Bence bu bir aldatmaca. Ötesi siyasetçilerin, büyük sermaye sahiplerinin, feodal beylerin ağaların elinde. Onların büyük başarısı insanları demokrasinin böyle bir şey olduğuna inandırmaları…

Mesela IMF, Dünya Bankası demokratik kurumlar değil. Bunları biz seçmedik ki. Onlar kendi aralarında oturuyorlar, bizim düşüncemizi almadan bizim için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veriyorlar.  İnsanoğlu özgürdür, ama ne zaman özgürdür, doğduktan sonraki birkaç ay boyunca özgürdür. Hiç kimse boynunda haçla doğmaz. Sonra da kendisi Hıristiyan olmaz,onu Hıristiyan yaparlar…”  

Bu  kitaptaki körlük metaforuna benzer bir başka metaforu da Patrick Süskind’ de okuruz. O kitapta da burun ve koku alma üstüne kurulu bir öykü çıkar karşımıza. Edebiyat için mecazlar, metaforlar, abartı ve diğer zenginliklerin kullanımı elbette kaçınılmaz bir güzellik. Ancak, hem körlük, hem de kokuda  insanın iç dünyasına dalışı ve bunu yaparken de zihni, görüngüsel gerçeklikten  olabildiğince, kopararak yapılmaya çalışılması ister istemez vardığımız bu noktada şunu sormamıza neden olur. Her şey göründüğü gibi midir, görünen her şey olduğu gibi midir?” ( bunlar  benim  değerlendirmelerim değil elbet :) :) bir yerlerden buldum)

Saramago’yu ilk defa okudum hoşuma gitti. Kitabın filmini  de yakınlarda televizyonda seyrettiğimi hatırladım. Başlarda  biraz sıktığını kabul etmeliyim (daha birikimli edebiyat okuru sıkmayabilir ama benim kapasite belli)  sonradan  cidden elimden bırakamadım. Diğer  kitaplarını da  deneyeceğim okumayı.

İmza D.

Chris Cleave- Kundakçı
May 12th, 2011 by D.

Haftasonu Chris Cleave‘in Kundakçı isimli kitabını okudum. Adamın bir başka kitabı Küçük Arı’ya bayılmadığımı yazmıştım (son zamanlarda kitaplarla ilgili yazdığım postlar hep yazarın bir önceki kitabına çamur atar şekilde başlamaya başladı:) ) Bu kitabı, Küçük Arı’dan sonra yazdı sanmıştım ama 2005 tarihliymiş.

Hikayesi şöyle: Kadının kocası bomba imha ekibinde ve günün her saati işe çağrılma potansiyeli var. Bu da,  adamcağız her çağrıldığında tek parça dönmeyecek diye fazlasıyla stres yapıp başkalarıyla birlikte olan bir İngıliz kızcağız. Kadını yargılamamak elde değil  ama sonra da başına bir sürü şey geliyor diye hiç ilişmiyorum. Bir de 4 yaşında bir oğulları var. Bazen oğlanı evde tek başına uyurken bırakıp pub’a inip sabaha karşı geliyor mesela. Yani yatacak yeri yok…

Oğlu ve kocası maç seyretmeye gittikleri bir Cumartesi, açık tribunle birlikte havaya uçuyorlar. Onlarla birlikte 1000 kadar kişi daha havaya uçuyor. Bizim ki o esnada gene geçen gece pub’da tanıştığı herifle birlikte.

Sonrasında kadın kafayı üşütüyor. Oğlan hala yaşıyor gibi davranıyor vs. Kitabın gerisi hayli kasvetli ama sürükleyici de. Kadın’ın Osama Bin Laden’a yazdığı mektuplar şeklinde yazılmış. Adamın kaşının üzerinden vurulduğu haftanın ertesinde kitabı okumuş olmamı da ilginç buldum. Hayat fani işte.

Kitabın filmini de çekmişler hatta Ewan McGregor falan da oynamış ama hikayesine bakılırsa kitapla alakası yok.

 

Şöyle yorumlar almış:

“Büyüleyici ”

-The Economist

“Harikulade ”

-Daily Telegraph

“Hayran olmamak ve duygulanmamak imkânsız ”

-Guardian

“Çarpıcı”

-New York Times

“Chris Cleave dehşet verici bir zeminde, etkileyici ve güzel sahneler yaratma becerisine sahip Elimden bırakamadım, altüst edici, kışkırtıcı ve iyi yazılmış ”

-Observer

Ama bence hiç o kadar abartacak bir şey yok. İlginç olan bir şey var. 2005 yazında  Londra’ya yönelik  terör saldırıları, tam  kitabın çıktığı  gün gerçekleşmiş.  Ben yazarın  yerinde olsam  tüylerim diken diken olurdu…

İmza D.

Sunset Park -Paul Auster
May 11th, 2011 by D.

Uzun aradan sonra  bir kitap bitirmeyi başardım.

Paul Auster‘dan en son Görünmeyen‘i okuyup,  çok da beni sarmadığını yazmıştım.  Hâlbuki kitap süper eleştiriler almıştı. Bu defa çok sevdim. Bu, artık kitabın edebi değeri hakkında bir ipucu verir mi orasını bilemiyorum.

Kitap Miles Heler adında 20′li yaşlarının sonlarında ki bir arkadaşımızın kendini Florida’ya sürgün etmesi ile başlıyor. Miles  7 sene önce üniversiteyi terk ettiğinden beri  ailesi ile konuşmamış. Halen, kaza ile erkek kardeşinin ölümüne sebep olması olayının, kendisi, babası  ve üvey annesi üzerindeki etkisini tartışıp duruyor. Evi terk ettikten sonra oradan oraya göçüyor, garip işlerle uğraşıyor. Florida’da son işi, terk edilen evlerde insanların bıraktıkları eşyaları toparlamak. Miles, Florida’da iken kendine bir sevgili yapıyor ama ona babasının bir yayınevi sahibi annesinin de ünlü bir oyuncu olduğundan bahsetmiyor. Sonra bir şekilde New York’a dönmek zorunda kalıyor ve borçtan dolayı kredisi ödenememiş ve bankanın el koyduğu bir eve yerleşen bir arkadaşının yanına yerleşiyor. Bir sürü şey oluyor ( şu anda kitabı okumaya niyetlenenlerin hevesini kaçırmadan ne kadarını çıtlatabileceğimi kestirmeye çalışıyorum ama fazla anlatamayacağım sanırım).

Değişik karakterlerin ağzından dinliyoruz bir de hikâyeyi. Çok güzel kitap. Okuyun okutun. Hatta bir kısmını Auster’ın kendi sesiyle dinleyin  …

İmza D.

Collateral, Shriver, 48 saat aralıksız evden hiç çıkmadan iki çocuk bakımı vs.
Mar 15th, 2011 by D.

İnsan tüm hafta sonu evden hiç çıkmadan iki çocukla cebelleşince tüm standartları düşürüyor. Elde avuçta ne varsa onunla takılıyor. Biz de aynen öyle bizim 5 yaşındakiyle birlikte saçma sapan ne varsa seyrettik televizyonda. Öbür bücür de kah orada, kah burada ayağa kalkma egzersizleri yaptı. Yürüyecek bence yakında.

Collateral

Mesela Pazar gecesi kendimi, bugüne kadar en az 5 defa seyretmeye hamle edip asla tamamlayamadığım Collateral‘ı seyrederken buldum. Çok kötü bir film değildi. Beş kere hamle yapmamış olsam iyi bile diyebilirdim. Hatta bir de yönetmeninin eski filmlerine bakalım dedim ki ne göreyim. Michael Mann bir sürü sevdiğim filmi de çekmiş. Manhunter, Ali, The insider, The last of Mohicans vs.

Her şeyden öte, özellikle tavsiye edeceğim şey müzikleri. Not ettim kenara, edineceğim.

Collateral: Original Motion Picture Soundtrack

1. “Briefcase” Tom Rothrock
2. “The Seed (2.0)” (Extended Radio Edit) The Roots, Cody Chesnutt
3. “Hands of Time” Groove Armada
4. “Guero Canelo” Calexico
5. “Rollin’ Crumblin’” Tom Rothrock
6. “Max Steals Briefcase” James Newton Howard
7. “Destino De Abril” Green Car Motel
8. “Shadow on the Sun” Audioslave
9. “Island Limos” James Newton Howard
10. “Spanish Key” Miles Davis
11. “Air” Klazz Brothers & Cuba Percussion
12. “Ready Steady Go (Korean Style)” Paul Oakenfold
13. “Car Crash” Antonio Pinto
14. “Vincent Hops Train” Howard
15. “Finale” Howard
16. “Requiem” Pinto

Lionel Shriver –The post birthday world

Bari dedim evde tıkılı kaldığım bir şeye yarasın. Taaa yazın Banur’la gittiğimiz Amasra’da kızcağıza plajda okurken çabuk oku diye acele ettirdiğim Lionel Shriver –The post birthday world sonunda bitti ama bu arada kitap aşındı, eskidi, evin eşyası gibi oldu. Shriver’in başka bir kitabını okuyup bir de post yapmıştım. Bakınız “Kevin hakkında Konuşmalıyız”. Son kitap diğeri kadar süper değil, İngilizcesi de çok ağır, biraz zor okunuyor, ya da benim için öyle oldu, bilemem artık. Ama güzel. 500 küsur sayfa ama iki kitap gibi düşünülürse çok denemez. Biraz yorucu işte. Konusu biraz Gwyneth Paltrow’un Sliding Doors’u gibi. İki alternatif hayat.

Irina isimli Londra’da yaşayan Amerikalı bir kızcağız var, çocuk kitaplarını resimliyor, bir de bir think-tank’de çalışan sevgilisi (Lawrence) var. Herif yıllarca bununla evlenmiyor, kız arada buna içerliyor ama iyi araları. Bir de sadece adamın yaşgünlerinde buluştukları bilardocu Ramsey var. Bu da  bilardoda çok iyi, bu arada bilardo (ya da snooker, ikisi aynı şey mi bilemeyeceğim) İngiltere’de çok popüler. Dolayısıyla Ramsey çok ünlü. Irina eninde sonunda ikisi arasında kalıyor. Kitap iki kitap gibi; birinde Ramsey’e giderse ne oluyor. Diğerinde  ise gitmezse ne oluyor şeklinde. İkisi de tahmin edildiği gibi bitmiyor.

Lawrence entellektüel ama sıradan bir tip. İçkiye sigaraya karışıyor, bir de siyasi konularda falan ben en iyisini bilirim havasında. Öbürünün tipi daha iyi, biraz sığ ama daha coşkulu, zengin, vur patlasın, çal oynasın vs. Bir de konuşunca dinliyor, daha insan bir tip gibi, ama onunla da hep kapışıyorlar, herifin coşkulu olmasından hareketle herhalde (ne demekse). Özetle fena kitap değildi.

Canım şöyle 500 sayfalık , İngilizcesi zor bir kitap okuyup azcık hırpalanmak istiyor diyenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

İmza D.

Capote ve In Cold Blood
Mar 14th, 2011 by D.

Bugün CNBC-e’de 22:00′de Infamous/Gerçeğin Peşinde diye bir film var. Anita Shreve‘ın the Weight of Water diye bir  kitabıyla ilgili bir post yapmıştım. Çok sevmiştim o kitabı ve o kitapta geçen cinayetle ilgili  Truman Capote‘ın In Cold Blood diye bir kitabı olduğunu  öğrenip,  edinip okuyayım diye niyetlenmiştim. Ama mümkün olmadı henüz.  Bu akşamki film de Capote’un bu kitap için araştırma yaptığı zamanları konu alıyormuş. İlginç olabilir. Ben seyredeceğim. Nasıl olsa benim  bücürler en geç  21:00′de horlamaya başlamış oluyorlar.

Resim shakapapa‘dan

İmza D.

Ertuğrul Özkök- Tuhaf
Sep 7th, 2010 by D.

Geçen gün Ertuğrul Özkök’ün Tuhaf isimli kitabını satın aldım.  Bir akşam saat  19:00  gibi başladım, ertesi gün  öğlen saatleri gibi  bitmişti. Özkök  okumaya bayıldığım gazetecilerden değildir. Hep hayatım boyunca süper müzikler dinledim, Paris’te okuduğum yıllar falan tarzında muhabbetleri vardır bana ara ara itici gelir.  Ama Tuhaf’a  resmen bayıldım. 15 hikaye var, hepsi enteresan. Kitabı benden sonra okuyacak olan eşime yalvar yakar ettim bir tanesini zorla kendisine anlattım. Bıraksa tamamını anlatabilirdim. Şiddetle tavsiye  ediyorum.

Ayşe Arman’ın  bu konuda Özkok’le yaptığı  söyleşiyi buradan okuyabilirsiniz. Murat Bardakçı da methetmiş.  Cidden ben de çok sevdim.  Özkök’ün şimdi de Artakalan Zaman isimli kitabını edinip okuyayım diyorum.

İmza D.

Dokuzlar Yasası
Aug 25th, 2010 by D.

Batum’a giderken yanımda prematüre bebekler ile ilgili  iki tane kalıncana kitap  götürmüştüm.  Kitapların   büyük  bölümü  küvözde geçen  sürelerle ilgili   tedavilerin açıklamalarından  vs. ibaret idi. Bizim de o dönem  geride kaldığı ve çok şükür hiç bir tedavi  de gerekmediği / yapılmadığı  için  beni uzun  süre oyalayamadılar. Hızlı hızlı atlaya atlaya okudum.  Sonra eşimin  okuyup  bitirdiği Dan Brown’un son kitabını  biraz karıştırdım.  Diğer kitaplarında olduğu gibi bu da hiç açmadı (Napalım sevmiyorum). Öylecene ortada kaldım.   

İngilizce kitap satan yer var mı buralarda? dedim,  millet  güldü. Sonra Trabzon’a geçen bir tanıdığa, (sırf heyecan olsun  diye)  kitap adı vermeden yahu siz kafanıza göre birşey alın  ne olsa okurum  diye kitap ısmarladım.    O da sağolsun, ne bilsin, okuyup da hafif depreştiğim,  o kadar da bayılmadığım ( Bakınız Şubat’ta yazdığım bir post) Küçük Arı’yı alıp geldi.  Halbuki değişik bir şey  gelecek, usul usul okuyacağım diye epey heveslenmiştim. 

Sonra eşimin ofisinde  mutfakda dolanırken başta Gürcü olduğunu sanıp sonradan Gürcüce bilen bir Azeri olduğunu tahmin ettiğim  hanımın elinde Türkçe bir kitap  gördüm.  Kadıncağızın okumakta olduğu  kitaba da  hamle yapamadım ama tünelin sonunda  ışık  gördüm, başladım koşmaya; Yahu dedim sizin evde  Türkçe kitap var mı? ben  çok sıkılıyorum vs. Kadıncağız  mutfak dolabından  bir kitap  çıkarıp verdi.

Kitap neden bahsediyor diyenlere Kontrast isimli blogda yazanlara göz atmalarını öneririm, benim anlatmaya halim yok.  Daha önce Terry Goodkind’in hiç bir kitabını okumamıştım,  sanırım bundan sonra da başım çok  sıkışmadıkça tercih etmeyeceğim.  Ama kötü diye söylemiyorum, paralel evren  falan bana (o da  ancak arada bir)  sinema perdesinde cazip gelebilir.  Öte yandan bir kere başlayınca kitap  insanı heyecan içinde de bırakıyor, dur yahu şunu bir an önce bitireyim havasına giriyorsunuz. Ben dönüşte Trabzon’da uçağa yetişene kadar  okuyup, bitirip  öyle eve döndüm. Ama ne bileyim  o kadar  fazla methedemiyorum,  bu türü sevenlerin aklında bulunsun.

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin