»
M
E
N
Ü
«
Mayalıyorum, mayalıyorsun, mayalıyor
24.August.2010

What is this ya?
24.August.2010

Banu Alkan  deyince aklıma yıllarca Laleli’de bir otel odasında  yaşayıp  sonra sevgilisi  ile bir reality  show’dan para kazanmaya başlar başlamaz Çırağan Oteline taşınması  gelir.  Hatta  gençliklerinde har vurup harman  savurup sonra  yaşlanınca  oyuncu derneği kurulsun, devlet sanatçısına sahip çıksın diyenleri  görünce hep bu örneği verip yahu keşke ilk iş kendine 2 odalı bir ev alaydın, sonra yiyip içeydin  diyesim gelir.

Fakat o da ne ? Radikal’de Elif Türkölmez’in  röpörtajında tamamen  ayrı bir Banu Alkan profili var. Hiç öyle acınası bir durumu yokmuş;  ”dört dünya turum var, 15 tane yarım dünya turum var.” demesiyle suratımda ufak bir tokat patladı.  Okuyun mutlaka, çok ilginç bir söyleşi. En süper paragraflardan biri de aşağıdaki:

“Neler yaparsınız evde? Kitap falan okur musunuz?
Çok okuyorum ama nereye gitsek binlerce kitap artık. Geçen gün havaalanında dedim ki, oradaki büfeye, “Siz de mi bu kadar doldurdunuz, sağımız solumuz kitap!” Dergi alırdık eskiden, şimdi kitap! Nereye gitseniz kitap, hangi birini okuyacaksınız. What is this ya, bu ne ya? Aslında hayat kitabı okuyorum deyip geçeceksin. Orhan Pamuk anlatıyor ama neyi anlatıyor? Kendine göre mi anlatıyor, zirveye çıkmak için mi anlatıyor? Ne için, neyle beynimizi dolduralım? En güzeli dünyayı kendimiz gözlemleyelim. Allah beyin vermiş, göz vermiş, bitti kardeşim.”

Geziyormuş görüyormuş,  ipeğin en kalitesi,  Hermes çanta , Paris Ritz oteli  vs  çok  güzel ama  yine de yazının sonu  falan insanın biraz  içini  buruyor.

İmza D.

 

Gürcistan yolcusu kalmasın
21.August.2010

Evin babasının  belli bir süre Gürcistan’da yaşaması  gerektiği ortaya çıktığında tahmin ettiğim gibi keyfimin üzerine kara bulutlar inmedi. Ben işi bırakamayacağıma göre, mecburen  sık sık seyahat edeceğiz diye kendimi avutmaya çalıştım. Türkiye’de kızlarla kalacak olanın eşim değil de ben olması da, olayı benim açımdan nispeten tolere edilebilir kıldı. Kızları şimdiden özleyen eşimi de, yahu sık sık geliriz  diye rahatlatmaya çalıştım. Garibim de  kızlardan ayrılacağı için buruldu, öte yandan değişikliğe de heveslendi. Genel olarak bir süre idare edebiliriz kanaati oluştu bende.

Kızlarla bir süre yanlız yaşayacağız diye küçük ve merkezi sitemle ısınan ve işe taş çatlasın 3 km uzaklıktaki bir eve taşınmam gerektiği için sevindim. Zira daha az yol, kendime daha fazla zaman ayırmam demek. İş günleri bile TV karşısı  kahvaltılar,  sıcacık kış, 30 dakikada toparlanabilen bir ev  vs.

Hemen işe giriştim: Babamızı yolcu ettikten sonra kiraladığımız evi boyattım, temizlettim, eşyaları taşıttım, eski evi temizlettim vs herşeyi bir haftada bitirdim. Bu arada kızlara alelacele Ankara’nın ilçelerinden birinden e-pasaport başvurusu yapmak gerekti; çünkü Haziran ortaları gibi Ankara’dan 2 ay sonrasında randevu veriyorlardı.

Ankara emniyetinde soru sormayı başardığım 5 memurdan 3′ü bana, 1 Haziran sonrası artık çocukları kendi pasaportunuza işletemezsiniz, bağımsız başvuru yapmanız ve çocukları da başvuru esnasında yanınızda bulundurmalısınız dediği için, bebeleri de perişan ederek bir ilçeden başvuru yapmak zorunda kaldık. Başvuru esnasında, bağımsız başvuru yapmamıza gerek olmadığını, dolayısıyla yaptığım masrafların gereksiz oldugunu öğrenip, ufak çapta krizler geçirdim. Sonra memurlar  bebekleri de getirip perişan olduğumuz için  deliler gibi yardımcı olmaya çalıştılar. Hepsini kucaklayasım geldi,  yatıştım. Halen bit kadar olduğu  için bir gözü bir tarafa diğer gözü öte  tarafa bakan bir halde poz vermiş 2 numaralı ufaklığın  vesikalığı/pasaport başvurusu emniyetten  döner diyen şom ağızlı diyebileceğim memurlar oldu.  Çocukcağız zaten  kafasını  dik tutamıyor, avuç  içi kadar,   biz arkadaşları ikna etmeye çalışırız diyen memurlar da oldu,  hepsinden allah razı olsun, başvurular tamamlandı. Üç  gün sonra  pasaportlar adrese postaladı (bu arada İngiliz pasaportu gibi çok fiyakalılar, benim lacivert eski pasaport onların yanında  eski tip cep ajandası gibi kaldı). Herşey halloldu.

Resim frankcreationsdan

Sonunda İstanbul aktarması yapmak istemeyen ve son iki yıl içerisinde artan oranlarda uçak korkusu geliştirmiş olan bendeniz yüzünden, Ankara-Trabzon uçağıyla Gürcistan’a doğru yola çıktık. Çekirdek ailenin kalan tarafı, bizi Trabzon’da karşıladı. Geçen seneki Karadeniz gezisi sonrasında, bu sene mutlaka tekrar gitmeye niyetliydim, ama bu kadar ötesini düşlemiyorduk tabii. Trabzon  Sarp kapısı arası 2 saat  gibi birşey. Kapıda  geçince 15 km sonra ise Batum’a  ulaşıyorsunuz.

Fotoğrafı buradan buldum.

Arhavi’de yemeğimizi yedik, iki numaralı  ufaklığa bebek bezi, ateş düşürücü vs yığdık.  Sınıra hamle yaptık; 2 aylık bebeğin  hatırına kimse bizi sıraya sokadı, hatta sıraya girme teşebbüslerime sinirlenen her iki ülke memur ve  vatandaşlarından  fırça yedim. İte kakıla sıranın önlerine itildim. Yani  tereyağından kıl çeker gibi öte tarafa geçtik. Ankara’dan hareket ettikten 6 saat kadar sonra Batum’daydık. Ama kapı bazen çok yoğun olabiliyor diye duyduk,  hatta dönüşte tanık da olduk. Mesela bir yolcu otobüsüne denk gelirseniz iki üç saat beklenebilir. Şans tamamen. Ama kapıda sıra yoksa bence Karadeniz gezisi yapılırken rahatlıkla Batum’a geçilebilir.

Gerisini ufak ufak anlatacağım. Sevdim orayı ben:)

İmza D.

Dijital muhalifler
19.August.2010

Etrafımda bir sürü kişinin (veya sadece benim çevremin deyip genel olarak çamur atmamış olayım) anayasa değişiklikleri hakkında minimum bilgi sahibi olup, gene de psikopata bağlamış şekilde lafını esirgemediğine, hararetle tartışmalara girdiğini görüyorum. Üzülüyorum doğal olarak.

Vaktiniz olduğunda, veya biri üzerinize fazlaca geldiğinde anayasa değişiklikleri hakkında ufak testler yapın çevrenizde. Komik sonuçlar çıkıyor. Millet aslında pek birşey bilmediğinin farkına varıyor, ama kanaatinden vazgeçmiyor. Bilgi düzeyini sorgulamayacak birilerinin kafasını ütülemeye devam etmek üzere yanınızdan uzaklaşıyor.

Bu çerçevede özellikle sinir olduğum bir grup var ki, ara ara okuyup şenlendiğim Sivilay Genç onlara dokundurmuş. Yazının ilgili kısmını aynen kopyalıyorum.Gerisini  dileyenler buradan ulaşabilirler.

Kimler Hayır diyor

Dijital Muhalifler: Yaş aralıkları 15-20’dir. Facebook’ta yaşarlar, bilgisayarlarına çilek ekip, inek beslerler. Dünyaya ve varoluşa dair her şeyi bildiklerini düşünürler.

Büyük çoğunluğu ilk kez bu seçimde oy kullanacaktır. Kendilerini bildik bileli AKP iktidardadır. Muhalif olmayı AKP’ye muhalif olmak olarak görürler. Profil resimlerine Atatürk resmi koymayı ve Hürriyet yazarlarının yazılarını paylaşmayı ‘isyancı gençlik hareketi’ olarak görürler. Bu sıralar ‘Bilgisayarınızı yeniden başlatmak ister misiniz?’ penceresinde bile ‘Hayır’ı tıklamaktadırlar.

İmza D.

Gidenin ardından
21.June.2010

Kızlarımın babası reddemeyeceği bir iş teklifi ile karşılaşıp, benim de dolduruşlarım sonucu komşu ülkeye göçünce, kızlarla başbaşa kaldık. Gidiş planları netleşmeye başladığı andan itibaren, artık bir daha hiç bir yere kıpırdamayız dediğimiz evimiz, bize dev gibi gelmeye başladı. Yahu evin babası gidince biz bunu kışın nasıl ısıtırız? Karda mahsur kalınca bizi kim kurtarır? Elektrik kesilirse bahçe kapısını nasıl açarız? Nasıl çıkarız, 100 bin kilometreyi gördükten sonra zırvalamaya başlayan Renault arıza yaparsa nasıl işe gideriz? benzeri tasalar çerçevesinde, şehirde minik  bir yer tutmaya karar verdik. Esas sebep: “Ayol ben bu ilk kışı kaloriferli bir evde geçirsem daha iyi olmaz mı? Prematüre doğdum, kıymayın.” havalarında olan minik kızımızdı.

Resim magicmarkinsart‘dan

Eşim komşuya göçmeyecek olsa da, bu sene kışı kaloriferli bir evde geçirmeye niyetliydik zaten. Fakat bahçeden vazgeçemediğimizden, esas evimizi kapatmamaya karar verdik. Dolayısıyla kiralık evde bütçeyi dar tuttuk. Gezdiğimiz bir kaç  felaket ev sonrasında sevimli bir şey bulduk. Kiracı çıktıktan sonra anlaşıldı ki, biraz boyaya ihtiyacı var. Yıllardır evin duvarlarını boyama sevdasında olan, ama minik istisnalar dışında engellenen ben kim tutar beni şeklinde, dün sabah 10′da boyaları, fırçaları edindim ve saat 12 gibi evin en minik ve tali odasını bence süper verimli şekilde boyadım. Keyfim son derece yerine geldi. Ama herhangi bir çeşit idmana fazlasıyla uzak sağ kolum eve dönerken direksiyonu kontrolde zorlanıyordu. Kol ağrımı gözardı edip, babama ediniğimiz babalar günü esas hediyesi dışında adamcağızın ara ara çok seviyorum dediği Dolapdere Big Gangin son albumünü de kaptım, eve vardım. Badana başarımın  satışını yaptım. Sonuçları şahsen görmedikleri için olsa gerek, pek dikkate alınmadım gibi geldi, bozuldum. Baktım daha gün bitmemiş, hazır kırk yılın başı  güneş var,  dolu fırtınası da  ufukta görünmüyor diyerek, havuza girmeye yeltendim. Sağ kolum ilk kulaçta beni sattı, boğulma tehlikesi geçirir gibi oldum, kurbağlamaya döndüm. Sanırım diğer odaları boyamadan evvel arkadaşımın tavsiye ettiği  boyacıyı arayacağım.

Resim the dreamy giraffe’den

Lafın kısası, eşimi yolcu edişin ardından ilk günüm süper verimli geçti. Sonra kızlar uyuduktan sonra, yahu yapayalnız kaldık havası çöktü üstüme. Kalkınca ilk iş  doğum izni bitmeden yanına gitmenin planını yapayım, fazla oyalanmayayım diye aklıma not düştüm.

İmza D.

Yahu nerelerdesin?
21.June.2010

Yokum değil mi çoktandır? Bebek sonrası vakti olmuyordur diye düşünenler tutturamıyorlar. Çünkü beni engelleyen bebek değil. Bebek, vakit alan bir şey değil; en azından bizimki şu aralar öyle. Garibim küvözdeki günlerden alışkanlık herhalde, fazla talepkar değil. Ama insan bir mevzudan uzaklaştı mı, zor toparlıyor. Bir de teknik sebebler üzerine eklenince, olayın arası açıldı, fazla yazamadım. Ama teknik sebebler giderildi, herşeyi yoluna sokuyorum, yazacağım.

İmza D.

Sevimli bir mola verin :)
13.May.2010

Bütün gün bıkmadan usanmadan defalarca bu oyuncu kediciği izledik ofisteki kedici arkadaşlarla  :) Çok şirin değil mi?

B.

Sarah Jessica Parker
11.May.2010

Böyle bir site var: http://sarahjessicaparkerlookslikeahorse.com/

Üzülerek birkaç fotoğraf koyuyorum, gerisini siteden bakarısnız. Yeni bir site değil, 5 senelik falanmış. Ama arada, çok ziyaret edildiğinden çökmüş, sonra kaldırmışlar. Ben SJP’ı ne severim, ne sevmem… Ama resimler bayağı acımasız, birazcık üzüldüm onun adına:)

İmza G.

Ağrı günlüğü
8.May.2010

Tam sezeryan sonrası toparladım, bak kendi başıma hareket edebiliyorum, kim tutar beni havasına girmişken geçen Çarşamba biri beynimi deliyormuş, gözlerimin üzerine kurşun ağırlıklar koymuş da gözümü açmamı istemiyormuş gibi bir ağrı musallat oldu bana.

Başağrılarımın günübirlik olmasına ve uyuyunca geçmesine alışkın olduğum için, ertesi gün artan şiddetine hayırdır dedim. Ağrıya Cuma günü bir de bel ağrısı eklendi, tam oldular. Göz doktorunun yolunu tuttum, çünkü eskilerden devam eden ve çok okuduğumda tavan yapan bir başağrım vardı. Onunla alakası yokmuş. Göz doktoru beni, biraz da panik ederek, derhal nörolojiye gönderdi. Neyse ki o doktor insan evladı çıktı, muayenede bir bulguya rastlamayınca bekleyelim görelim, MR’a falan gerek yok dedi. Bu arada ağrı kesici yükleyelim diye önerdi. Bebeğe süt olayını da unutmayarak yükleyebildiğimizi yükledik, ağrı hafifledi. Ama yükselen bir şiddetle Cumartesi ve Pazar da bizimle birlikte idi. Cumartesi, damar tıkanıklığı geçmişimi bilen doktorum tırsıp beni acele tomogrofiye yolladı. 1 Mayıs’tı, resmi tatildi; dolayısıyla normalde MR’a girebilecekken, tatil diye giremeyip, bir de tomografiden radyasyon yemek zorunda kaldım.

O gün ve ertesi gün, ağrı eşiğim yüksektir diye yıllardır ortada dolaşan ben, ortalığı ciddi anlamda velveleye verdim. Cumartesi gecesi bizde kalan ve tahmin ettiğim kadarıyla bir kadının avaz avaz zırlamasına pek aşina olmayan arkadaşımızda kalıcı travma etkisi yarattığımı düşünüyorum. Pazar sabahı eşim dayanamayıp  annemleri yardıma çağırdı. Birlikte ağrılar karşısında çaresiz seyici rolüne büründüler. Pazartesi günü itibarıyla  ağrının sebebinin böbrek iltihabı olduğu ortaya çıktı. Doğum sonrası böbrek rahatsızlıkları bolca rastlanan birşey imiş, başağrısı da yaparmış, tansiyon yüksekliği de. Sıcak da iyi gelirmiş. Tüm semptomlar yerine oturdu. Tanrıya şükür taş düşürmüyorum diye teselli buldum.

Resim buradan.

Haftabaşından beri antibiyotiğin etkisiyle de ağrı hafifledi. Kendimi de iyi hissediyorum. Artık ağrı da istemiyorum. Herşeyin müsebbibi olan bebek de artık eve gelsin istiyorum. Çok özlüyorum kendisini.
Lilypie Premature Baby tickers

İmza D.

Louis Vuitton modelleri, ama makyajsız halde
27.April.2010

Resmi büyütüp bir yakından bakın. Çok ilginç tipler var! Hemen birkaç makyaj dersi almak istiyorum, profesyonel makyaj!

İmza G.

Yazarlar: D. - G. - B.
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin