SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Herkes bebek doğar
Dec 16th, 2011 by D.

Memlekette bir vicdani ret meselesi var belki haberiniz vardır. Bazı erkek TC vatandaşları  dini inançları,   bazıları ise siyasi  düşünceleri gereği ellerine silah almak istemiyor.  Başka iş verin yapalım diyorlar o da şu andaki mevzuat gereği mümkün değil.  Bir de Türk Ceza Kanunu’nun “halkı askerlikten soğutmak” başlıklı 318. maddesi var ki o da son derece esnek yorumlamaya müsait. Neticede  millet ha babam  yargılanıyor. Bunlardan biri vicdani retçi Halil Savda.   

Eskişehir Askeri Mahkemesi’nde 21 Ocak 2010′ta görülen duruşması sonrası basın açıklaması yapan ve “hiç kimse asker doğmaz, herkes bebek doğar” diyen Halil Savda, Mehmet Atak, Davut Erkan ve Ahmet Aydemir hakkında “Halkı askerlikten soğuttukları” gerekçesiyle 318. maddeden dava açılmıştı.  Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde 14 Aralık tarihli duruşmalarında garip  olaylar/savunma örnekleri  yaşandı. Avukatlarının anlatımını bianetten aynen kopyalıyorum.

“Eskişehir’de yaşayan ve narkozsuz doğum yapmış olan üç kadın tanık olarak dinlendi. Kendileri, Enver Aydemir davası sonrası yaptığımız basın açıklamasında “Hiç kimse asker doğmaz, herkes bebek doğar” dediğimiz için yargılandığımızı öğrendikten sonra asker değil bebek doğurduklarını söyleyerek tanık olmak için mahkemeye başvurdular.

* Biz de duruşmada savunma tanığı olarak kendilerini dinlettik. Tanıklar, savcının “Hiç kimse asker doğmaz, herkes bebek doğar” lafı üzerine dava açmasına istinaden bunun fiziksel koşullarının mevcut olmadığını tespite yönelik tanıklık yaptılar.

* Tanıklar, narkozsuz doğum yaptıklarını, çocuklarının doğumlarını gördüklerini ve doğdukları sırada üstlerinde üniforma olmadığını ifade ettiler.

Tanıkların dinlenmesinin ardından, bebek mi asker mi doğulduğu yönünde jinekolog bilirkişi getirilmesini talep ettiklerini, sanıklardan Mehmet Atak’ın da halkı askerlikten soğutmanın Anayasa’ya göre suç olup olmadığına dair görüş alınması için Anayasa hukukçusu getirilmesini ve mental retardasyon, embesilite ya da şizofrenin olup olmadığının tespitini ve eğer üçünden biri yoksa savcı hakkında suç duyurusunda bulunmasını talep ettiğini anlatan Doğanoğlu, mahkemenin bu talepleri reddettiğini söyledi.İnsanların “Herkes bebek doğar, kimse asker doğmaz” dediği için yargılanmasının son derece heves kırıcı olduğunu söyleyen Doğanoğlu, böyle bir cümle nedeniyle dava açılmasının da hiçbir hukuki dayanağı olmadığı görüşünde.”Biz de duruşmada parodi yapmak değil, biraz ironi olsun diye bu taleplerde bulunduk. Zaten bunlar usule uygun talepler.”

İmza D.

 

 

Çok yaklaştık..
Aug 19th, 2011 by D.

 

(Selçuk Erdem’den)

İmza D.

İki çocukla (1 yaş+ 6 yaş) tatil
Aug 15th, 2011 by D.

 

İmza D.

Turuncu göz ve kulaklar
Aug 4th, 2011 by D.

B. yollamış sağolsun, kendisi üşenmiş koymaya ben üşenmedim  koydum, süper çünkü.  Bu vesileyle  aklıma, bizim evde yaşamadığımız  bir yılı  fırsat  bilip   bahçeyi  mesken tutmuş  puhu  kuşu geldi. Onun resimlerini  de koyacağım yakında.  Puhu, Baykuş’un bir alt modeli. Bizim ufaklığa aldığımız Meraklı Minik (Tübitak yayını, şiddetle tavsiye) sayesinde  turuncu  göz ve kitap ayracı gibi duran kulaklarından bu tespiti doğru yaptığımı umuyorum.  Evet kesinlikle bir puhu bizimki.

Bu  resimdekinin ise elindeki tek verilere  bakarak  (turuncu göz ve kulak) ne olduğunu tahmin edemiyorum  zira gözler turuncu ama kulaklar  kafaya yapışık. Bilmiyorum belki soğuktandır. Donanımımı geliştirmeliyim yoksa tasnif  esnasında tıkanılıyor.  Fotoğraf buradan.

İmza D.

 

Benim bebeğimden sadece 5 yaş büyük….
Aug 2nd, 2011 by D.

Benim kızımdan sadece 5 yaş büyük kız çocukları bu dehşeti yaşıyor. Daha da kötüsü onlarla aynı veya daha beter yazgılar paylaşan yüzlercesi var.

“ŞANLIURFA’da, son iki günde hastaneye başvuran yaşları 14 ile 17 arasında değişen 11 kızdan birisi doğum yaparken, 10’unun da hamile olduğu ortaya çıktı. Doktorların şikayeti üzerine güvenlik güçlerince yapılan incelemede, kızların çocuk yaşta nikahsız olarak evlendirildikleri ortaya çıktı. Tedavilerine başlanan kızların nikahsız olarak birlikte yaşadıkları saptanan ve gözaltına alınan kocaları ’reşit olmayanlarla cinsel ilişki kurmak’ suçundan adliyeye sevk edildi. Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alınan şüpheliler, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.”

Haber buradan. Resim ise buradan.

İmza D.

Banu Güven
Jul 18th, 2011 by D.

Banu Güven, NTV’den ayrılması sonrasında kendi blogundan Başbakan’a hitaben bir mektup yazdı. Basının üzerindeki baskılardan dertlenenlere fazladan bulutlu gökyüzü manzarası.

“Sayın Başbakan,

Siz de duymuşsunuzdur belki. Ondört yıl emek verdiğim NTV’den geçtiğimiz günlerde ayrılmak durumunda kaldım. Bu haber duyulduğundan, hatta programı erken tatile sokmamı gerektiren malum sıkıntıları yaşadığım günden beri çevreme ‘neden böyle oldu’ sorusunun cevabını vermeye çalışıyorum. Yanlış anlamayın, anlattığım kişisel bir mağduriyet hikayesi değil. Ölçülebilir başarı kriterlerini karşılamış olan ve yayında olduğu dönem içinde kanal yönetiminin takdirini alan bir programın ve benzerlerinin gelecek yayın döneminde, en azından bugüne kadar bu yayınları götüren kişiler tarafından yapılmayacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Neden? Bu sadece bizim kurumumuzu ilgilendiren bir durum mu? Sizinle kısa vadede herhangi bir söyleşi yapmam pek muhtemel görünmediğinden yazma ihtiyacı hissettim.

Yaşananlar üzerine farklı kuruluşlarda çalışan meslektaşlarımla konuşuyorum. Onlara neler yaşadıklarını soruyorum. Herkes artık haberciliğin kendi süzgecinden başka bir süzgeçten geçtiğini söylüyor. ‘Şimdi o kişiyle konuşmasak’ ya da ‘Bu yazıyı birinci sayfadan görmesek’, ‘Haberi çok büyütmesek’, ‘Duyulmasından hoşlanılmayacak soruyu sormasak’. Bunlar herkesin son dönemde sık sık duyduğu cümleler. Bazı konular da üzerinde hiç yorum bile yapılmadan geçiştiriliyor zaten. Üstelik dinlediklerimin bir kısmı hiç de yeni hikayeler değil. Bugün yaşadıklarımızın bir devamlılığı olduğunu anlatıyor. Bir meslektaşım hatırlattı. 2004‘te Pamukova’daki hızlı tren kazasının ardından ‘Ulaştırma Bakanı istifa edecek mi?’ diye soran gazeteciye, ‘Sen hangi gazetedensin?’ diye sorup, sonra da had bildirerek konuşmaya devam etmiştiniz. Bence herkesin gözleri önünde yaşanan bu çıkışınız habercilerin özgüveni açısından bir kırılma noktasıdır. Çok kötü bir kazanın etkisinde ortaya çıkan bir tepki deseniz de buna, o zor ama göğüslenmesi gereken soruya verdiğiniz cevap da başka bir ‘kaza’ olmuştu. Tamam, bunun üzerinden yıllar geçti, ama zedelenen o özgüveni tamir edecek yaklaşımlarla karşılaşmadık. Bundan birkaç yıl önce yabancı bir yetkiliye sorulan sorudan nem kapan bir hükümet üyesinin, muhabiri çalıştığı kurumun sahibine doğrudan şikayet etmesinden mi söz edeyim, yoksa ana akım medyadan başka bir meslektaşımın telefonda ‘Bu iş artık katlanılır gibi değil’ derken sesinin titremesinden mi? Yoksa birçok meslektaşımın ‘Ama ayrıntıları telefonda konuşmayalım’ demesinden mi? Haber toplantılarında sizin duymaktan hoşlanmayacağınızın düşünüldüğü ya da bilindiği konuların gündemin alt sıralarına itilmesinden mi ya da bizim gazeteci tabirimizle, hiç görülmemesinden mi? Toplumsal olaylarda biber gazı ve cop devreye girdiğinde, ‘ağır kaçabilecek’ bazı görüntülerin ayıklanmasından mı? Yanlış anlaşılmasın, sadece eski kanalımda değil, yine duyduklarıma dayanarak söylüyorum, başka kanallarda da haber spotları yazılırken defalarca düşünülmesinden ya da bazı anahtar kelimelerin kullanım dışında tutulmasından mı? Biliyorsunuz, buna otosansür deniyor. Sansür canavarı haber merkezlerine gelip kuruluyor. Zaten siyasi kültüründe biat etkisi kuvvetli olan, mesela darbelere yıllarca ‘müdahale’ deme kibarlığında yaklaşmış bir toplumda ve medyasında, otosansürün kendisine yer açması hiç zor değil. Yani durum hiçbir yayın kuruluşunda pek farklı değil, ama belki farklı farklı idare ediliyor. Her yayın kuruluşunun ait olduğu grubun karnının yumuşaklık derecesine göre reaksiyon verdiğini görüyoruz. Başka alanlardaki yatırımların, girişimlerin ya da sermayenin kazaya uğrama riski sınırlarımızı belirliyor, zaman zaman iyice geriye çekiyor. Şunu da söylemek gerek. Türkiye’de medya benzer tecrübeleri daha önce de yaşamış ve tökezlemiş bulunuyor. Doksanlı yıllardan başlayarak çok sayıda örnek verilebilir.

Devamını merak edenler  buradan takip edebilirler.

Geçen Cuma…
Jun 28th, 2011 by D.

Şöyle bir şey oldu:

Geçen Cuma günü bizim okulda mezuniyet vardı. Cüppe giydim ben de izliyordum. Sağ yüzük parmağıma da kalınca bir yüzük takmıştım. Törenin orta yerlerinde, yüzüğümle oynarken tas gibi kaldığını gördüm. Bir baktım parmağım davul gibi olmuş. Ve kıpkırmızı, şiş. Kangren olacağım diye, hemen kalktım, tuvalete gittim. Sıvı sabunla çıkarmaya çalıştım olmadı. Sonra açık bir kapı gördüm, içeri girdim; şey kreminiz var mi acaba, acil lazım dedim. Sebebini de söylemedim. Yok dediler. Sonra ben bayağı bir panik oldum, kangren olacağım, yüzük parmağımda kaldı diye. Gece de saat 9.30 falan. En son bizim toplantı salonundaki mini buzdolabı aklıma geldi. Belki dedim, sıvı yağ falan vardır içinde. Baktım yok, tam kaparken minik poşetlerde ketçap-mayonez gördüm. Mac Gyver olarak, mayonezi açıp, yüzüğü elimden çıkarttım. Ama o anları ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Herşeyi göze aldım. Parmak elimde kalacak gibi oldu, olsun dedim, alçıya alınır. Bir ara da patlayacak gibi oldu, yüzüğü biraz hareket ettirdim, tabii parmağın ucuna doğru gitti sislik. Derim yarılacak, parmağım patlayacak, her yer et, kan olacak zannettim. Neyse çıktı. Biraz zedelendi parmak tabii… Ama umurumda değildi. Yüzükten kurtuldum, parmağım patlamadı ve kırılmadı ya, gerisini mühim değil :) .

Sanırım birşey sokmuş parmağımı, hiç bilemiyorum!

İmza G.

Bugün Ay Tutulacak…
Jun 15th, 2011 by D.

Tutulma, parçalı tutulmanın başlayacağı 20.23’ten sonra belirgin bir biçimde fark edilebilecek. Bu sırada Ay bir kenarından kararmaya başlayacak. 21.22 – 23.03 arasındaysa Ay’ın bakır rengini alacağı tam tutulma gerçekleşecek. Bunun ardından Dünya’nın tam gölgesi Ay’ın üzerinden çekilmeye başlayacak ve Ay diğer yanından aydınlanmaya başlayacak.

Tutulma başladığında ülkemizin büyük kısmında Güneş yeni batmış olacak. Tam tutulma başladığındaysa hava büyük ölçüde kararmış olacak. Ay’ın bu sırada ufka yakın oluşu nedeniyle tutulmanın güzel bir manzara oluşturacağını söyleyebiliriz. Ayrıca tutulmanın akşamın erken saatlerinde meydana gelecek olması sayesinde çok sayısa kişi tutulmayı görme şansı bulacak.

Ayrıntılar Bilim ve Teknik Haziran sayısı Gökyüzü köşesinde…

İmza D.

The Leman
Jun 10th, 2011 by D.

İmza D.

Artık nurtopu gibi bir “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı”mız var
Jun 9th, 2011 by D.

Kadın örgütlerinin hop oturup hop kalkmalarına ve 6 Haziran’da Başbakanlık’a iletilen üç bini aşkın imzaya rağmen, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” kuruldu. Yani kadın bakanlığı tarih oldu.

Anladığım kadarıyla Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) de Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ile birlikte bu bakanlık bünyesinde konuşlandırılacak. Bakanlık bünyesinde şehit yakınları ile gazilerin sorunlarıyla yakından ilgilenmek amacıyla bir de Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanlığı kurulacak. Eh artık kadın çalışmaları için ayrılan bütçenin bir kısmı da buraya akar, tam olur. Uzmanların iddiasına göre, Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kaldırılarak Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde konuşlandırılması ise kadınların birey olarak değil ailenin bir unsuru olarak konumlandırılması anlamına geliyor. Yani vaziyet fena.Bu arada bir imza kampanyası vardı ama başarılı olamadı.

Kadınlara geçmiş olsun, kolay gelsin…

İmza D.

»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin