»
M
E
N
Ü
«
Aman diyim…
11.Mart.2010

Adım adım oluşumu
10.Mart.2010

Koşarak Sivil Toplum Kuruluşlarına katkıda bulunmak üzere para toplayan bir oluşumdan (Adım adım oluşumu) haberdar oldum geçen gün. Biraz düzenli egzersiz yapan veya yapmak isteyen herkes katılabilir gibi gözüküyor. Bunu yaparken aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerine de destek vermiş oluyorsun. Kendine göre bir spor organizasyonu belirliyorsun, tarihini öğreniyorsun, zaman ve kondisyonun doğrultusunda hazırlanmaya başlıyorsun. Desteklemek istediğin sivil toplum kuruluşuna da kişiler kendileri karar veriyorsun anladığım kadarıyla. Sonra bir bağış mektubu hazırlıyorsun, sosyal çevrene gönderiyorsun.

Bu sene bana zor ama seneye belki girişebilirim. Bakalım söz veremiyorum. Şu anda otoparka koştuğumu bile düşünemiyorum:(

İmza D.

Kavaf’ın son potu
9.Mart.2010

Türkiye’de lüzumu tartışılır Kadın ve Aileden Sorumlu bir Bakanlık var biliyorsunuzdur. Bakan da ayrı bir hikaye; modası geçmiş tüm önyargıların temsilcisi gibi. Önce dizilerdeki öpüşme sahnelerinden rahatsız olduğunu, bunları itici bulduğunu söyledi. Sonra Kurtlar Vadisi hayranı çıktı. Şimdilerde de Faruk Bildirici ile yaptığı bir mülakatta, “Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum.” demiş. Eklemiş: “Tedavi edilmesi gereken bir şey bence”.

Konumun gereği, değişik kimliklerin avukatlığını yapması gereken, kadına karşı ayrımcılıkla savaşması, ayrımcılıkla mücadeleye baş koyması falan beklenen Kavak, insan hakları bilincinde nal toplayan bir imaj sergiliyor.  Eşcinselliğin hastalık olduğunu iddia edebilmek için, herhalde en az son 10 on yıldır insan hakları konusunda yazılmış hiç bir şeyi okumamış olmak  falan gerekiyor. Röportaj sonrası Kavaf eşcinsel derneklerinin de tepkilerini topladı doğal olarak. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1990′ların başından beri car car yayınları var, eşcinselliğin hastalık olmadığına dair. Bildiğim kadarıyla  Amerikan psikoloji/psikiyatri dernekleri de 1970′lerden beri bas bas bağırıyorlar, hastalık değil diye.

“Tedavi edilmesi gerekir bence” demiş ya en acınası tarafı o. Aliye hanım Dil Tarih Coğrafya Mezunu.

İ.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Şahin söyle demiş  konuyla ilgili olarak:

“Bugünkü bilgilerimize göre, eşcinselliğin biyolojik bir hastalık olduğuna dair hiçbir veri yoktur. Eşcinsel kişilerde, herhangi bir hormon ya da kromozom patolojisi söz konusu değildir. Dolayısıyla ortada biyolojik bir hastalık da, tedavi edilebilecek bir durum da yoktur. Sorunun temelinde eşcinsellerin toplumda kabul görmesiyle ilgili zorluklar yatıyor.
Aslında her insanın ruhsal yapısında, kişiliğinde ve bedeninde her iki cinse de özgü yanlar vardır. Hepimiz farkında olalım ya da olmayalım az veya çok eşcinsel özellikler taşırız. Bu özellikler ne kadar fazla ise o ölçüde eşcinselliğe yakın, ne kadar az ise o ölçüde heteroseksüelliğe yakınızdır.
Eşcinsel özelliklerimizin daha farkında olduğumuz zamanlar, kimimizde çok rahatsızlık yaratır ve bu tür duyguları şiddetle bastırırız. Sonra da eşcinselliğin tedavi edilmesi ve cezalandırılması gerektiğine inanır ya da eşcinselliği reddederiz. Sonuç olarak, eşcinsellere yönelik olumsuz duygu ve tutumların ardında çoğunlukla kendi eşcinsel yanlarımızdan duyduğumuz korkular ve endişeler yatar.” ( kaosgl’den alıntıdır)

İmza D.

Evoke diye bir oyun
6.Mart.2010

Dünya Bankası Enstitüsü ve içerik ortakları, çocuklar ve gençler için bir online oyun geliştirmişler. On aşamalı ve on hafta süren oyun ile çocuklar ve gençlere değişik bilgi ve beceri kazandırmak amaçlanıyor. Oyunu oynayıp dünyada sıralamaya giren çocuk ve gençler, Washington DC’deki oyunun da adı olan EVOKE Zirvesi’e katılabilecekler ve dünyanın ileri gelen sosyal yatırımcılarıyla çalışabilecekler!

Evoke oyunu 3 Mart 2010′da başladı! Oynamak icin: www.urgentevoke.com

İmza D.

Tadilat, bebek odası, peşi sıra ev sadeleştirme operasyonu
5.Mart.2010

İnsan tadilatı fasılalarla yaptırınca, devamlı kendini evde boyacılar/ yerde naylonlar/ ahşapların üzerinde toz tabakaları ile çevrili bir ortamda buluyor. Malum ikinci bebek baştan beri iflahımızı kesti, bir son numara daha çeker, tut ki erken gelir, odayı da yapamadık gibi kaygılarla, sonra sinirler zıplamasın diye düşünerek Şubat sonu, Mart başı gibi, dışarısı kış kıyametken tadilata başladık. Neyse ki, her eve lazım bir ustamız var. Adamcağız odayı yalıttı, alçıladı, boyadı işi üç günde bitirdi.

Yaş da kemale erdi, çocuk da ikinci çocuk, onun için bu sefer ay orasının kumaşı nasıl olsun, burası nasıl olsunu fazla kasmadım. Tüm kumaş işlerini bir günde gayet hesaplı bir şekilde hallettim. Terziyi de ayarladım. Üstelik  evdeki tüm eski yastıkları da geri dönüşüm amaçlı terziye bıraktım. Kullandığını kullan, gerisini görmek istemiyorum şeklinde. Üç bavul giyecek / ayakkabı/ bebek eşyası/ oyuncak / havlu çarşaf (evde işe yarayacak herşey) ise mültecilere dağıtılmak üzere, Sığınmacı ve Göçmenlerle Dayanışma Derneğine (0 312 427 55 83) iletilmek üzere ayrıldı. Üniversite öğrencisi kızlar için ise “iki senedir giymediysem bavula” kriterine göre toparlanan kılıklar, ayrı yere kondu. Evde bir garip sadeleşme oldu. Benzer bir faaliyeti de yeni evlenen kızlar için yetiştirme yurtlarına gönderilmek üzere yapacağım. Yani evde maksimum kullanılanlar dışında pek eşya bırakmaya niyetim yok.

Haftaya Cumartesi’ye kadar, tüm düzeni eski haline getirip, hazırlıkları da tamam edip, doğum  öncesi kendimi biraz deniz  kenarı yerlere atmayı planlıyorum. Ama geçen seferki gibi 8 aylık hamile karnımla Bozcaada’da konaklayıp, ya şimdi sancı tutarsa anakaraya nasıl döneceğiz, yahu burada öğleden sonra gördüğüm tek göz odalı sağlık ocağı dışında bir sağlık kuruluşu var mıdır diye tüm geceyi ayakta geçirmeye niyetim yok. Daha temkinli gezeceğiz. Ama önce baharın biraz  yüzünü göstermesi lazım. Mart’ın 20’si olsun biz yola çıkarız ufak ufak, kafamızda minik ama keyifli bir-iki parkur var.

Fotoğraf buradan.

İmza D.

Takıntı
12.Şubat.2010

Selçuk Erdem’den:)

İmza D.

Evdeki kabloları, elektronik aletleri nereye atmalı?
10.Şubat.2010

Bizim evde bir teknolojik  alet mezarlığı var. Yüksek teknoloji yaşayıp, her yeni çıkan zamazingoyu edindiğimiz için değil. Bir şekilde bizim evde neye ait olduğunu bilmediğimiz, neyi çalıştıracağını tahmin edemediğimiz  bir sürü kablo, nokta vuruşlu printer, dev gibi kasalı bir bilgisayar, eski televizyonlar, telesekreterler, şarj aletleri, telefonlar gibi yıllarca üst üste eklenen bir sürü hırdavat birikiyor. Arada millete hibe ettiklerimiz de cabası. Bu kablo/hırdavat/çalışmayan bilgisayar cesetlerinden kurtulmanın bir yolu varmış, sağolsun Alev diye bir arkadaşımız yol gösterdi. Evciler Kimya isimli Çevre Bakanlığı onaylı firma (Eminim böyle başka firmalar da vardır.) bunları geri dönüştürmek üzere topluyormuş. Belki birgün bir işe yarar…

İmza D.

Kardan kedi
29.Ocak.2010

WinterTree_wlFotoğrafın kaynağı burası

Dün bir uyandık ki bizim site Abant’da Kış manzarası gibi olmuş. Saat10′da toplantım olduğu için, başımdan aşağı kaynar sular döküldü tabii. Toplantı  bizim eve yakın bir mekanda olsa da, ufaklığı şehirde oturan anneme bırakıp, geri dönmem lazım. Üstelik annemlerin sokağının başında, hiç yüzleşmek istemediğim hatrı sayılır bir yokuş var. Benim surat düşünce, sağolsun bizim bey olaya el attı. Ailecek yollara düştük. Evden 200 metre uzaklaşabildik. Sitenin ağzındaki minik yokuşa hamle yaptık ki olmadı. Bir daha hamle yapmak gerekti, bir daha ve bir daha derken artık bir noktada durumu kabullenmek icap etti. Eve dönme kararı aldık. Bu arada çay demlenene kadar bizim ufaklık babayla bahçede kartopu oynadı. Battı çıktı. Çizmeler ıslandı. Zaten zorla ikna edip giydirdiğim kalın eşofman kılıklar heba oldu. Son zamanlarda her giyinme seansı “neden o gün etek giymememiz gerektiğine ilişkin” (hava soğuk, her gün etek giymek gerekmez, insanlar pantalonluyken de bizi sevebilir, pantalonlu kızlar da güzel olabilir, temiz uzun çorap yok, yarın giyeriz, vs.) bir tartışma ortamı yarattığından, çok yorucu geçiyor. Neyse, bu sefer fazla sıkıntı yaşamadık. Mükellef  kahvaltımızı da ettik, 9:20 gibi, bazı site sakinlerinin siteyi araçla terk edebildiği haberi üzerine hırs yaptık, tekrar yola düştük. Bu sefer sıkıntı fazla olmadı, ana yola çıkmak mümkün oldu. Oradan da toplantı noktasına ulaşmak 45 dakikadan fazla aldı, ama geç kalmanın mazur görüleceği bir gündü, kasmadım :) . Dönüşte de ufaklık  babanın etrafında olduğundan, toplu taşıma araçlarına hamle yaptım. Bizim evin 3 km yakınına kadar ulaşabildim. Sonra zaten vasıta yok. Benim çekirdek aile gelip beni toparladı…

Bu arada otobüste seyir esnasında hamilelik avantajını kullanamadım, çünkü oturanların bakış açısına girmeyi başaramadım, tüm yol ayakta gittim. Ayaktakiler ellerinden geleni yaptılar zaten sağolsunlar. Buradan tutunun, yok buradan da tutunun gibisinden. Biraz dengesiz bir imaj sergiliyordum herhalde. Akşam olduğunda ise tek tasam bahçede beslediğimiz kedilerimizin durumu idi. Çoktandır ortada görünmüyorlar:( Hala hayattalarsa, onlara yalıtımlı bir kutu yapacağım. Bir de haftasonu ufaklığa kardan adam (kardan kedi veya kardan kadın da olabilir) sözü verdik. İnşallah yeteri kadar kar kalır.

snow_cat_michael_byrne_300x400

Fotoğraf buradan.

İmza D.

Pembeye son
16.Ocak.2010

190Bugün Hürriyet’in Cumartesi ekinde gördüm, içime sular serpildi. Birileri kız çocuklarda pembe çılgınlığının önüne geçmek için örgütlenmiş. Pink Stinks hareketinin temsilcileri Emma ve Abi Moore, pembe sayesinde kız çocuklarına dış görünüşün zekadan daha önemli olduğunun pompalandığını savunuyorlarmış. Sonuna kadar destek veriyorum. Sadece dış görünüş odaklı beyinsiz kadınlar yaratmayı amaçlıyor imajı veren piyasadaki tüm prenses malzemelerini, pembe aksesuarları, pembe plastik topuklu terlikleri, saç tasarım setlerini hepsini, hepsini protesto ediyorum.

Kız çocuklarının doğaları gereği süslü olmaları gerektiğini savunan yakın çevreme duyurulur.

İmza D.

Neden yazamazlar?
12.Ocak.2010

untitled

Yazarlar: D. - G. - B.
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin