SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Kitap yazılarına devam
8.Mart.2012

Yaklaşık iki ay önce, kitap okuyup,  sonra biraraya gelip konuşan bir gruba dahil oldum.  İlk toplantılarına gidemeyecektim, bir arkadaşa rica ettim  “hangi kitabı  okuduklarını bana bildir” diye. O sıralarda da İstanbul’dayım.  Soruyorum, soruyorum Mary Shelly’nin Frankenstein’ı hiç bir yerde yok.  Girmediğim yer kalmadı, bana her türlü  Frankenstein’ı çıkarıyorlar orjinali  yok. Bu arada da “yahu hep böyle şeyler okuyacaklarsa işimiz var” da demiyor değilim. Girdiğim bir yerde görevli çocuk “durun  yahu bulalım benim en sevdiğim kitaptır” falan deyince biraz heyecan yapmaya başladım.

Nitekim, gerçekten çok güzelmiş. O canavarın  ( ki adı da Frankenstein değil- adı yok aslında)  meğersem ne kadar iç parçalayıcı bir hikâyesi varmış. Ne kadar sevilesi bir şeymiş meğersem. Öte yandan  kanımca “ayy  önyargılı olmak  ne kadar fena”  falan dedirtmesi gerekiyor kitabın  ama  o ucube karşımıza çıksın da bakayım önyargıdan  sıyrılalım, zor o iş.   Biraz tanımak sevmek lazım diyeceğim ama o da zor iş:)

Okurken de kitap evde ortalıkta dolaşıyor tabii, bizim  6 yaşındaki ufaklık  canavar resminden  olumsuz  etkilenmesin diyen olgun/ süper bilinçli  anne tavrıyla bizim kıza  hikaye anlatmaya başladım “bak” dedim ” süper bir roman okuyorum, bu canavar  çok iyi biri ama çok  çirkin onun için de hep yalnız kalıyor çok üzülüyor  ama kitap çok  güzel” vs.  “Ben biliyorum onu yaaa,  Scooby-Doo ‘da var o” dedi.  “Tamam” dedim.   “Zaten o kadar da çirkin değil”  diye de ekledi. Özetle çok güzel bir kitaptı,  bazı yerlerde yok artık  falan dedirtiyordu, doğru ama  tahminimden çok iyi çıktı.

 Sonraki kitap daha çağdaş birşey idi. Emma Donoghue’nin ODA’sı. Şu aşağıdaki haberi hatırlarsınız belki:

 “AVUSTURYA, 24 yıl boyunca kızını bodrumda kilitleyip seks kölesi olarak kullanan Josef Fritzl’in sapkınlığıyla çalkalanıyor. Babasından 7 çocuk dünyaya getiren Elisabeth Fritzl’ın (42) dramı, hastalanan 19 yaşındaki kızının üst kata çıkması üzerine ortaya çıktı. Çocuklarından üçünü “torunu” gibi yetiştiren baba Josef Fritzl, kızını mahzende alıkoyduğunu itiraf etti, ensest suçlamasını ise kabul etmedi. Üçü hiç günışığı görmeyerek bodrumda yaşayan 6 çocuğa DNA testi yapılıyor.”

 ODA’nın  hikayesi buna benziyor biraz ama  oldukça da farklı tabii.  Bir anne ile beş yaşındaki oğlunun hikayesi.  Oğlanın ağzından anlatılıyor hikaye ve aynı yaşlarda çocuğunuz varsa  insana daha fena koyuyor. Bir de çocuğun /kendi çocuğunuzun gözünden bakmaya başlıyorsunuz hayata. Geçenlerde  bir toplantıda biraz fazla kaldık. Salon içerisindeki hava ağırlaşmaya başladı  ve ben  bir odada yıllarca yaşamayı  hayal etmeye çalıştım.  Özetle tırıvırı şeyleri dert etmemek lazım. Çoook  güzel kitaptı. Arkadaşlar arası tedavüle soktum bile.

İmza D.


2 yorum  
  • Elifin Günlüğü diyor ki:
    23.Mart.2012 23:49

    Ne güzel! Okuma grubunuzu merak ettim.Selamlar

  • D. diyor ki:
    30.Mart.2012 11:19

    Heeyyy, bizi terk etmemişiniz:)))))))))))


Bir Cevap Yazın

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>