SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Sol elimle yazdığım yazılar – 2: Neden sol elimle yazıyorum?
8.Aralık.2010

Bana nazar değmiş (içtiğim kahvelerde de sinyalleri vardı zaten). Başıma gelen minik kaza sonrası geçmiş olsun‘dan sonra en fazla bunu duydum. Artık ben de inanıyorum. Zaten kelime enerji olduğu için, artık 40 kere telaffuz edildi, değmediyse de değmiştir. Ya da evren bir yere not etmiştir, bir ara gereği yapılacaktır. Katkılarından dolayı herkese teşekkür.

Olay şöyle oldu: Tam “Artık Gürcistan seyahat yazılarını yazmaya başlamalıyım, aradan beş ay geçti, yuh!” tipinde laflar etmeye başladığımız günlerdi. Kapalı havuza gitmek üzere hazırız. Bizim bir numaralı ufaklığın içinde mayo, üzerinde kot, elinde de havuz simiti var. Simite de ip bağlı, çünkü bir iki dakika evvel yere koyduğu simide oturmuş, babasına kendini çektiriyordu. Ben de sırt çantalarımıza son rötuşları yapıyorum.

İki numaranın mama kavanozu çıt çıkarmadan kırılıp, sağ el serçe parmağımın o dünya tatlısı orta boğumunu, Zorro’nun imzası gibi bir desenle paramparça etti. Hemen aklıma derin ven trombozu sebebiyle aldığım kan sulandırıcı iğneler geldi; allah dedim gurbette ölmek de varmış. Çünkü iğne kullandığım dönemde “parmağını kesme, ölürsün” şeklinde uyarılar aldığım olmuştu. İnsanın doktoru sıkça espri yapma çabasında olduğunda artık ne doğru, ne yanlış ucunu kaçırıyor. Anlık bir panik yaşadım, sonra son birkaç aydır iğne veya Coraspin’i kullanmadığım aklıma geldi. Zaten kanama da durur gibiydi. Yatıştım.

Hemen her işten anlayan bir tanıdığı aradık, sağolsun hemen geldi. 2 çocuk, 2 sağlam yetişkin, 1 yaralı yetişkin, bir de ip bağlı kırmızı simit şeklinde kapıdan fırladık. O anda özel sağlık sigortası kartımı almadığımı fark ettim. Ya yok gerekmez dendi. Hâlbuki sigortam yurt dışında da geçerli, ama şimdi hastanedeki muhabbetleri hatırladıkça o sigortanın neye yarayacağını anlatana kadar epey zorlanırdım diye kendi kendime gülüyorum.

Arabaya bindiğimiz anda malına çok düşkün büyük kızım, simidi bizim evin kapısının dışında bıraktıkları için babasına söyleniyordu, çalarlar onu oradan diye. Bizim kata kimselerin o saate çıkmayacağına ikna etmeye çalıştık kendisini. Yemedi. Eve dönene kadar söylendi. Benden çok simit için endişelendi. Eşimin anlattığına göre ben evde şakır şakır kanarken, kağıt havluyla yere damlayan kanları siliyormuş. Belki evde TV seyrederken daha dikkatli olmalıyız, kız çocuk dediğin biraz kandan korkar, yara görünce fena olur falan filan. Cidden eve döndüğümüzde ortada bir tane kan lekesi yoktu.

Gürcistan’da hastanelerin itibarı hiç iyi değil. Tiflis’te görev yaparken çocuklarını Rize’li bir doktora getiren bir tanıdığımız var. Allahtan Batum’da Medina diye yeni özel bir hastane açılmış da göreceli olarak iyi bir muamele gördüm. Hastaneye girdikten sonra çat pat Rusça yardımıyla elimi kestiğimi ve damar tıkanıklığı mevzuunu anlattık. Cerrah bulunana kadar bir allahın kulu yarama bakmayı akıl etmedi. Belki parmak koptu, evde unuttuk değil mi? İnsan bir bakmaz mı?

Operasyon, başlarda yaranın göbeğine yapıldığını tahmin ettiğim 3 iğne dışında acısız geçti. O ilk 3 iğne esnasında ise arkadaşımızın bacaklarımın üzerine bastırdığını hatırlıyorum. Azcık acıdı. Gerek araba kullanma teknikleri, gerek telefonuna olan aşırı yakın ilgisi çerçevesine 14 yaşında bir erkek çocuğuna benzettiğim arkadaşımız, operasyonun bir kısmını telefonuna kaydetti. Orada burada satışını yapıyordur eminim, ama anonim olduğumdan umurumda değil, bir tek elim gözüküyor.

Bu arada operasyon esnasında devamlı Grey’s Anatomy’i falan düşündüm. O aralar sıkça seyrediyordum. Öyle teknolojiler Gürcistan’da benim gittiğim yerde yoktu, o kadarını söyleyeyim. Acil servislerdeki o telaş bile insanı rahatlatabilir, benim için çırpınan birileri var diye. Orada telaş falan yoktu.

Operasyon esnasında doktorlara vucudumdaki bazı ufak dikişleri de göstermek suretiyle havamı attım. Lisede cama girdiğim sağ kol dikişi, bir otoparkta roller blade yaparken, yokuş aşağı hızla gitmeye çalışırken uçup çene üzeri yere konuşum.

Doktorlar da sıcaktılar, allah razı olsun, arada çok iyisin, çok iyi şeklinde gaz veriyorlar. Eve dönünce tendonu toparlat dediler. Tamam dedik. Antibiyotiği aldık. Bu arada Batum’da eczaneler 24 saat açıkmış onu öğrendik. Eve döndüğümüzde kızın simidi de yerindeydi, bir facia daha önlendi.

Ankara’da hemen el cerrahına gittim. Tendon ve sinir tahribatı olduğu tespit edildi. Derhal ameliyat oldum. 3 hafta alçıdayım. Annem yazık, 2 torun bakıyordu, bir tane daha eklendi gibi oldu. Sol elle zor da olsa arada işe gidiyorum. Alçının sivri ucunu sağ el gibi kullanarak yazı teknikleri geliştirdim. Mouse olayına çözüm bulamadım. Sargı bezleri de açık renk olmamalı bence, kir gösteriyor.

Alınacak dersler:

Cam, can dostu değil, nankör birşey, mesafe korunacak.

Sağlık sektörü sıkıntılı ülkelerde cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmamasına duacı olunacak.

Minik bebeklere daha bir dikkat edilecek, zor dayanılacak fiziksel acılar var bu alemde.

Babil filmini izlememiş olanlara, veterinerin müdahale sahnesi anlatılacak. Azami dikkat konusunda kamuoyu yaratılacak.

Mümkünse cerrah bir kanka ve anestezi malzemesi eşliğinde seyahat edilecek.

İmza D.

Derin ven trombozu ile ilgili yazımız  için burayı tıklayın.