SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Ortaçgil’i sever misiniz?
5.Mayıs.2009

ortacgil-konserÇok iyi bir Türkçe pop dinleyicisi olduğumu hiç mi hiç iddia edemem. Ama son iki yıldır ara ara kendimi yoğun biçimde Bülent Ortaçgil ve Teoman‘ın 2004 yılında birlikte verdikleri konser albümünü dinlerken buluyorum. Hiç ama hiç bıkmıyorum. Her türlü ruh halimde dinleyebiliyorum, usanmıyorum. “Bir şölen yaaa” diye millete anlatırken  yakalıyorum kendimi.

Çok sıkı bir Ortaçgil dinleyicisi değilim. Bu konser albümü sonrasında bazı albümlerini edindim, dinledim ara ara; ama açıkcası bu albüm kadar sevemedim. Gerçi bu yeteri kadar dinlemediğimden de olabilir. Bazı albümleri yeteri kadar  dinleyince, elden bırakamayacak kıvama geliyorsun. Konser albümünü  zaten baştan da sevmiştim, ama kaç kere dinledim cidden hatırlamıyorum. Öyle güzel ki..

Mesela “İstasyon İnsanları” en sevdiğim  şarkılardan. Eylül Akşamı da ayrı, ona da bayılıyorum.

Hiç bir neden yokken ya da biz bilmezken
Tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur.
Onca neden varken ve tam sırası gelmişken
Hiç bir şey yapmamış ve susmuşuzdur.

Aynı anda  başka insanlara
Seni seviyorum demişizdir
Mutlak  güven duygusuyla
Başımızı başka omuzlara dayamışızdır.

Sessiz Eller de harika. Daha bir sürü var. Dinleyin bir ara .

İmza D.

Bir anka kuşu
3.Mayıs.2009

Joaquin Phoenix çok sevdiğim aktörlerden.

joaquinphoenix3232

The Gladiator‘da ve U Turn‘de, çok sevmiştim oyununu. Geçenlerde Johnny Cash’in hayatını oynadığı ve Altın Küre kazandığı Walk the Line‘ı seyrettikten sonra kendisini bir kere daha takdir ettim. Bu film için  gitar çalmayı öğrenip tüm şarkıları kendi söylemiş. Kendi sesi mi değil mi diye filmden sonra epey tartışmıştık. Yine haklı çıktım:)  Üstelik Reese Witherspoon da bütün şarkıları kendi okumuş. İkisi de Oscar’a aday gösterildiler. Reese aldı gerçi, filmle ilgili bir söyleşisini okumak isterseniz buradan lütfen.

reesewitherspoonline110Joaquin, 2008 Ekim’inde bir daha asla film yapmayacağını duyurduğunda içim cızz etmişti. Zaten bir iki adam var peşinde olduğum onların da bu piyasadan elenmesini istemiyorum. Allahtan bu tip büyük sözlerin genelde tutulmadığına dair bir kanaatim var; onun için içim bir nebze rahat. Ama kendisi emin misiniz tarzında sorulara çok kızıyormuş. Röportajları yarım bırakıyormuş vs. Yani ciddi de olabilir. Bir resmini görmüştüm. Gywneth Paltrow ile oynadığı, son filmi Two Lovers‘ın galasına katıldığında parmaklarına good bye yazmıştı.dsc005413

Joaquin’in kardeşlerinin isimleri çok ilginçtir; Rain, Summer ve 93’de yüksek dozdan ölen River. Aile doğaya epey düşkünmüş. Çok ciddi ve faal bir hayvan hakları savunucu ve P.E.T.A. üyesi. Hatta vegan kendisi.

Özetle  bu kariyer bitsin istemiyoruz.

İmza D.

Leonard Cohen İstanbul yolcusu
29.Nisan.2009

Bianet‘in haberine göre box_worldtourİstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKS) Cohen’in 5-6 Ağustos  Cemil Topuzlu Açık Hava sahnesinde konser vereceğinin müjdesini vermiş.  Ben gerçi web sitelerinde bulamadım ama keşke doğru olsa. Rivayete göre biletler daha sonraki  bir tarihte satışa çıkacak. Gerçi resmi web sitesinde de İstanbul  görünmüyor ama biz bianet’in yalancısıyız.

Kanada’lı Cohen 70 küsür yaşlarında. 40 yıldan fazladır müzik yapıyor, şiir yazıyor. 1967 yılında çıkan  ilk albümü “Songs of Leonard Cohen“, Suzanne, So Long Marianne, Sisters of Mercy gibi klasikleri de ihtiva ediyordu. Bildiğim kadarıyla bir takım ruhsal sorunları oldu; 1990’larda uzun bir süre ara verdi müziğe ama 2000’lerin sonunda verdiği  Londra konseri albümü  olarak yayınlandı. Tanıdıklarımın %85’inin düğünlerinde çaldırma sevdasında olduğu “Dance me to the end of love”  bu albümün açılış  şarkısı.

dance-me-to-the-ned-of-love

Hakkında yüzlerce yazı kitap makale, inceleme var Cohen‘in. İlgililerini epey bir meşgul etmiş.

Everybody knows (Everybody knows that the plague is coming, everybody knows that its moving fast, Everybody knows that the naked man and woman is just a shining artifact of the past) ise benim en favori şarkılarımdan biri.

P.S. Resim ve bilgilerin bazılar leonardcohenfiles.com‘dan.

İmza D.

I Dreamed a Dream
20.Nisan.2009

11 Nisan’da “Britain’s Got Talent“e çıktıktan sonra ana haber bültenlerine dahi konu olan Susan Boyle’ı duymuş olduğunuzu tahmin ediyorum. Ben son zamanlarda bir kaç kere seyrettim. O kadar olağanüstü bir performans ki özellikle salonda olsa insan, ayaklarda alkışlamamak zor.

400

Gösterişsiz tipi, minik bir İskoç kasabasından gelmesi, kaba aksanı, yıllardır işsiz olması ve 47 yaşında olması,  jürinin oraya buraya göz devirmelerine sebep olsa da,  Les Miserables’den I Dreamed a Dream’i söylerken Susan’ın sesi bir tokat gibi iniyor surata.

Susan geçmişte irili ufaklı ses eğitimleri almış, bir iki müzikal için de hamleler yapmış ama genelde tipten kaybetmiş sanıyorum zira sesden kaybetmesi olası  görünmüyor. Daha önce Cry Me a River‘ı CD olarak çıkarmış  ama nedense hak ettiği sıçramayı yapamamış. 8 kardeşten biri. Hepsi evi terk etmişler, annesi 91 yaşında  ölene kadar ona bakmış. Hala da sanırım aynı evde 10 yaşındaki kedisi Peebles ile yaşıyor. Hüzünlendirdi beni.

Hakkındaki ön yargılara da dokundurmuş arada.  Kendi  sözlerinden,  çevirmeden aktarıyorum.

“Modern society is too quick to judge people on their appereances. ..There is not much you can do about it, it is the way they are. But maybe this could teach them a lesson, set an example.”

Nick Barron‘dan güzel de bir yorum okudum hakkında. Onu da orjinal bırakacağım.

“In her success, we see a phoenix rising from the ashes of dissappointment, sadness and hearth break. We see prosperity after recession. We see good trumping evil, and we see a restoration, albeit ever so slightly, to the belief that dedication and perseverance can pay off in the end.”

Bu yarışmada benim oyum olsaydı,  kesin Susan’a giderdi. .. Fan club’ı için tıklayın.

İmza D.

Mummy’s song list
18.Nisan.2009

Son on yıldır ofise uzak evlerde oturduğumdan sabah akşam arabada dinlediğim müzikler benim için önemli. Süper  bir müzik dinleyicisi olduğumdan falan değil.  Ama bir nebze seçici olmaya çalışıyorum. En basitinden; parazitli radyolara dayanamıyorum. Ayrıca reklamı abartan radyolara doğal olarak  sinirleniyorum, o  gün şanslarını kaybediyorlar. Ertesi gün unutuyorum. Gerçi gıcıklığına  reklamları aklımda tutup, ürünü almamayı hatırlama çalışıyorum  ama onları da genelde unutuyorum.  DJ’ler konusunda da sabır çıtam çok düşük,  genelde bildik CD’leri tercih eder buluyorum kendimi.

Neyse, bu bizim ufaklık araba yolculuklarına dahil olana kadar böyleydi. Sonra düzen yerle bir oldu. Şimdilerde haftalar, aylar, geçiyor biz hala aynı müzikleri  dinliyor oluyoruz.

İlk  bir yaşa kadar, parkuru mola vermeden tamamlayabilmek için kendimi “Ali Baba’nın Çiftliği”ni  defalarca söylerken ve her türlü hayvanın taklidini  abartarak yaparken buldum. Yüzlerce kere.  Onlarca hafta.

Sonra bir süre Türkçe çocuk şarkılarından bir CD bulduk. O yıl  bizimki, şarkıların sırası ve kaç kere çalınacağını  konusunda söz sahibi olmaya da başlamıştı. İki İnatçı Keçi olsun, Küçük Ayşe olsun, Baltalar Elimizde olsun  can-ı gönülden ezberledim.

Bu arada bir de “Bir Küçücük Aslancık“olayı var:  Bu şarkıyla ilgili geyik boldur. Cidden neydi bu şarkıyı yazan insanın kafasındaki acaba? Küçük Aslanın  babası savaşta vuruluyor, köyden kovuluyor. Bir de şöyle bir final var: “Bu şarkının sonu pek hoştur, şimdi söylersem boştur”.  Nasıl yani? Ne zaman söyleyeceksin? Bak kaç yaşımıza geldik hala Küçük Aslancıkla ilgili bir güzel haber alamadık.

Sonra bir heves Issız Adam‘ın albümünü aldık. Ayla Dikmen’i de 1-2 kere dinledik doğal olarak. Bu arada bizimki şarkıya sardı. Son 4-5 aydır kaç kere dinledim cidden hatırlamıyorum. Yol yarım saat sürüyor desek, şarkı üç dakika  desek, 10 kere gidişte, 10 kere gelişte. Günde 20 kere, haftada en az 5 gün.  İnsanın cidden  çocuğu arabada bırakıp  inesi geliyor bazen:)

les-choristes1Bir dönem de “Les Choristes” filminin müziklerini  dinliyorduk. Orada da iki şarkıya  takıntı geliştirdik. Çocukcağız  doğal olarak Fransızca  konuşmayı beceremediğinden, onlara da hızlı koro şarkısı, yavaş koro şarkısı  diye  isimler taktık ( Les Choristes anne ve baba için kod: 1. şarkı ve Compere Guilleri anne baba için kod 11. şarkı ).

41wcpxhevbl__ss500_1

Sonra hayatımıza Walt Disney’in çocuk şarkıları albümü girdi. Bu sefer  eleman  İngilizce şarkı isimlerini hatırlayıp, tekrarlayamadığından  sadece annenin anlayabildiği bir kod oluştu.  Mesela önce Hayvanat Bahçesi  şarkısına talep geliyor ( Old Mc Donald veya baba için kod: 14. şarkı)  sonra  sopalı şarkı (Three Blind Mice veya baba için kod: 3. şarkı ) sonra İngilizce şarkı ( sanki diğerleri Latince) (This Old Man veya baba için kod: 1. şarkı  gibi ).

Görüldüğü üzere ciddi  bir düzen, sıra var. Şarkı listesine aşina olmayan bir sürücü bizim arabada hayatta kalamaz. İstenen şarkı çalınmazsa ciddi  bir muhalefet oluyor.  İnsan direnecek  gücü kendinde bulamıyor, boyun eğiyor. Bir süre sonra zevk almaya başlıyorsunuz.  Ofiste fotokopi çekerken Minik Kelebek‘i  söylerken buluyorsunuz kendinizi. Öyle işte.

İmza D.