SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Tadilat, bebek odası, peşi sıra ev sadeleştirme operasyonu
5.Mart.2010

İnsan tadilatı fasılalarla yaptırınca, devamlı kendini evde boyacılar/ yerde naylonlar/ ahşapların üzerinde toz tabakaları ile çevrili bir ortamda buluyor. Malum ikinci bebek baştan beri iflahımızı kesti, bir son numara daha çeker, tut ki erken gelir, odayı da yapamadık gibi kaygılarla, sonra sinirler zıplamasın diye düşünerek Şubat sonu, Mart başı gibi, dışarısı kış kıyametken tadilata başladık. Neyse ki, her eve lazım bir ustamız var. Adamcağız odayı yalıttı, alçıladı, boyadı işi üç günde bitirdi.

Yaş da kemale erdi, çocuk da ikinci çocuk, onun için bu sefer ay orasının kumaşı nasıl olsun, burası nasıl olsunu fazla kasmadım. Tüm kumaş işlerini bir günde gayet hesaplı bir şekilde hallettim. Terziyi de ayarladım. Üstelik  evdeki tüm eski yastıkları da geri dönüşüm amaçlı terziye bıraktım. Kullandığını kullan, gerisini görmek istemiyorum şeklinde. Üç bavul giyecek / ayakkabı/ bebek eşyası/ oyuncak / havlu çarşaf (evde işe yarayacak herşey) ise mültecilere dağıtılmak üzere, Sığınmacı ve Göçmenlerle Dayanışma Derneğine (0 312 427 55 83) iletilmek üzere ayrıldı. Üniversite öğrencisi kızlar için ise “iki senedir giymediysem bavula” kriterine göre toparlanan kılıklar, ayrı yere kondu. Evde bir garip sadeleşme oldu. Benzer bir faaliyeti de yeni evlenen kızlar için yetiştirme yurtlarına gönderilmek üzere yapacağım. Yani evde maksimum kullanılanlar dışında pek eşya bırakmaya niyetim yok.

Haftaya Cumartesi’ye kadar, tüm düzeni eski haline getirip, hazırlıkları da tamam edip, doğum  öncesi kendimi biraz deniz  kenarı yerlere atmayı planlıyorum. Ama geçen seferki gibi 8 aylık hamile karnımla Bozcaada’da konaklayıp, ya şimdi sancı tutarsa anakaraya nasıl döneceğiz, yahu burada öğleden sonra gördüğüm tek göz odalı sağlık ocağı dışında bir sağlık kuruluşu var mıdır diye tüm geceyi ayakta geçirmeye niyetim yok. Daha temkinli gezeceğiz. Ama önce baharın biraz  yüzünü göstermesi lazım. Mart’ın 20’si olsun biz yola çıkarız ufak ufak, kafamızda minik ama keyifli bir-iki parkur var.

Fotoğraf buradan.

İmza D.

Gene tadilat, gene tadilat
13.Eylül.2009

housepaintingGeçen hafta başı bizde gene tadilat başladı.Kış geceleri burnumuzun ucunun donduğu yatak odamıza yalıtım yaptık. Bu sefer kısa sürecek diye, bir nebze rahattık. Öyle olmadı. Aklımızca her türlü önlemi aldık. Eşyaların falan üstünü örteceğimiz naylonların bini bir paraydı. Para etmedi. Etraf battı.

Zulalara sakladığım, üstünü örttüğüm dizüstü bilgisayarın her tuşundan ayrı bir gıcırtı vıcırtı sesi geliyor. Toz ve inşaat  pisliği  bizim evi terk etmek istemiyor. (Banur fotoğraf makinası tertemiz merak etme, onu gözüm gibi saklıyorum.)

Bu arada tadilatın ortasında bir gün, bir duvarda iki renk kullanacağımız için boya almak gerekti. Kırık beyaz rengi alırken, beğendiğim ton ile makinanın yaptığı karışım -yemin ediyorum- birbirini tutmadı. Bizim elimize verilen sarı tonu bir beyaz oldu. Benim şafak attı. Çünkü evlendiğimizden beri badana seçimlerinde genel bir  çuvallama durumu sözkonusu. Adamın kağıda sürüp elime tutuşturduğu rengi bütün beyazların (beyaz duvar, beyaz tahta, beyaz perde, beyaz halı) yanına tutup Bauhaus’ta sağa sola bakınmaya başladım. Normal olmadığının farkındaydım, ama elimde değil. Resmen sarı kalıyor bize verilen. Dokunsan ağlayacam. Sonra kocam  elimden kağıdı kaptı. Ben cebine soktu sandım. Neyse dedim, şimdi olayı büyütmeyeyim, eve gidince yok ahşabın, üzerine, yok beyazın üzerine koyup  kendimi bir daraltmaya/bir rahatlatmaya devam ederim. Eve geldik, istedim vermedi. İddiasına göre kağıdı atmış. Yemedim tabii ama ses etmedim. Benim sıyırma potansiyelimi önceden fark edebiliyor, tecrübeli  kendisi. Zaten eve gelince tüm stresim geçmişti. Aman ya dedim, beyaz boya en fazla ne kadar farkeder.  Gerçekten de duvara vurunca tam istediğimiz ton oldu.

Cuma sabahı tadilat resmen bitti. Akşam eve o kadar motive geldim ki. Bu akşam kaçta yatmam gerekirse gereksin evi temizlemeden yatmak yok gibi, dev gibi laflar ettim. Kocam  güldü, yetiştiği kadar artık falan diyerek aklınca beni hakir (hakir miydi o laf?) gördü. İş bitsin senin de ifadeni alacam, diye aklıma not düştüm. Ona da kızı oyalama görevi verdim. Saat 23:30’da herkes (kız dahil) duşunu almış yatmaya hazırdı. Millet bunun için eve temizlik şirketi çağırıyor diye kendimle gurur duydum. Pazartesi sabahı da yardımcımız gelecek. O da artık yalar yutar evi. Bir daha bir kaç sene bana tadilat diyeni buradan Yeni Zelanda’ya kadar kovalarım (Dış ses: Kadının aklında dünyanın dört tarafını bir vesileyle gezmek vardı).

İmza D.