SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
ODA-Emma Donoghue
31.Mayıs.2012

 

Bizim kitap  kulübü tayfasıyla Frankenstein sonrası ODA‘yı okuduk.

Çok, çook beğendim ben. ODA’nın hikayesi söyle;  Adamın biri  genç bir kızı  bir odada tutsak  tutuyor.  Bir sure sonra kadının  bebeği oluyor ve bir şekilde bebekle birlikte hayat devam ediyor.  Sadece o odayı tanıyan çocukcağızın çok farklı bir bakış açısı var tabii. Biz hikayeyi onun ağzından dinliyoruz. Odada olduklarını sadece  onları tutsak eden adam biliyor. Ve insanın aklına bin tane soru geliyor. Normal bir havalandırma yok mesela.  Geçenlerde kalabalık bir toplantıda hava ağırlaşmaya başladıkça hep onları düşündüm. Odaya giriş ve çıkış şifresini sadece adam biliyor, dolayısıyla adamın odanın içinde ne pahasına olursa olsun öldürmek gibi bir seçenek yok. Adam dışarıda bir şekilde ölse onlarda içerde eninde sonunda ölüme mahkum. Bir de bana en fazla günün belli zamanları gökyüzüne bakan tek pencerenin yanında durup  duyulma ümidiyle deliler  gibi bağırmaları dokundu. 

Websitesi var ziyaret edin.

İmza D.

 

Kitap yazılarına devam
8.Mart.2012

Yaklaşık iki ay önce, kitap okuyup,  sonra biraraya gelip konuşan bir gruba dahil oldum.  İlk toplantılarına gidemeyecektim, bir arkadaşa rica ettim  “hangi kitabı  okuduklarını bana bildir” diye. O sıralarda da İstanbul’dayım.  Soruyorum, soruyorum Mary Shelly’nin Frankenstein’ı hiç bir yerde yok.  Girmediğim yer kalmadı, bana her türlü  Frankenstein’ı çıkarıyorlar orjinali  yok. Bu arada da “yahu hep böyle şeyler okuyacaklarsa işimiz var” da demiyor değilim. Girdiğim bir yerde görevli çocuk “durun  yahu bulalım benim en sevdiğim kitaptır” falan deyince biraz heyecan yapmaya başladım.

Nitekim, gerçekten çok güzelmiş. O canavarın  ( ki adı da Frankenstein değil- adı yok aslında)  meğersem ne kadar iç parçalayıcı bir hikâyesi varmış. Ne kadar sevilesi bir şeymiş meğersem. Öte yandan  kanımca “ayy  önyargılı olmak  ne kadar fena”  falan dedirtmesi gerekiyor kitabın  ama  o ucube karşımıza çıksın da bakayım önyargıdan  sıyrılalım, zor o iş.   Biraz tanımak sevmek lazım diyeceğim ama o da zor iş:)

Okurken de kitap evde ortalıkta dolaşıyor tabii, bizim  6 yaşındaki ufaklık  canavar resminden  olumsuz  etkilenmesin diyen olgun/ süper bilinçli  anne tavrıyla bizim kıza  hikaye anlatmaya başladım “bak” dedim ” süper bir roman okuyorum, bu canavar  çok iyi biri ama çok  çirkin onun için de hep yalnız kalıyor çok üzülüyor  ama kitap çok  güzel” vs.  “Ben biliyorum onu yaaa,  Scooby-Doo ‘da var o” dedi.  “Tamam” dedim.   “Zaten o kadar da çirkin değil”  diye de ekledi. Özetle çok güzel bir kitaptı,  bazı yerlerde yok artık  falan dedirtiyordu, doğru ama  tahminimden çok iyi çıktı.

 Sonraki kitap daha çağdaş birşey idi. Emma Donoghue’nin ODA’sı. Şu aşağıdaki haberi hatırlarsınız belki:

 “AVUSTURYA, 24 yıl boyunca kızını bodrumda kilitleyip seks kölesi olarak kullanan Josef Fritzl’in sapkınlığıyla çalkalanıyor. Babasından 7 çocuk dünyaya getiren Elisabeth Fritzl’ın (42) dramı, hastalanan 19 yaşındaki kızının üst kata çıkması üzerine ortaya çıktı. Çocuklarından üçünü “torunu” gibi yetiştiren baba Josef Fritzl, kızını mahzende alıkoyduğunu itiraf etti, ensest suçlamasını ise kabul etmedi. Üçü hiç günışığı görmeyerek bodrumda yaşayan 6 çocuğa DNA testi yapılıyor.”

 ODA’nın  hikayesi buna benziyor biraz ama  oldukça da farklı tabii.  Bir anne ile beş yaşındaki oğlunun hikayesi.  Oğlanın ağzından anlatılıyor hikaye ve aynı yaşlarda çocuğunuz varsa  insana daha fena koyuyor. Bir de çocuğun /kendi çocuğunuzun gözünden bakmaya başlıyorsunuz hayata. Geçenlerde  bir toplantıda biraz fazla kaldık. Salon içerisindeki hava ağırlaşmaya başladı  ve ben  bir odada yıllarca yaşamayı  hayal etmeye çalıştım.  Özetle tırıvırı şeyleri dert etmemek lazım. Çoook  güzel kitaptı. Arkadaşlar arası tedavüle soktum bile.

İmza D.

Last Night in Twisted River ve diğerleri…
1.Kasım.2011

 

Geçen hafta İstanbul’da iş seyahatinde iken beraber gittiğimiz bir arkadaş ile İstiklal’de kitapçı karıştırıyorduk. Ben o sıralar John Irving’in Twisted River isimli kitabını bitirmeye uğraşıyorum, elimden bırakamıyorum (hatta, o gün katıldığım sempozyumda arada kitabın son sayfalarını bitirmek amacıyla kendime dosyalardan barikat yaptığımı itiraf etmeliyim. Kimsenin fark etmediğini tahmin ediyorum. Özellikle televizyon kameraları salonu terk ettikten sonra kitabı çıkardım zira akşam haberlerinde basının ” bak nasıl sevimli bir şey yakaladık, kız sempozyumda kitap okuyor” diye gösterebilecekleri, uyuklayan sempozyum dinleyicisine benzer bir görüntü vermek istemiyordum.)

Neyse arkadaşım John Irving kimdi ya? dedi. The World According to Garp‘ın yazarı dedim, zira en bilinen kitabı o herhalde. Arkadaşım da hatırladı, ver onu bana bitirince dedi. Ama aynı akşam yemek yediğimiz kuzene kitabı bırakınca arkadaşa başka bir kitabını getirmem gerekti. Bu arada başka bir arkadaşa da John Irving’e giriş babında, onu  ürkütmeyecek başka bir kitap getirmeyi vaat etmiştim.Dün iki kitabı da sabah unutmayayım diye yatınca haliyle John Irving rüyama girdi.Rüya  şöyle;  Irving bir otelde konuşma yapıyormuş. Biz de eşimle oradayız. Ben kendisinin çıkan her kitabını edinip ( biri hariç) okuduğum için, hastasıyım, en önlerde saf tutmuşum. Bakıyorum adamın sol kolu normal bir kolun yarısı uzunluğunda. Allah diyorum adamın bin tane resmini gördüm yoktu böyle bir olayı, zira kendisi eski güreşci, sporcu vs. Neyse, o mevzu geri planda kalıyor, bir sohbet ortamı da oluyor. Ben tüm kitaplarınızı okudum, falan filan, şu kitapta da söyle yazmıştınız vs diyorum. Adam ayy canıımm gibi bana şefkat duyan, hiç ecnebi işi olmayan bir sesle onu da mı okudun diyor? Ben de yaaa hepsini okudum  diyorum diye cevap veriyorum. Biraz isyan ediyorum yahu biz beş saattir ne anlatıyoruz gibisinden, detaylıca açıklıyorum: Bir tek diyorum Son of the Circus’u bitiremedim ingilizcesi çok ağır geldi bir de diyorum Until I find You ‘yu daha piyasaya çıkmadan 6 ay önce sipariş edip okuyamadım onu da okuyacağım en yakın zamanda. Bir de çok gençken okuduğum için konusunu hiç hatırlamadım bu vesileyle benim açımdan sıfır kilometre kitap gibi tekrar okuyabileceğim 1-2 kitap var demiyorum. Rüyayla ilgili hatırladığım başka bir şey yok. Meşhur görmek iyidir, hayırdır inşallah diyorum. Bana bir yerden para gelecek, super seyahatlere çıkacağım, şeklinde yorumluyorum ki öyle çıksın. Rüyaları neye yorarsanız ona çıkar, kulağınıza küpe olsun, onun için şom ağızlılara rüya anlatırsanız kendi kendinizi yakarsınız.

Durum bu. Özetle ilk arkadaşıma The Fourth Hand, Diğerine ise Trying to Save Piggy Sneed isimli hikaye derlemesini getirdim.

 

Wickipedia‘da Irving’i okurken şunu fark ettim,  sevindim; herkese döne döne Irving anlatırken sıklıkça adamın hep aynı temaları kullandığından bahsederim. Hakikaten böyle bir şey varmış, sağolsunlar tablosunu bile yapmışlar. Bu arada adamın 2012 de bir kitabı daha çıkacağını tespit ettim:) In One Person.

 

Title

New England

Prostitutes

Wrestling

Vienna

Bears

Deadly accident

Absent Parent

Film-making / Screen Writing

Writers

 

Setting Free the Bears

 

 

 

Y

Y

Y

Y

 

Y

 

The Water-Method Man

Y

Y

Y

Y

 

 

 

Y

Y

 

The 158-Pound Marriage

Y

 

Y

Y

 

 

 

 

Y

 

The World According to Garp

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

 

Y

 

The Hotel New Hampshire

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

Y

 

The Cider House Rules

Y

Y

Y

 

Y

Y

Y

 

Y

 

A Prayer for Owen Meany

Y

Y

 

 

 

Y

Y

Y

Y

 

A Son of the Circus

 

Y

 

Y

 

Y

Y

Y

Y

 

A Widow for One Year

Y

Y

 

 

 

Y

Y

 

Y

 

The Fourth Hand

Y

 

 

 

 

Y

Y

 

Y

 

Until I Find You

Y

Y

Y

Y

 

Y

Y

Y

Y

 

Last Night in Twisted River

Y

                 

Şiddetle tavsiye. Hem de hepsi:):):)

İmza sadık okuyucu D.

 

 

İskender
17.Ağustos.2011

Kontrast isimli blog‘da dendiğine göre Elif Şafak’ın romanları birbirleriyle görünmez köprüler kurarmış. Ben çok sayıda kitabını okumadığım için bu değerlendirmeyi yapamıyorum ama doğruysa ( ki herhalde doğrudur) benim  çok hoşuma gider.  İskender, bol olaylı ve bol karakterli, dolu dolu bir kitap, beni epey meşgul etti. Kitap Güneydoğu Anadolu’da bir köyde, İstanbul’da, Londra’da ve Abu Dabi’de geçiyor.Bir kaç hikâye bir arada ilerliyor. Kitap bittikten sonra da günlerdir devamlı kitabı düşünürken buluyorum kendimi. İmkân olsaydı elimden bırakmadan bitirirdim ama iki çocukla tatil yapmaya çalıştığımızdan bitirmesi gereğinden fazla sürdü. Ondan önce de Firarperest’i okumuştum, bunun kadar olmasa da onu da beğenmiştim.

En favori karakterim İskender’in cezaevinde tanıdığı Zişan. Pakistanlı galiba emin değilim. Zişan saatlerce konuşsun, anlatsın ben de oralara bir yere kıvrılıp dinleye dinleye uykuya dalayım istiyor gönlüm. “Sen nasıl görürsen odur hakikat” diyor mesela Zişan veya ” İnsan yüreği soba gibi. Sıcaklık üretiyor, enerji yayıyoruz. Ama başkalarını suçlayınca, onları karalayınca, dedikodu yapıp kem konuşunca enerji kaybolur. Yüreğimiz soğur”… Bir de haksız yere hapse düşmüşün denince “hayır Zişan özgür, hapsedilemez” gibisinden bir laf ediyor ama onu not almamışım bir daha da bulamadım, tam ifadesini yazamadım.

Uzun lafın kısası, millet ne derse desin son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi.

Baba ve Piç kitabı ile ilgili  postumuz için tıklayın.

İmza D.

Perihan Mağden – Yaz Kitabı
19.Temmuz.2011

Perihan Mağden’in köşe yazılarından oluşan ve iki cilt olarak düşünülen kitabının ilki olan Yaz Kitabı raflardaki yerini aldı.
Yukardakini okudum bir yerde ve hemen kaptım kitabı. Bir çırpıda okudum. Köşe yazılarını nadiren takip ediyordum, onun  için festival oldu bana. Buralara bir ara göz atarsa kendisine minicik bir serzenişim var. Bazen -şu anda tam olarak söylemek istediğime güzel bir örnek de aklıma gelmedi ama:( –  bazı ifadelerini biraz (birazcıcık) okunması zor buluyorum. Mesela şu “1” meselesi:
“Not: Ben yine 1 Edebi Gezi’ye çıktım. 98 Model Yazı bırakıyorum. Biraz ‘ayıp’ oluyorsa, affola.
Enseyi karatmayın!..”
Bir tek bu değil tabii ki:) benzer şeyler. Aslında ufacık şeyler.. Düşününce vazgeçtim bu serzenişten. Ama napalım, demek öyle yazmak istiyor.
Genelde kendisine hastayım. Kış kitabını bekliyorum. Daha önce hakkında yazdığım iki kitabını da buradan hatırlatmak isterim (Ali ile Ramazan ve Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?). Bu arada gezinirken Ali ile Ramazan hakkında bir yazıya rastladım. Ona da buradan ulaşabilirsiniz.
Biz  Kimden Kaçıyorduk Anne ara ara aklıma geldikçe beni derin bir  kedere boğan kitaplar listesinde üst sıralarındadır, alacağı olsun. Ama herşeye rağmen hepsini şiddetle tavsiye ediyorum.
İmza D.