SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Christopher Ciccone
17.Nisan.2009

madonna-at-cannesChristopher Madonna‘nın erkek kardeşlerinden biri. 49 yıldır hep onun gölgesinden şikayetçi olduğu için başlığa adını koymayalım dedim. Bakalım kaç kişi  küçük kardeşin adını biliyor.. Ama Christopher’ı Madonna’ya referans vermeden hatırlatmak   güç.  Öte yandan hep geri planda kalmaktan yakınan Christopher’ın yazdığı tek  kitabın Madonna ile ilgili olması da  ilginç tabii.

“Life With My Sister Madonna”   Christopher Ciccone

Christopher ne kadar şikayet etse de akrabalık bağlarını yeterince sömürdüğü bariz. 2003 yılında araları bozulana kadar Madonna’nın tüm  turnelerinde sanat yönetmenliği yapmış, tüm evlerini dekore etmiş. Bir eli yağda bir eli balda yaşamış. Araları bozulunca dur bir de kitap yazayım  diye düşünmüş sanırım uyanık. 

Kitap  başkası tarafından otobiyografilerden beklendiği  üzerine hem Madonna hem de hayranların tepkisini  çekti. Gerçi Madonna’nın hayranlarından  Christopher’a ne fayda var zaten.  Basından takip edebildiğimize göre  şimdilerde LA’da mütevazı bir dairede yaşıyor. Adamcağızın hayatının özeti bu.

Her ne kadar ablasının ününü sömürdüğünü düşündüğüm izlenimi versem de pek öyle düşünmüyorum. Kafam karışık:) Kitabı okudum. Sevdim Christopher’ı. Arada sırada, Madonna için şunu yaptım bunu yaptım, karşılığında şu kadar az para verdi muhabbetine giriyor ama  en fazla sorun ettiği mesele bu değil.

Annelerini  genç yaşta kaybetmişler ve sanırım küçük kardeş bunu aşamamış.  Ablaya çok hayran, düşkün vs. Sekiz kardeş olmalarına rağmen hep onun tarafından sevilip saygı  görmek sevdasında. Belki diğer kardeşlerine yoğunlaşsa daha mutlu olabilirdi.

madonnachris1

518k43jbnel__sl500_aa240_Ben  ilk albümlerine bayılmasam da Madonna’yı genelde sevmişimdir. Çok iyi  sahne şovları var,  tempolu. Ama tahmin edebileceğimiz üzere, kaprisleri de ziyadesiyle varmış tabi. Mesela dansçılarla yakınlaşıp,  turne bitince suratlarına bakmamak, babayı, kardeşleri  aramamak,  hep asistana arattırmak,  anneanneye para koklatmamak gibi.  Gerçi kimin kitabını yazmaya kalksanız  bu tip bir iki  yamuk bulunur eminim.

Kitapda Sean Penn ile evliliğiyle ilgili detaylar da var tabii. Hayranına ilginç gelebilir. Bir de ikinci kocası Guy Ritchie’nin ve yakın çevresinin homofobik olduğu intibahını ediniyoruz. Christopher bu konuda hassas, onun için ikinci enişteyle arası iyi değil.
Bir konuya hayran olmamak elde değil: Konseri oldugu  günler bile sabahları kilometrelerce koşuyor. Yani  fitness işini ciddiye alıyor. Zaten o kadar tempo, bir de şarkı soylemek  herkesin harcı değil.

Kitap sıkıcı değil. Hayransanız eğlenceli bile.  Amazon‘dan 20 dolar  civarı.

İmza D.

Into the Wild (Yabana Doğru)
10.Nisan.2009

itw-poster

Türkiye’de Yabana Doğru adı ile gösterilen Into the Wild, Chris McCandless’in yaşamından esinlenen 2007 yapımı bir Sean Penn filmi. Chris, 1990 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra 24.000 dolarlık bütün birikimini hayır kurumlarına bağışlayıp, cüzdanındaki parasını ve arabasını yakıp kimseye haber vermeden otostop yaparak Alaska’ya gitmeye karar verir. Into the Wild, Chris’in Virginia’dan Alaska’ya yaptığı yolculuğu anlatır.

Chris’in otostop yolcuğu sırasında tanıştığı karakterler, başına gelenler, yaşam mücadelesi ve güzel manzaralar çok etkileyici. Hangimiz yaşamın stresine isyan edip “çekip gitmeyi” düşünmeyiz ki? Ancak kaçımız cebimizdeki bütün parayı yakarak büyük bir cesaretle atılabiliriz böyle bir maceraya?

Chris, “mutlu olmak için insan ilişkilerine gerek olmadığını” düşünür, filmden en akılda kalıcı sözlerden biridir bu. Bir başka sahne de ormanda bulduğu elmayı “gördüğüm en muhteşem, en organik elmasın” diye zevkle yemesidir 🙂 Film boyunca insan bir başına dünyayı keşfetmeye özense de, sonunda “mutluluk paylaşılınca güzeldir” (Happiness is best shared) cümlesi büyük hüzün yaratır.

itw-chris

Chris’i oynayan Emile Hirsch tip olarak çok benzediği gibi çok iyi iş çikartmış. Yanda Chris’in ardından kendi makinesinde buldukları fotoğraf var. Film müziklerinde Pearl Jam’den Eddie Vedder’in parmağı olduğunu da söylemeden geçmeyelim, onun hüzünlü sesi “happiness is best shared” cümlesini hançer gibi saplıyor yüreğinize.

Filmin güzel bir video klibini için tıktık.

İmza B.

Sean Penn …
10.Nisan.2009

sean-madonna

Sean Penn klasik Hollywood aktörlerinden değil. Geçmişte Madonna ile kısa ve fırtınalı evliliği ve The Shangai Surprise gibi başarısız bir filme yapımcı ve aktör olarak imza atması, geçmişte ona hak ettiği krediyi vermeme engel olmuştu. Ancak son 10 yıldır onu yakından takip ediyor ve fazlasıyla takdir ediyorum. Ara ara onun filmleri ve özel hayatıyla ilgili bir şeyler yazmaya çalışacağım.

Bence daha yaşlı dursa da, Penn 1960 doğumlu. Annesi aktris Eileen Ryan ve babası yönetmen Leo Penn.  Leo, Litvanya ve Rusya kökenli Yahudi göçmeni bir ailenin oğlu. Annesi Eileen ise İtalyan ve İrlandalı asıllı, Romalı bir katolik.

Penn, Santa Monica doğumlu. Çocukluk arkadaşlarından ikisi tanıdık tipler,  Martin Sheen’in oğulları Charlie Sheen ve Emilio Estevez. Charlie Sheen’in rol aldığı Two and a Half Men‘in bir bölümünde Sean Penn konuk oyuncuydu. Demek oradan tanışıyorlarmış.  Gençliğinde hukuk okumak istemesinin sebebi,  babasının sendikacı ve hak savunucusu bir tip olması olabilir. Sonra su yolunu bulmuş ve Los Angeles’a gitmiş. İlk filmlerinden politik-drama The Falcon and the Snowman‘da (1985) canlandırdığı uyuşturucu müptelası devlet ajanı rolüyle çok tutulmuştu. Ben o sıralar gençtim, çok etkilenmiştim, iyi hatırlıyorum.

Sean Penn’i yeniden keşfim, Oliver Stone’un U-Turn filmine denk geliyor. Son yıllarda en sevdiğim filmleri: 2003 yapımı 21 Grams ve Clint Eastwood’un yönettiği Mystic River. (Beni kahreden iki filmdir.) All the Kings’ Men‘i de yakın zamanda seyrettim. 1950’lerin Louisiana’sında geçiyor. Bir belediye başkanını canlandırıyor, çok başarılı.

sean-penn-oscar-2009

En son Milk ile En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’ı da aldı. Sevimli bir konuşma yaptı, kapının önündeki eşcinsel evliliği karşıtı protestoculara fırça attı, vs. Ama doğrusunu isterseniz, bu benim en favori filmim değil.

Sean Penn zaten son derece politik bir kişilik. Savaş karşıtı ve sol görüşlü çizgisini sıklıkla belli ediyor. Ama işletmecilikten de geri kalmıyor. Bildiğim kadarıyla New York’ta Johnny Deep ve Mick Hucknall ile ortak olduğu Man Ray adında bir de Fransız restorana sahip.

Sean Penn, 1991’den beri birlikte olduğu ve 1996 yılında evlendiği Robin Wright Penn ile, evlenmeden önce Ross, California’da yaşıyordu. Ancak son zamanlarda Natalie Portman ile arasında bir yakınlaşma olduğu da konuşuluyor. En son Oscar töreninde, yanında Robin vardı. Son durumu takip edip, size haber vereceğim.

İmza D.